Çocuklar için kültür ve sanatın iyileştirici gücü


"Leica ile birlikte geliştirilen" kameralar: Xiaomi 13 Serisi Xiaomi 13 Serisi Özgün bir Leica deneyimi vadeden Xiaomi 'nin yeni amiral gemisi serisi Xiaomi 13 Pro ve Xiaomi 13 ile birlikte Xiaomi 13 Lite şimdi Türkiye'de. Nedir? Göz kamaştıran hız ve performans; üst düzey güvenilirlik, güç, daha uzun pil ömrü, sürükleyici bir görsel-işitsel deneyim ve ultra yüksek hızlar sunan seride Xiaomi 13 siyah, beyaz ve flora yeşili; Xiaomi 13 Pro ise seramik beyaz ve seramik siyah renk seçenekleriyle kullanıcılarını bekliyor. Leica kalitesi Her yönüyle profesyonel düzeyde bir akıllı telefon fotoğrafçılığı deneyimi sunmak için Leica ile iş birliği içerisinde oluşturulan Xiaomi 13 ve Xiaomi 13 Pro ; yüksek dinamik aralığı, üstün ışık yakalama özellikleri ve hızlı tepkileriyle büyük sensörü, her ayrıntıyı ortaya çıkaran belirgin kontrast ve tanımlanmış dokulara sahip renkli görüntüler sağlayan kamera sistemi hem fotoğrafçılık tutkunlarını hem de profesyonel fotoğrafçıları heyecanlandırıyor. Xiaomi 13 Pro, profesyonellere Adobe Photoshop ve Adobe Lightroom 'da daha fazla son düzenleme şansı veriyor. Video çekimi açısından da oldukça başarılı olan her iki cihazın kullanıcıları ayrıca profesyonel bir kalitede ölümsüzleştirilen anılar için 2 TB'a kadar genişletilmiş depolama alanı sağlayan Google One bulut depolama alanına sahip oluyor. Dikkat dikkat: 10 - 16 Mart tarihleri arasında seçili e-ticaret kanalları için özel olarak hazırlanan kampanya kapsamında Xiaomi 13 ve Xiaomi 13 Pro satın alanlar Xiaomi Flipbuds Pro ; Xiaomi 13 Lite tercih edecekler ise Redmi Buds 3 Pro 'ya ücretsiz olarak sahip olabilecek. Ek olarak 10 - 25 Mart arası geçerli olacak kampanya kapsamında 7 gün içerisinde Xiaomi Store'larda ve mi.com'da kullanılabilmek üzere; Xiaomi Store'lardan Xiaomi 13 Pro ve Xiaomi 13 alındığında 1.400 TL değerinde; Xiaomi 13 Lite alındığında ise 1.000 TL değerinde AIOT kuponu hediye edilecek. Sorumluluk reddi: Görseller temsilidir. Kampanya belirtilen tarih aralığında ve belirtilen ürünler için stok sınırlarıyla geçerlidir. Kampanya belirtilen mecralara özeldir. Ayrıntılı bilgi için mi.com ve ilgili e-ticaret platformlarını ziyaret ediniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Türkiye ve Suriye’ye felaketi yaşatan depremlerin üzerinden 34 gün geçti. Depremden doğrudan etkilenen 11 il, 6 Şubat’tan bu yana yaklaşık 14 bin artçı depremle sarsılmaya devam ederken 13 milyonun üzerinde nüfusa sahip bölgeden tahliye edilenlerin sayısı 3 milyonu aştı. Temel hizmetlere erişimin kısıtlı olduğu geçici barınma alanlarında 1 milyon 900 binden fazla insan bulunuyor, 850 binden fazla çocuk yerlerinden edilmiş şekilde yaşamaya devam ediyor.
UNICEF’in aktardığına göre yaklaşık 4,6 milyon çocuğun yaşadığı Türkiye’nin depremden etkilenen bölgelerinde şu an 2,5 milyon çocuk acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) hazırladığı Türkiye Depremi Durum Raporu, afet bölgesinde 225 binin üzerinde olduğu tahmin edilen hamile kadından 25 bininin bu ay içinde doğum yapmasının beklendiğini aktarıyor.
