Çelişkilerin içinden doğan suçlu zevkin anatomisi: Zevklerimizden neden utanmalıyız?

Hayatta pek çok kimliğimiz var. Bazen yerine göre profesyonel mesleğimizi taşıyoruz. Bazen birinin annesi, kardeşi, eşi oluyoruz. Aynı zamanda bizi hayatın zehirli sarmaşıkları arasından çıkaran bazen çok saçma olduğunu bildiğimiz ama içten içe sevdiğimiz bazı zevklerimiz de var. Bu zevklerin tümü hayatta sahip olduğumuz bazı havalı ünvanlarla ve başarılarla eşleşmiyor hatta yeri geliyor çakışıyor bile. Hal böyle olunca biz de bu zevklerimizi her zaman kilitlediğimiz küçük bir defterde saklıyoruz. Hatta bu kilitli defterin adı bile var. Literatürde(!) bu kavramın adına “guilty pleasure” yani suçlu zevk deniyor.
Suçlu zevk kavramı en basit haliyle tüketmekten hoşlandığımız ama birilerinin öğrenmesinden de utandığımız her şey için geçerlidir. Her zaman bir kavramın toplumda yer aldığı ve biçimlendiği konumu sorgulayan biri oldum. Pek tabii bir zevkin suçlu olması, bir şeyi basitçe sevmenin yarattığı özgürlük alanının çok dışında yer alıyor.
Bir şeyi sevmenin gizlenecek ya da ondan utanacak özellikleri olduğuna neden inanıyoruz? Bu kendi fikrimiz mi yoksa toplumun genel düşüncelerinin bize kendimizi yetersiz ve düşük hissettirmesi mi? Bugün yine her cümleyi neden diye sorgulayacağımız biraz da sinirlenmenin serbest olduğu özgür bir alana geçiş yapıyoruz.
Bir garip kimlik karmaşası: Suçlu zevklerim benim hangi yönümü yansıtıyor?
Kimliklerimizi birbirine karıştırmadan yaşamak bir kişilik karmaşası yaratıyor gibi görünse de burada, toplumun demirbaş düşüncelerinin büyük rol oynadığını görüyoruz. Toplum farklı olan şeylere dar bir perspektiften bakmaya meyilli. Yarattığımız güçlü kimlik her neyse, bunu ne olursa olsun korumamız isteniyor. Peki kime ve neye göre güçlülüğümüz sarsılıyor?
Kendimi bir şeylere hayranlık duyarken ya da aynı filmi 500 kez izleyip suçlu zevkim bu diye kendimle dalga geçerken diğer bir yandan şunu düşünüyorum: Hayattaki varoluşumuz tek bir kimliğe sığar mı?
Sevdiğimiz bir şeyden utanmak ya da hor görmek kendi fikrimizse onu neden seviyoruz diye hiç düşündük mü? Eğer sevdiğimiz bir şeyden mutluluk duyuyorsak, küçümsediğimiz zevklerimiz kendimizi yetersiz bulmamıza da neden oluyor mu? Sevdiğimiz her şey karakterimizi tam olarak yansıtmasa da yine de bizim sosyal ve kültürel varoluşumuzun bir uzantısıdır.
İşte tam burada zevklerimizle aramıza eleştirel bir bakış giriyor. Inc’de yayınlanan bir makalesinde Minda Zetlin, izlediklerimizin kim olduğumuzu belirlemediğinin altını çizerek ekliyor;
"Spor müsabakaları başarılı iş insanları tarafından izlenirken, realite TV asgari ücretli kişiler tarafından izlenir klişesi var. Zamanınızı Kardashianları izleyerek geçirmeniz sizi işinizde daha aptal, daha az ahlaki veya daha kötü yapmaz. Söz veriyorum."
Bir rahatlama aracı olarak suçlu zevklerin toplumsal ağırlığı
Hepimiz hayatımız boyunca zeminden başlayarak yavaş yavaş oluşturulan toplumsal beklenti ağının birer parçasıyız. Öncelik olarak bize güvenenlerin, ardından bizi tanıyanların ve sonra da toplumun beklentilerini karşılamak zorundaymışız gibi hissediyoruz. Üstelik durum topluma göre 'yüksek kalitede' bir meslek sahibi olduğumuzda da bitmiyor. Bu sefer kimliğimizi koruyabilmek için, özgün benliğimizdeki ‘kusurlu tarafları’ saklamaya başlıyoruz.
Terapist ve Free Your Child From Overeating'in yazarı Michelle P. Maidenberg, PhD, "kendimizi tek boyutlu bir şekilde görmeyi tercih ederek, kendi imajımızın geri kalanıyla uyuşmayan kısımlarını reddediyoruz," diyerek kendimizi zevklerimizden nasıl soğuttuğumuzu özetliyor. Bütünleştirici bir psikoterapist olan, Dr. Victoria Harris ise, zevk aldığınız şeyler kimliğinizle doğrudan çelişiyor gibi göründüğünde, deneyimin özellikle tatsız hale gelebileceğini paylaşıyor.
Toplumda sadece zevk almak için yapılan eylemlerin mutlak bir tembellik içerdiği için küçümsendiği bir bakış açısı var. Sadece dondurma yiyerek televizyona bakmak gibi 'üretkenlik içermeyen aktiviteler' yaptığımızda kendimizi suçlu hissetmeye başlıyoruz. Neden mi? Çünkü toplumun zevk almakla ilgili koyduğu dikenli engellere çarpıyoruz. Bu duygusal engeller bizde küçük yaşlardan beri işlenmiş ‘zevk almak kötüdür’ inancını tetikliyor.
Guilty pleasure algısını, 'keyfim bilir' e çevirmeliyiz. Zevklerimizi kabul ettiğimizde kendimizde yepyeni bir kimlik keşfedeceğiz. Ehh bu da artık neyi sevdiğimizle dalga geçen insanlara biraz daha az hoşgörülü olacağımız anlamına gelebilir. Ama her zaman kibar bir şekilde söylenerek tüm mevzuyu bir anda kapatan cümleyi tekrar hatırlayalım: renkler ve zevkler tartışılmaz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Bensu Cangüler
Yazar - 20lik

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




