Cinayetler, kavgalar, silahlar: Şiddet sarmalında bir ülke

Kutuplaşma siyaseti sadece “onlar-bizler” sonucunu üretmiyor. Herkes birbirini düşman olarak görüyor. Çocuklar sokağa çıkartılmıyor. Kadınlar gölgelerine bile dikkat etmek zorunda kalıyor. Takım kavgaları, milliyet kavgaları, din kavgaları… Nefret dili, sokak sokak, kapı kapı dolaşıyor.
Cinayetler, kavgalar, silahlar: Şiddet sarmalında bir ülke

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Yaz tatili akşamları, çocukluğu 80’lerde, 90’larda ve öncesinde geçmiş herkes gibi, çocuklukta kalmak istemenin, büyümeye direnmenin en büyük nedenidir. Efsunlu hikayeler, korkutucu saklambaçlar, duvara dizilip edilen sohbetler, camdan seslenen annelere yalvarmalar.

Büyülü, serin, ferah bir dünya…

“Artık eskisi gibi değil” diyenlerin hakkı var. Büyük kentlerin sokaklarında ne gündüz ne de akşam çocuk cıvıltılarına denk gelmek mümkün. Kimilerine gürültü gibi gelse de hayatın kendisiydi bir zamanlar o sokaklar.

Yaşadığımızın, hayatın sürdüğünün ve çocukların çocukluklarını yaşadığının kanıtı…

10 yaşında donmuş bir çocuk fotoğrafı

Şimdilerde böyle değil Türkiye. Bir fotoğraf var önümde. 10 yaşında kalmış bir çocuğun fotoğrafı. Saçları dik dik yukarıya doğru taranmış. Belli ki delikanlılığa özenmiş fotoğraftan önce, mahalledeki abiler gibi olsun istemiş saçları. Belli ki annesi özenle giydirmiş. Belli ki mutlu, belli ki her çocuk gibi son dakikaya kadar oynamaya hevesli. Belli ki…

Emir Baki Bayındır çocuğun adı. 10 yaşında daha… Gaziantep’in Güzelvadi Mahallesi’nde, hava kararmaya yüz tutmuşken, yani bir oyunun en güzel saatlerinde, gürültü yaptığı için mahalledeki manav tarafından, pompalı tüfekle katledilmiş.

Bir mahalle manavı neden dükkanında pompalı tüfek bulundurur?Sorsan bin tane nedeni var:

“Abi, it-çakal dolu etraf”, “Artık kimseye güvenilmiyor”, “Suriyeli dolu buralar”, “Herkeste silah var…”

Ancak Kurtlar Vadisi’nden başlayarak, başka türlü bir yaşama özenen insanların ülkesine dönüşen Türkiye’yi açıklamıyor bunlar ya da eksik açıklıyor. Artık herkesin birbirini öldürmeye hazır beklediği bir ülke burası, hak gördüğü, meşru görüldüğü.

Etrafımızı saran şiddet

Son bir haftadan örnekler verelim. Önce kadın cinayetleri… Konya’da Elif Durmuş, kocası tarafından 30 bıçak darbesiyle öldürüldü. Muğla’da Senem Kıvrık silahla. Balıkesir’de Eylem Sevilen babası tarafından boğularak. Liste devam ediyor.

Erkek şiddeti her yerde. Diyarbakır’da Bünyamin Sargül, cezaevinden izinli çıktığı gün oğlu tarafından öldürüldü. Zonguldak’ta Abdullah Öztürk, eniştesinin husumetlisi tarafından bıçakla. Yasin Kayran, arabaya aldığı otostopçu tarafından… Kadıköy’de müzisyen Çınar Ersanlı, evinde elleri kolları bağlı hâlde ölü bulundu. Karaman’da Süleyman Uluer, kavgayı ayırmaya çalışırken, yeğeni tarafından bıçakla öldürüldü.