Deprem bölgesindeki 12 bin 550 okulda 3,5 milyonun üzerinde öğrenci eğitim görüyordu. Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) açıklamasına göre hastane, havalimanı, adliye, liman, belediye binaları ve yolların da enkaz olduğu bölgede eğitim kurumu binalarının 23’ü yıkıldı ve 83 bina ağır hasarlı olarak kaydedildi. 210 binin üzerinde öğrencinin farklı şehirlere nakli gerçekleşti. Gazete Duvar’dan Pelin Akdemir’in 23 Şubat’ta yayımladığı haberde MEB’in nakli yapılan öğrenciler için psikososyal destek hizmeti sağlamak üzere okullarda çalışmalar yürüttüğü; ancak köylere giden öğrenciler için böyle bir çalışma bulunmadığı anlatılıyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, köy okullarının bu nedenle de hemen açılması gerektiğini vurguluyor. Köy Okulları Değişim Ağı’nın (KODA) aktardığı rapor da köylerde çocuklar için psikolojik desteğin yetersiz olduğuna değiniyor. MEB’in ise köylere giden öğrencilere ilişkin yürütülen çalışmalara dair yakın zamanda bir açıklaması bulunmuyor.
Çocukların ihtiyaçları neler?
Şu an çadır kent ve konteyner kent alanlarında bakanlıklar tarafından kurulan psikososyal destek çadırları, sınavlar için destekleme ve yetiştirme kursları, oyun ve etkinlik alanları, hastane sınıfları, okul öncesi eğitim çadırları, prefabrik okullar gibi çocukların eğitime devam etmesi ve bir arada olabilmesi için kısıtlı alanlar bulunuyor. Öte yandan felaketin 11’inci gününde henüz deprem bölgesindeki çocukların temel ihtiyaçları ve kreş talepleri karşılanamamışken Nurdağı’ndaki çadır kentte Gaziantep Müftülüğü tarafından çocuklar için Kuran kursu çadırı kuruldu ve bu haberi paylaşan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş tepki topladı. “Bu acele neden?” sorusunun yöneltildiği çadır görüntüsü karşısında BirGün’e konuşan Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzman Dr. Mihriban Keleş, kurslardaki personelin depremden sonra bir çocukla nasıl iletişim kurulması gerektiğine dair uzmanlığı olmadığına değinirken deprem bölgesindeki çocukların ihtiyaçlarını şu şekilde dile getiriyor:
Öncelikle çocukların en temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Ankara’daki bir çocuk şu an ne yapıyorsa, afet bölgesindeki çocuğun da onu yapmasının sağlanması gerekiyor. Oyun oynaması gerekiyor. Önüne konulacak üç öğün yemek bile o çocuğa normal hissettirebilir ve çocuğu ciddi oranda rehabilite edebilir. Bunlar da Kuran kursları ve oradaki görevlilerle sağlanamaz. Öte yandan, afet bölgelerinde sanatçıların da katılımıyla çocuklara yönelik oluşturulan aşırıcı coşku ortamı da doğru değil. Her şeyin dengeli ve normal yürütülmesi gerekir.
Bölgedeki çocukların barınma, sağlık, hijyen ve beslenme ihtiyaçları tümüyle karşılanamadığı gibi güvenli su ve sanitasyona erişimi de hâlâ endişe yaratırken çocukların ruh durumları ve psikososyal ihtiyaçları üzerine konuşmak gerekiyor. Deprem milyonlarca çocuğun hayatında telafisi oldukça zor yıkımlara neden oldu ve pek çoğunu kaygılı, korkmuş ve psikososyal desteğe ihtiyaç duyar hâle getirdi. Karşı karşıya kalınan zorluklar ve toparlanma süreci çok katmanlı bir şekilde önümüzde duruyor. Yaşadığımız yıkım kadar derin duygusal hasarlara neden olabilecek bu süreçte çocuklara eğitimin ve yaşıtlarıyla bir arada olmanın iyileştirici gücü, kendilerini ifade etmelerine ve iyi hissetmelerine olanak tanıyan kültür ve sanatın her dalı ve oyunun ta kendisi; tanık oldukları travmatik olayların ardından toparlanabilmeleri için güvenli alanlar sunuyor.

