Çete diplomasisi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
MÜNİH - Sağlam ve ileriye dönük bir dış politika hala mümkün mü? Geçen hafta Münih Güvenlik Konferansı'nda bir araya gelen devlet yöneticileri, diplomatlar, istihbaratçılar ve akademisyenlerle konuşurken bu soruya evet cevabı vermekten şüphe duydum.
ABD-Çin ilişkilerini düşünün. Daha bir ay önce Çin Başbakan Yardımcısı Liu He, bazı gözlemcilerin Batı'ya yönelik bir “cazibe saldırısının” parçası olarak gördüğü uzlaştırıcı bir konuşma yaptı. Bunun ardından pek çok kişi ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in bu ay Çin'e yapmayı planladığı ziyaretin, Liu'nun Hazine Bakanı Janet Yellen ile kısa süre önce yaptığı görüşmeye ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Joe Biden'ın kasım ayında Bali'de yaptıkları baş başa görüşmeye dayanarak gerilimi daha da azaltacağını umdu.
Her iki tarafın da rekabete bir sınır koymaya istekli görünmesi, yanlış anlamalara ya da kazara gerilimin tırmandırılmasına karşı korunmak için daha sık temasa ihtiyaç duyulduğunun farkında olmalarından kaynaklanıyor. Ancak daha sonra Çin'in balonla izleme stratejisi, her türlü yumuşama fikrini sona erdirdi. Büyük zeplin ABD hava sahasında sürüklenirken, Biden yönetimi soğukkanlılığını korumaya çalıştı; ancak kamuoyu kısa sürede ulusal güvenlikle ilgili karar alma süreçlerindeki ağırlığını ortaya koydu.
Televizyonda, Twitter'da ve diğer medya kanallarında Biden'ı eleştirenler onun itidalini zayıflık olarak yorumladı. Çok geçmeden Blinken'ın Pekin gezisi ertelendi. ABD ordusu, ortaya çıktıktan bir hafta sonra balonu düşürdü ve ardından ABD hava sahasında tanımlanamayan üç cismi daha imha etti. Daha sonra, bu cisimlerin hepsinin büyük olasılıkla "iyi huylu" olduğu kabul edildi. Buna karşılık Çinli savunma yetkililerinin ABD'li mevkidaşlarının telefonlarına çıkmayı reddettiği bildirildi.
ABD, 'yakın tehdit' istihbaratı üzerine hareket etmiyordu. Herhangi bir günde havada binlerce balon süzülebilir ve ABD istihbarat topluluğu da söz konusu cisimlerin fiziksel bir tehdit oluşturmadığı konusunda hemfikir olabilir. Ancak Biden yönetimi Amerikan kamuoyunun gözünde güçlü görünme ihtiyacı hissetti ve şimdi ABD-Çin ilişkileri eskisinden de daha sarsıntılı bir zeminde.
Balonun düşürülmesi, George Orwell'in 1920'lerde Burma'da bir fili vururken yaptığı dokunaklı tasviri çağrıştırıyor:
Genç Orwell'ın eline bir tüfek tutuşturulur ve haydut bir fili avlaması söylenir, ancak hayvanın aslında oldukça zararsız olduğunu görür. Yine de, yerel halkın önünde kararlı görünmek için onu vurmak zorunda hisseder. "Benim tüm hayatım, her beyaz adamın Doğu'daki hayatı gibi" diye düşünür ve "Gülünç duruma düşmemek için verilen uzun bir mücadeleydi." diye de ekler.
Dünyanın iki süper gücü arasında açık ve dürüst bir diyalog hiç bu kadar gerekli olmamıştı. Ancak her zaman, özellikle de Twitter ve anlık haber uyarılarıyla yönlendirilen ve gerilimi daha da tırmandıran bir medya ortamında güç sinyali verme ihtiyacı diplomasiyi son derece zorlaştırıyor. Xi her ne kadar eleştirel medyadan ve iç muhalefetten korunuyor olsa da, o da asla geri adım atmaması için artan bir baskıyla karşı karşıya.
Jin Canrong gibi yüksek profilli Çinli akademisyenler giderek daha milliyetçi açıklamalar yapıyor. Örneğin, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy'nin Tayvan'a yapmayı planladığı ziyareti gerçekleştirmeye kalkması halinde uçağının düşürülmesini talep ediyor.
