Çevrim içi bir dünyada çevrim dışı kalmak

Yazı: Selen Nasırlıer
Günümüzün teknolojisiyle yapabileceklerimiz akıl almaz derecede büyük bir küreyi andırıyor. Merak ettiğimiz bir kelime mi var, arama motoruna girip saniyeler içinde aradığımız bilgiye ulaşıyoruz. Dünyanın öbür ucunda olsalar dahi sevdiklerimizle mesafeleri yok sayıp iletişime geçebiliyoruz. Hatta yeni neslin iletişim canavarları Z kuşağı olmak üzere günümüz insanı olarak sosyal medya kullanımıyla yeni iletişim yolları oluşturuyoruz. Peki gerçekten yeni iletişim yollarını etkin kullanabiliyor muyuz yoksa iletişim çağında iletişim kurmayı mı unuttuk?
Ocak 2020’de New York Post’ta yayınlanan habere göre Z kuşağı (1996 ve 2010 yılları arasında doğan bireyler) 7,7 milyarlık dünya nüfusunun %32’sini oluşturuyor. 2,47 milyar insanın içinde bulunduğu bu kuşak, yeniliklere hızlı adapte olma yeteneğiyle öne çıkıyor. Z kuşağı bireylerinin internet çağında doğduğunu düşündüğümüzde bu bireylerin iletişim kurmak için birçok imkâna sahip olduğunu anlamak güç değil. 20’liklerin de içinde bulunduğu bu kuşak, sosyal medya paylaşımlarından ürettikleri içeriklere kadar toplum üzerinde büyük bir etkiye sahip. Bu demek değil ki diğer kuşakların hiçbir etkisi yok. 21. yüzyıl insanları olarak 7’den 70’e herkes çevrimiçi dünyada bir yapboz parçasını oluşturuyor. Bu yapboz parçaları arasında Z kuşağını farklı yapan, karakteristik özellikleri arasında birçok kaynakta ‘communaholic’ olarak geçip Türkçe’ye iletişimkolik diye çevirebileceğimiz kişilik özelliğinin bulunması.
Bu özellik, Z kuşağının hem fiziksel dünyada hem de çevrimiçi dünyada ortak ilgi alanlarına sahip oldukları insanlarla kaynaşmasını kolaylaştıran büyük bir etken. Teknoloji çağının mesafeleri kısaltmasının bir sonucu olarak da Z kuşağı bireyleri dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar çevreleriyle iletişimde kalmaya önem veriyor. Böylesine güçlü bir iletişim yeteneğine sahip olan bir topluluğun gündelik hayatta çevrimdışı kalma olasılığını düşünmek kulağa komik geliyor değil mi? Düşüncelerini özgürce ifade edebilen Z kuşağı birebir ilişkileri söz konusu olduğunda nasıl bir sorun yaşıyor olabilir ki?
Amerikan Psikoloji Birliği (American Psychological Association) tarafından teknoloji ve yalnızlık arasındaki bağlantı üzerine yayımlanan bir yazıda artan sosyal medya kullanımının yalnızlık düzeyini azaltmasına rağmen, çevrimiçi ilişkileri yüz yüze ilişkilere tercih edenlerin yalnızlık düzeyinde bir azalma görülmediği belirtiliyor. Psikolog Louise Hawkley, çevrimdışı hayatlar yaşayıp, ek olarak çevrimiçi ilişkiler kuranların bazen daha bile yalnız hissedebileceğini belirtiyor. Farklı bir ülkede yaşayan bir anneanne ve dedenin, torunlarıyla sadece çevrimiçi bir ilişki sürdürmelerinin, yalnızlık seviyelerini düşürdüğünü ve bağlarını güçlendirdiği örneğini paylaşıyor. Üniversiteden oda arkadaşımın sözleriyle bu durumu açıklamak istiyorum:
“Sosyal medya üzerinden takipleştiğim X’i her gün ders çıkışı yurda dönerken veya yemek yemeye giderken görüyorum. Birbirimizin hikâyelerini izleyip fotoğraflarını beğeniyoruz. Sadece paylaşımlarını gördüğüm birini gerçek hayatta da tanıyormuş gibi hissettiğim için bazen X’e gülümseyip el sallamak istiyorum. Fakat daha önce X ile tek bir kelime bile konuşmadığımı fark etmemle onun nasıl tepki vereceğini bilemediğim için yoluma devam ediyorum.”
Z kuşağı olarak her hafta aynı sıralarda ders gördüğümüz öğrencilerin hikayâlerine cevap veriyoruz, kafede yan yana masalarda oturduğumuz insanları takip ederek fotoğraflarını beğeniyoruz. Bu şekilde çevrimiçi olduğumuzu düşünsek de aslında yüz yüze iletişimde çevrimdışı kalmıyor muyuz?

Danny Diamonds
Yeni Terim: İletişimde Çevrimdışılık
İletişimkolik olarak ifade edilen bu kuşağın iletişimlerinde yaşadığı sorun, teknoloji sayesinde sosyalleştiklerini düşünürken yüz yüze etkileşimlerin değerini fark etmeyip gerçek ilişkilerden uzaklaşıyor olması. Yüz yüze etkileşimlerin yanında sosyal medya kullanımının insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri yadsınamaz olsa da yüz yüze etkileşimlerden uzaklaşmak kişileri sanıldığının aksine iletişimde çevrimdışı bırakıyor. Üzerine düşünüp ‘iletişimde çevrimdışılık’ olarak adlandırdığım bu durum Z kuşağı ile diğer kuşaklar arasında yaşanan çatışmaların da açıklayıcısı olabilir. Bu çatışmaları en aza indirmek için Z kuşağına yüz yüze etkileşimlerin değerini fark ettirmek güzel bir başlangıç olsa da diğer kuşakların da günümüz gerçeklerini reddetmeden teknolojik gelişmelere uyum sağlamaya çalışması toplumdaki iletişimin anahtar noktasını oluşturuyor.
Son dönemde pandemi etkisiyle bireylerin yüz yüze etkileşimlere her zamankinden daha çok ihtiyaç duymasıyla insanlar sosyal medya üzerinden yapılan gündelik yazışmaların yerine karşılıklı samimi sohbetleri tercih etmeye başladı. Bu durum birçok bireyi iletişim konusunda isteklendirse de psikolojik olarak bir anda yeniden sosyalleşmek düşünüldüğü kadar kolay olmayabilir.
Teknoloji ve sosyal medyanın Z kuşağı üzerindeki etkilerine pandeminin eklenmesiyle bu kuşağın sosyal bağların gelişmeye en açık olduğu genç yetişkinlik dönemini olağanüstü koşullarda geçirdiklerini (geçirmeye devam ettiklerini) hatırlamak gerek. Bununla birlikte Z kuşağının hızlı adapte olma yeteneği, sürece olumlu katkıda bulunarak bu kuşağın neden iletişimkolik olarak adlandırıldığını hatırlatmada yardımcı olabilir.
Z kuşağı olarak sadece biraz kafamız karışmış olabilir mi, ne diyorsunuz?
Pandemi sonrası sosyalleşmek üzerine bir yazı: Nasıl yeniden güvenle sosyalleşeceğiz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Selen Nasırlıer
Ekonomi lisansından artakalan zamanlarımda (!) içerik üreticiliğiyle ve radyo yayıncılığıyla ilgileniyorum. Günün yirmi beş saatini kahve içerek, müzik dinleyerek ve çevremdekilerle "Bir renk olsaydın hangi renk olurdun?" gibi sorular üzerine düşünerek geçiyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