Umut Sineması, Fotoğraf: Hasan Kartal
Sosyal Pedagog Cavit Yeşildağ “Deprem sonrası ilk haftalarda dersler, duygusal regülasyonu destekleyecek şekilde sanat, oyun ve dramayla zenginleştirilmeli” diyor. Kültür ve sanat faaliyetlerini ve oyun etkinliklerini önceliklendirerek çocukların elini tutan çalışma ve projeler şu an deprem bölgesinin farklı yerlerinde faaliyete geçmiş durumda. Belediyelerin, farklı illerden gelen gönüllüler, kolektifler ve sivil toplum kuruluşlarının kendi çabalarıyla kurdukları oyun ve atölye alanları; farklı kurumların tiyatro etkinlikleri; Umut Sineması, Gezen Sinema, Çocuk Çalışmaları Derneği’nin film gösterimleri ve daha birçok destek odaklı çalışma bölgede sürerken pek çoğunun da bir an evvel fayda sağlayabilmek için hayata geçirmek üzere çalıştıkları planlar devam ediyor.
Kültür ve sanatın iyileştirici gücü
Türkiye'nin yakın geçmişte yaşadığı afetlerden sonra sanat aktivitelerinin afetzedeler üzerindeki etkisini konuşurken "Sanatın iyileştirici gücünü gözlerimle gördüm" diyor Volkan Yosunlu. Sanat, afet sonrası dönemde iyileşmeye yardımcı olmak konusunda tek başına yeterli olmasa da yaşamını belli bir süre boyunca çadır ve konteyner kentlerde sürdürecek kişiler için sanatı erişilebilir ve sürdürülebilir kılmanın pozitif etkilerini düşünmek de saf bir iyimserlik değil. Daha önce uygulanmış ve gözlemlenmiş çalışmalar bunların etkisinin azımsanamayacak boyutta olduğunu gösteriyor.
ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Americans for the Arts; Sandy Kasırgası'ndan sonra New Jersey'de, Katrina Kasırgası'ndan sonra Louisiana'da ve Irma Kasırgası'ndan sonra Florida'daki gezici sanat okulları, atölye çalışmaları ve geçici yerleşim bölgelerinin planlamasında kamusal alana dâhil edilen sanat yerleştirmeleri ve sanat terapisi gibi uygulamaların öneminden bahsediyor: “Sanat afetten etkilenen toplulukların yeniden canlandırılmasının hayati bir bileşenidir. Sanat insan olma hâlini aydınlatır, insanları bir araya getirir ve iyileşme için oldukça önemli bir araç olur. Afet sonrası iyileşme; kurtarma, gıda ve barınma gibi maddi ihtiyaçlara ek olarak toplumun duygusal ve ruhsal iyileşmesini de içerir. Araştırmalarımız depremler, kasırgalar, tsunamiler ve diğer felaketlerin ardından sanata dayalı terapilerin sıkıntı, depresyon ve kaygı oranlarını azalttığını; umut, esenlik ve güvenlik duygularını ve genel güveni artırdığını gösteriyor.”
İtalya'daki L'Aquila Depremi’nden sonra gerçekleştirilen bir dizi kültürel girişimin hayatta kalanları bir araya getirme, geçmişin anılarını paylaşma ve karşılıklı sempati yaratmak için fırsatlar sağladığı belirtiliyor: "[Piazza d’Arti (Sanat Meydanı)] restore edilmiş tarihi bir şehirde, belirsizlik, yıkım ve toplumsal dağılmaya karşı yeni bir tür normal sosyalliğin damgasını vurduğu, daha iyi bir geleceğe dair ütopik tasavvurlar sağlamayı amaçladı. Sanatçılar ve katılımcılar bariz bir ‘ihtiyaç’ ve ‘zorunluluk’ tarafından, parçalanmış ilişkileri yeniden oluşturmak üzere hikâyeleri halka açık bir şekilde anlatmak ve yaratıcı üretimle meşgul olmak için motive olduklarını vurguladılar."
Çocuk Sanat Alanı Platformu 6 Şubat’ın ardından yaptığı çağrıda şu ifadelere yer veriyor:
Rutin yaşam alışkanlıkları bir anda sona eren afet toplumunun en kırılgan grubu hiç şüphesiz ki çocuklardır. Yetişkin insanlara göre yaşamı yeni kavrayan çocuklar, afetlerin zarar ve kayıplarını anlayabilecek olgunlukta olmadıklarından, daha uzun sürelerde bu etkileri atlatabilmektedir. Bedensel ve psikolojik olarak tahribatlarının sağaltılması ve çocukların kendileriyle, diğer insanlarla ve hayatla kurdukları bağın yeniden güçlenmesi için onlara uygun koşulların sağlanması gerekmektedir. Güven duygularını kaybeden çocukların bazı insani duygularının (güven, umut, bir aradalık vb.) iyileştirilmesi amacıyla psikososyal çalışmalara destek olacak, sanatsal atölyelerin yanı sıra sanat terapi yöntemiyle çocukların en az zararla yaşadıklarını atlatabilmelerini sağlamaya yönelik çalışmalar bu süreçte elzemdir.
Söz konusu çağrının geçmiş deneyimlerin bir uzantısı olduğunu söylemek mümkün: 1999 İzmit Depremi sonrasında Dayanışma Gönüllüleri ve Enfants du Monde - Droit de l'Homme'un ortak çalışması olan İzmit Eski Cephanelik Çadırkenti'ndeki Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi veya 2011’de yaşanan Van Depremi sonrasında kurulan Van Çocuk Evi gibi… Tiyatro Kooperatifi yönetim kurulu üyesi ve VivusArt’tan Volkan Yosunlu, geçmişte bir parçası olduğu projelerden yola çıkarak afet sonrasında çocuklara sanatı erişilebilir kılmanın gerekliliği ve potansiyel sonuçlarına dair deneyim ve gözlemlerini paylaşıyor.
Türkiye’deki hangi afetlerden sonra benzer çalışmalarda yer aldınız?
Van Depremi’nin ardından Halk Evleri'yle Van'da bir çocuk evi çalışması yapmıştık. Van Çocuk Evi'nde çalışmaya enkaz kaldırma çalışmaları bittikten hemen sonra çadır kent bölgesinde başladık. Orada iki ay boyunca atölye çalışmaları, sanatsal aktiviteler ve türlü eğitimler düzenledik. İçerisinde tiyatro, müzik ve ritim dersleri; kukla yapım atölyeleri ve birçok sanatsal etkinlik vardı. Yeniden yaşamın inşasında çocuklarla çalışmalar yürüttük. Van'daki oldukça yoğun bir çalışma biçimiydi. Türkiye'nin dört bir yanından sanatçıların ve atölye eğitmenlerinin deneyimlerini paylaştığı, eşit bir düzlemde, depremzedelerle üstten bir ilişki kurmadan, onların üretimleriyle onların hayallerini gerçek kılabilecek çalışmalar yürüttük.
Kültür ve sanat etkinlikleri için iş gücü, malzeme ve lojistik ihtiyaçları nasıl karşılanıyor?
Gönüllü emekle ve örgütlü kurumların örgütlü mücadelesiyle. Büyük oranda sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin örgütlü mücadelesini görüyoruz bu alanda. Çevre ilişkileri, sanatçı bağlantıları, atölye ve eğitmen bağlantıları anlamında demokratik kitle örgütleri ve sivil inisiyatifler bu tip afet durumlarında çok ciddi bir kaynak yaratıcı hâline dönüşebiliyor. Son zamanlarda İzmir Depremi’ni, güneydeki yangınları ve en son Kahramanmaraş merkezli depremleri düşündüğümüzde de buradaki iş gücü, malzeme ve lojistik ihtiyacının ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor ve bunu sağlamada sivil toplumun çabası söz konusu. Maalesef devletin birçok konuda yetersiz ve hantal kaldığı, bürokratik engelleri kendi içinde aşamadığı anlarda sivil toplum çok daha hızlı refleks gösterebiliyor. Tüm bu ihtiyacı toplam bir dayanışma şeklinde, alttan üste örgütlenen bir dayanışma biçiminde bölgedeki ihtiyaçları karşılamak için seferberlik hâline sokabiliyor.
Söz konusu etkinlikler yaklaşık ne kadarlık bir sürece yayılıyor ve sürdürülebilirliği nasıl sağlanıyor?
Çalışmaları yürüten sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin planlamasına bağlı. Kısa dönemli kurulan ilişkilerin felaket sonrasındaki travmayı atlatmak için yararı değil hatta zararı olduğunu söyleyen uzmanlar var. İyi niyetli bir sanatsal etkinlik çalışmasının, bir gün gidip depremzede çocuklarla kurdurulan kültür ve sanat ilişkisinin aslında faydadan çok zararı olabiliyor. Aslolan buradaki sanatsal etkinliklerin ya da atölye çalışmalarının sürdürülebilirliğini sağlayabilmek. En az bir buçuk, iki aylık dönemlerin o bölgede çocuklarla ilişki kurabilmek, onların üretimlerini güçlendirebilmek için uygun bir zaman dilimi olduğu biliniyor. En az bir yıla kadar bu sürecin çeşitli yönleriyle değişerek ve dönüşerek devam etmesi gerekiyor. Önce çadırda başladığınız ilişkinin konteynere dönüşmesi, konteynerde devam eden ilişkinin belki küçük bir ahşap barakaya taşınması… Felaket anında orada kurulan geçici merkezlerin gitgide kalıcılaştırılmasıyla bu çalışmaların devam etmesi gerekiyor.
Tüm bu süreçte gönüllülerin, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını sürdürülebilir hâle getirmesi lazım. Bunun için tabii ki çok önemli iki kaynak var: Birincisi iş gücü ve insan kaynağı. Afet bölgesinde bu işi sürdürebilmek için ciddi bir iş gücüne ve dolayısıyla bunun finansmanına ihtiyaç var. Sadece gönüllülük usulüyle yapılan çalışmalar bir süre sonra hem yürütücüler hem de katılımcılar açısından sürdürülemez hâle gelecektir. Bu nedenle finansmanın özel sektör ve kamu kaynaklarıyla sağlanması sürdürülebilirliğin artması için oldukça önemli.
İkincisiyse kamunun, sivil tolum kuruluşlarıyla eşgüdümlü bir şekilde tüm kaynakları doğru yönlendirebilmesi. Veri şeffaflığı, bölge durum analizlerinin şeffaflıkla demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşılması ve buradaki bilgi alışverişi sürdürülebilirliğin uzun soluklu olması için oldukça önemli bir kaynak. Doğal olarak insanların farkındalığının azaldığı dönemlerde, yani maalesef ilk bir buçuk, iki aydan sonra bölgenin ihtiyaçlarına duyulan duyarlılığın da korunması lazım. Burada medyaya da (hem yazılı ve görsel medyaya hem de sosyal medyaya) çok iş düşüyor. Asıl hedef oradaki çalışmaları sürekli hâle getirebilmek ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla sivil toplumun el ele verdiği yeniden-kuruluş ve yeniden-iyileşme hareketinin başlayacağı ortamı yaratmak. Bu da en az bir, bir buçuk yıllık bir süreç.

Kaynak: Lotus Kadın Dayanışma ve Yaşam Derneği
Geçmiş deneyimlerinizde hayata geçirdiğiniz çalışmaların çocuklara tezahürünü nasıl anlatırsınız?
Yaptığımız çalışmaların çocuklara tezahürü gerçekten inanılmaz. Çünkü çok yakın bir zamanda felaketi yaşamış, çok travmatik bir bölgedesiniz. Toplumla, çocuklarla ve hassasiyetle bölgede var oluyorsunuz. Her çocuğun doğal olarak ayrı bir dünyası, yaşantısı, birikimi ve üretme biçimi olduğunu bu alanda çalışan herkes kuşkusuz ki kabul eder. Ancak önceki felaket sonrası yaptığımız çalışmalar çocukların sanatsal üretime çok daha yatkın olduklarını, kendi dünyalarında yaşadıkları krizi bir üretime döndürmede çok daha aktif ve becerikli olduklarını gösterdi bana. Siz onlar için dışarıdan gelen iyi insanlarsınız sadece. Fakat çocuk o dışarıdan gelen insanlarla ilişki kurduktan, birlikte üretmeye, oyun oynamaya, paylaşmaya başladıktan sonra siz dışarıdan gelen biri olmuyorsunuz; onların yaşam alanına girmiş, birlikte oyunlar oynamış, paylaşımlarda bulunmuş, üretimler yapmış bir kişi oluyorsunuz. Dışarıdan biri değil; onların arkadaşı, abisi, ablasısınız artık. Bu dönüşüm insanın hayatında çok değerli ve ben bunu fark ettiğimde hâlâ tüylerim diken diken oluyor. Belki bu çocuklar sizden gördükleriyle kendi hayatına bir tuğla koyuyor, sizinle birlikte ürettikleriyle kendi yaşantısında bir şeyler değiştirme umudunu yakalıyor. En önemlisi buydu.
Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde özellikle sanatsal aktiviteler oradaki çocukların kişisel gelişiminde, kendilerini keşfetmelerinde, yeteneklerini fark etmelerinde ciddi bir alan hâline geliyor ve bu alan sürdürülebilir olduğunda belki de nice sanatçının üretim çıkış noktası olabiliyor.
Bir yandan da duygusal anlamda şunu paylaşabilirim: Van Çocuk Evi'nde yaptığımız çeşitli atölyeler sonrasında çocukların üretimlerini sergilediği, yaptıkları çalışmaları bir sunum olarak sahneden izleyiciyle paylaştığı bir gün düzenlemiştik ve kamudan, belediyeden, valilikten, çocukların hayatta kalan ailelerinden birçok kişi gelmişti. Orada çocukların mutluluğu ve bir şey başarabilme hissini yaşamaları bambaşka bir duygu ama bir yandan da onları izleyen; onların oradaki başarısına, katılımcılığına, gerçekliğine, cıvıl cıvıllığına tanık olan ailelerin gözlerindeki mutluluğu size tarif edemem. Çünkü en travmatik, en ağır sorunları sırtlandıkları; evsiz, barksız, tarlasız, hayvansız, kardeşsiz, anasız, babasız kalmış o insanların sahnede bir şey üreten çocukların cıvıldamasıyla ritimlerinin nasıl değiştiğini, gözlerindeki acı ifadesinin nasıl bir buruk mutluluğa dönüştüğünü kendi gözlerimle gördüm. Yani sanatın iyileştirici gücünü gözlerimle gördüm. Bu psikolojik yükselişte ve psikolojik iyi olma hâlinde bu tür çalışmaların çok önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.
Felaket bölgesinde çocuklara alan açmak
Çocuk Sanat Alanı Platformu, 23 Şubat’ta sosyal medyadan paylaştıkları Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Arapça metinlerle "Maraş merkezli 11 ili etkileyen iki büyük depremin ardından, Türkiye'nin farklı illerinden ve Türkiye dışında yaşayan sanatçıların ve kurumların bir araya gelmesini sağlamak ve yapılacak sanatsal destek çalışmalarının koordineli olabilmesi için" bir araya geldiklerini duyurdu. "Depremden etkilenen çocuklar ve gençlerle dayanışma ve yaşanan/yaşanacak olan olumsuz etkileri en aza indirmek" gayesindeydiler. O hafta sonu, platform bileşenlerinden Mordem Sanat Merkezi'nden Barış Işık'la telefonda görüştüğümüzde "Üç gündür Adıyaman'daydım. Çok yorgunum, psikolojik olarak da kendimi iyi hissetmiyorum. Biraz sarsıcı geliyor. Filmlerdeki distopik dünyalarda hissediyorsun kendini. Yabancılaşıyor insan kendine, ağlayası geliyor insanın." dedi. Ardından platformu, kısa ve uzun vadeli planlarını konuştuk.
Platform bileşenleri nasıl bir çağrı ve örgütlenmeyle, ne zaman bir araya geldi?
Diyarbakır'da Mordem Sanat Merkezi'nde sanat yönetmeni olarak çalışıyorum. Asıl alanım tiyatro. Konservatuvardan sonra çocuk tiyatrosu ve oyunculuğu üzerine staj yaptım. Mordem olarak bu işi, bu platformu başlattık. Platform duyurusu yanında yeni üyelerin, kurumların ve sanatçıların katkısı için bir açık çağrı yaptık. Henüz doğrudan kurulmuş mekanizmalar yok.
Sanat alanı platformunu kurma sebebimiz, yaşadığımızın çok geniş bir alana yayılan çok büyük bir felaket olması. Beş şehir büyük bir kısmını kaybetmiş durumda. Diğer beş şehir görece daha az hasarlı, daha çabuk toparlanabilecek şehirler. Şu an birçok geçici alan kuruluyor. Mevsim kış, henüz enkaz kaldırılmaya devam ediyor. Yani tüm alanların netleşeceği vakit platform olarak sahada aktif şekilde çalışmaya başlayacağımız zaman. Tasarladığımız, öngördüğümüz şimdilik bunun beş, belki altı haftalık bir süreç olacağı.
Bölgedeki öncelikli ihtiyaçlar neler ve Çocuk Sanat Alanı Platformu'nun ilk adımları ne olacak?
Platformun öncelikli amacı kurulacak yaşam alanlarının hepsinde Çocuk Sanat Alanı'yla ilgili bir çadır kurmak. Öngördüğümüz kadarıyla bölgedeki çocukların yaşamının iki yılı çadırlarda geçecek ve bu iki yıllık süreç için çocukların aslında çadır alanında yaşadıkları travmadan uzaklaşmaları gerekiyor. Bunu çok önemli ve kesinlikle üzerinde durulması gereken bir nokta olarak görüyoruz ki o yüzden böyle bir çabanın, çalışmanın içine girdik. Şimdi bu alanları sağlayabilmek için hükümetle, AFAD'la, çeşitli bağımsız çadır alanlarıyla görüşmeler yapacağız.
İkinci aşama, alanında ne kadar uzman olursa olsun, sahada eğitim verecek kişilerin çocuklarla temasa geçmeden önce travma sonrası iletişim ve psikolojik ilkyardım gibi çeşitli eğitimlere tabi tutulması. Platform bunu sağlamakla da yükümlü olacak. En azından kendisiyle hareket eden sanatçıları alana gönderirken bu hassasiyetle yaklaşacak. Bu arada, çocuklar diyoruz ama kapsamımıza 18 yaşına kadar olan gençler de giriyor.
Üçüncü aşama ise platform bileşenlerinin tamamının kendi programlarını hazırlaması, en azından her kurumun hangi alanda sahada ne yapacağını (kukla atölyesi, drama eğitimi, psikososyal destek vb.), çeşitli modüllerin ne kadar süreceğini belirlemesi ve bu iki yıllık süreç içerisinde yaşam alanlarında programlama yapılırken tüm sanat dallarının ya da dışarıdan gelecek tüm atölyelerin alanlardaki çocuklara eşit bir şekilde ulaşmasını sağlamak.
IŞİD'in Ezidi Katliamı zamanında Batman'da Belediye Şehir Tiyatrosu'nun orada kurulan Ezidi mülteci kampında çocuklarla çalışmıştım. Diyarbakır'da da bu kamptan vardı. Bizde Batman tarafında çok fazla atölye düzenlenmiyordu ama Diyarbakır'a neredeyse her gün atölyeler geliyordu. Bir saat ötedeki bir şehirdeki kampta hiçbir şey olmuyorken... Bir yerden sonra böyle bir duruma dönüşmesin, tüm kurulacak yaşam alanlarına o sanatsal faaliyetler eşit bir şekilde, herhangi bir kimlik gözetmeksizin ulaşsın istiyoruz. Şu an depremin etkilediği bölgenin demografik yapısı çok çeşitli; Arap Alevi, Arap Sünni, Kürt Alevi, Kürt Sünni, Türk Alevi, Türk Sünni, hatta Hatay ve çeşitli bölgelerde Süryaniler gibi başka grupların olduğu alanlar da var. Açıkçası durum bu şekilde ve söz konusu çocukken kesinlikle herhangi bir ayrım gözetmemek, eşit dağılımı sağlamak ve her yere ulaşmak üzere bir çalışmamız olacak.
Bölgedeki ve farklı kentlerdeki kültür ve sanat oluşumları ağınıza nasıl katılabilir, projeye nasıl destek olabilir?
Platform Türkiye, Yunanistan, Arnavutluk, Almanya ve Hollanda'dan kurumların olduğu 42 paydaş kurumla ortak bir çağrı metni hazırladı. Çağrıda bulunanlar dışındaki kurumlar da dâhil olsun; haberi olmayanlar, bizim bir şekilde ulaşamadığımız kurumlar da katılabilsinler diye bu çağrıyı açtık. Aslında yereldeki kurumlardan da böyle çeşitli küçük gruplar oluşacak. Onlar da sahada aktif olarak çalışma yapıp o alanları sağlarken ya da dışarıdan buraya atölye yapmaya gelen kişilere alan açacak, onlara yol gösterecek, yardımcı olacak. Böyle bir mekanizma kurmayı planlıyoruz. Hazırladığımız tasladığı kurumların tamamıyla yapacağımız toplantıda daha da geliştireceğiz ve en ufak konuyu dahi kapsayacak bir görev dağılımı oluşturacağız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Deprem bölgesindeki çocukların ihtiyaçları ve onların iyi olma hâline yardımcı olabilmek için kültür ve sanatın desteğini Çocuk Sanat Alanı Platformu'ndan Barış Işık ve Tiyatro Kooperatifi'nden Volkan Yosunlu ile konuşuyoruz.
12 Mar 2023

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