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Üyesi Wang Yi Münih'te bir araya gelen dış politika uzmanlarına hitap ederken lafı dolandırmadan konuştu. ABD’nin balona verdiği tepkiyi "inanılmaz, neredeyse histerik" olarak yorumladı. “Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden aşırı güç kullanımı teşkil ediyordu.” dedi. Konferans sırasında Blinken ve Wang arasında alelacele düzenlenen bir toplantı sadece karşılıklı suçlamaların artmasına neden oldu.

Getty Images
Günümüzün jeopolitik çalkantılarını anlamak için büyük güçlerin ve üst düzey stratejistlerin ötesine bakmak gerekiyor. Bunların yerine artık sürücü koltuğunda kamuoyu oturuyor gibi görünüyor. Ve bu küresel bir olgu. Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Sahra Altı Afrika'daki insanlar internete eriştikçe seslerini duyuruyor ve hükümetlerini, görüşlerini dış politika kararlarına dahil etmeye zorluyor.
Daha da önemlisi, Küresel Güney'deki insanların çoğu dünyayı Batı'dakilerden çok daha farklı görüyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi tarafından yapılan yeni bir ankete göre Avrupalılar ve Amerikalılar Rusya'ya karşı daha şahin bir yaklaşım sergilerken ve Ukrayna'nın tüm topraklarını geri almasını isterken, Çin, Hindistan, Türkiye ve (elbette) Rusya'daki insanlar, Ukrayna'nın yenilgisi anlamına gelse bile savaşın bir an önce sona ermesini istiyor.
Küresel düzenin şekli konusunda daha da büyük bir uçurum ortaya çıkıyor. Avrupalılar ve Amerikalılar, Çin ve Batı arasında bölünmüş iki kutuplu bir dünyanın ortaya çıkacağını ve diğer birçok ülkenin Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi "kararsız devletler" olarak işlev göreceğini öngörüyor. Ancak Çin'deki pek çok kişi de dahil olmak üzere diğerleri, dünyanın parçalanmaya doğru gittiğini ve birden fazla gücün nüfuz için yarıştığını düşünüyor. O halde soru, hangi rakip bloğun seçileceği değil, kendi çıkarlarını korumak için herkesle pragmatik bir şekilde nasıl çalışılacağıdır. Çoğu ülke, başkaları tarafından yazılmış bir melodiyi çalmak yerine kendi şarkısını söyleyebilmek istiyor.
Wang, Münih'teki konuşmasına bakılırsa bunu ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'ten daha iyi anlamış görünüyordu. Harris ve de diğer Amerikalı konuşmacılar dünyanın geri kalanını demokrasi fikrinin arkasında toplamaya çalışırken, aynı zamanda Rus savaş suçlarının yargılanması için mahkemeler kurulması çağrısında bulundu. Ancak bu söylem Doğu Avrupa'da ne kadar hoş karşılanırsa karşılansın, dünya genelinde pek çok kişiyi daha da yabancılaştırma riski taşıyor. Bu ülkeler sadece çifte standardın söz konusu olduğunu düşünmekle kalmıyor, aynı zamanda kendilerinin sebep olmadığı bir çatışmada taraf seçmeye zorlanmaları fikrini de yadırgıyorlar.
Buna karşın Wang, tüm ülkelerin kendi yollarını seçebilmeleri gerektiğini savundu ve hatta kurnazca "Avrupa'nın stratejik özerkliğini" desteklediğini ifade etti. Ukrayna için bir barış planı çağrısında bulunduğunda, Bayerischer Hof Konferans Salonu'ndaki ulusal liderler ve diplomatlardan çok dünyanın geri kalanına sesleniyordu. Rusya'nın toprak kazanımlarını sağlamlaştıracak bir ateşkesin Kiev için düşünülemez olduğunu ve bu nedenle ciddi bir öneri olmadığını mutlaka biliyordur ancak asıl amacı makul görünmek ve Ukrayna ile Batılı destekçilerini gerilimi tırmandırmakla suçlamaktı. Günümüzde tüm ülkeler - diktatörlükler bile - iç politikaya oynuyor ve gerçek diplomasi kenara itilmiş durumda.
Mark Leonard, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü, The Age of Unpeace (Barışsızlık Çağı) ve How Connectivity Causes Conflict (Bağlantısallık Nasıl Çatışmaya Neden Olur) adlı kitapların yazarıdır.
© Project Syndicate, 2023.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Devletler kalabalıklara oynadıkça diplomasi kenara mı itiliyor?
02 Mar 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