Sarıyer’de Emir Koçkan, sosyal medyada tartıştığı kişiler tarafından dayak atılarak öldürüldü. Nira Şimşek’i babası öldürdü. Gaziantep’te Emir Baki Bayındır, gürültü yaptığı için, manav tarafından…

Yeni ülkenin yeni kahramanları

Her hafta kürsülerden yüksek sesler duyuluyor:

“Hainler, teröristler, alçaklar…”

Sosyal medya, köşe başlarını tutmuş, dokunulmaz mafyacıklarla dolu. Büyük mafya, zaten kahraman muamelesi görüyor. Cezaevinden özel düzenlemelerle çıkartılıyor, çıkmadan önce başka mafya babaları ülkeden gönderilerek hazır alan açılıyor.

Ortada bir savaş varmış gibi hazırlanmış silahlı eğitim videoları. Silah reklamları, bıçak reklamları... Uyuşturucu kaçakçılarını, işkencecileri, katilleri kahraman gibi sunmalar…

Hiçbir şey boşuna değil.

Lüks araçlar, çakar lambalar, fotoğraflar

“Altın nesil” hayaliyle yola çıkanların umduğu sonuç bu değildir sanırım. Ancak ülkenin dört köşesinin şiddet sarmalı içinde kalması da sürpriz değil.

Ayhan Bora Kaplan dosyası ile Sinan Ateş cinayeti dosyasına bakmak bile yeterli. Siyasetin çetelerle kurduğu ilişki, Emniyet mensuplarının bu bağlantılarla kurduğu ilişki, yargının tamamıyla kurduğu ilişki.

Lüks araçlar, çakar lambalar, güç gösterileri, fotoğraflar, en çok fotoğraflar.

Ayıp denilen olgu

Şiddeti bu kadar yakından hissetmemizin nedeni sadece daha fazla görünür olması değil. Gerçekten de eskiden herkesin araçlarında silah ve bıçak, herkesin dükkanında pompalı tüfek olmazdı.

Kadın cinayetleri yine çok fazlaydı ancak kurtulacağını umarak kadınlara karşı hemen şiddete sarılan erkek sayısı bu kadar fazla değildi. Çocuk, biraz daha kutsaldı, bugüne oranla biraz daha. Zarar görmesin diye uğraşanların, dahası başkasının çocuğunu da sevebilenlerin sayısı biraz daha fazlaydı. Kaçırılan Kürt bir çocuk için, “Yılanın başını küçükken ezeceksin” demek kolay değildi misal.

Ayıp denilen bir olgu vardı, öyle düşünenler bile ayıplanmamak adına susardı. Bu şiddet sarmalı boşuna yaratılmadı.

Kutuplaşmanın dili

Kutuplaşma siyaseti sadece “onlar-bizler” sonucunu üretmiyor. Herkes birbirini düşman olarak görüyor. Çıkar grupları için kahraman güzellemesi yapıldıkça, bu gruplara girmek isteyenlerin sayısı artıyor. Bölücülük, saldırı edebiyatı sürdükçe, kendi kendine vatan savunmasına soyunanların sayısı da yükseliyor.

Şiddet dili şiddeti yeniden üretiyor. Ölümün normalleştirilmesi, öldürmeyi… Türkiye, geri dönülmez bir noktaya doğru sürükleniyor. Yakınından geçmeyecek insanlar artık kendilerini savunmak için silah almayı düşünüyor. Çocuklar sokağa çıkartılmıyor. Kadınlar gölgelerine bile dikkat etmek zorunda kalıyor. Takım kavgaları, milliyet kavgaları, din kavgaları… Nefret dili, sokak sokak, kapı kapı dolaşıyor.

Bu karanlıktan çıkmanın tek yolu, bu şiddeti üreten bütün kanalları kapatmaktan geçiyor. Başka bir yol yok. Şiddeti nelerin ürettiği de açık seçik ortada. 

Ancak o zaman bütün bir ülke ferah bir nefes alabilecek o güzelim yaz akşamlarında…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🎢 Muhalefetle kavga, Esad'la normalleşme

Meclis saldırısının yankıları. Türkiye-Suriye normalleşmesi. Kılıçdaroğlu'nun aktif siyaset iddiası, siyaset yasağı davası. Siyasette "normalleşme" geri adımları. İçişleri Bakan Yardımcısı'ndan göç açıklaması.

29 Ağu 2024

🎢 Muhalefetle kavga, Esad'la normalleşme

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak