Çok şey bilen adamlar bir şey bilmiyor

Hemingway, Bukowski, Hitchcock, Kubrick, Yates, Handke ve Pamuk—onlardan başka önerecek kimse yok mu cidden?
Çok şey bilen adamlar bir şey bilmiyor

8 Mart - Dem - apéro
Dem ile birlikte

Bir Dem ’lik sohbet her anı Dem’ler İnce belli bardakta çay keyfi, üzerinde dumanı tüten demli çayın yakut rengi ve damakta bıraktığı unutulmaz tadı... Öyle ki bu kadim tat Dem ’in Türk çaylarında daha da lezzetli. Dem: 2013’te Karaköy’de başladığı serüveninde yanına çayın zengin kültürünü alan Dem , Temmuz 2019’dan bu yana macerasına Moda’da devam ederek Türkiye’nin ilk modern çay evi olma özelliği taşıyor. El işçiliğiyle üretilen çay serileriyle ayrıcalıklı ve kaliteli bir çay deneyimi vadeden Dem dünyanın önde gelen çay ülkelerinde üretilen çaylarıyla geniş bir tat yelpazesi sunuyor. Türk çayları : Geleneksel siyah çay yalnızca kültürün değil, günlük yaşantımızın da ayrılmaz bir parçası. Toplandığı yörenin en kaliteli çay yapraklarından elde edilen Türk çayları Dem için özel olarak üretiliyor. Diyarbakır: Güneydoğu’dan gelen ve hafif bergamot aromasıyla lezzetlenen Dem’in Diyarbakır çayı, koyu dem rengi ve damakta bıraktığı buruk tatla sert içim sevenlerin favorisi. Tirebolu: Yağmurlardan sonra açan ilk çay filizlerinin elle toplanarak özenle işlendiği Tirebolu’nun bu özel siyah çayı, kendine has aroması ve kokusuyla yumuşak içim arayanların bardaklarını şenlendiriyor. Hemşin: Karadeniz yağmurlarının kokusunu barındıran çay yaprakları Türkiye’nin en kıymetli çaylarından. Havzaya yağan karlar altında yetişen ilk filizler elle toplanır ve Rize’nin yumuşak içimli, burgulu çayı elde edilir. Dem ’in çay evini ziyaret edebilir, eşsiz lezzetleri evine taşımak istersen dem.istanbul adresine uğrayabilirsin.

Daha fazlasını öğren

✏️ Ekin Tümer

Lise öğrencisi olduğum doğum günlerimden birinde babam, biraz “Bu koca adamları okumanın vakti geldi de geçiyor,” tavrıyla biraz da elindeki fazla kitaplardan kurtulmak istediği için bana çok sayıda Bukowski ve Hemingway kitabı vermişti. Hepsini okudum, defterlerime alıntılar yazdım. 

Hemingway yaşlı ve genellikle sarhoştu; Bukowski de yaşlı ve neredeyse her an sarhoştu ama cool bir tarafı da vardı çünkü gerçekten hiçbir şeyi umursamayan biriydi ve bahsettiğim zamanlar, bir şeyleri umursamanın çokça “gereksiz duyar kasma” barındırdığı zamanlardı. Orta yaşlı heteroseksüel beyaz adamların ve sadık takipçilerinin, süper nihilizm dalgasını kutsal dinleri bellediklerini sıklıkla görürdük. Utanarak söylüyorum ki ben de, kısa süreliğine de olsa, onlardan biriydim; hiçbir şeyin anlamı yoktu, her şey boş ve geçiciydi, boşluğu içselleştirmek insana aldatıcı ve anlık bir “bilgelik" katar gibiydi.

Erkeklerden kadın karakterler okumak: 

Hemingway ve Bukowski

Şimdi bu iki yazar adamın ve benzerlerinin kitapları, bence hak ettikleri şekilde, kütüphanemin arka sırasında duruyorlar—sıkış tıkış ve buruşuklar, birçoğu da çöpte. 

Yine de hâlâ aklımda kalan satırlar var: Küçük bir çocuğun tacizinin normalleştirildiği ve hatta komikleştirildiği, beyinsiz ama inanılmaz güzel kadın tasvirlerinin her tarafa saçıldığı, asıl âşık olunması gereken kadınların ve onları elde etmenin üç adımlık yollarının uzun uzun anlatıldığı, elde edilemediği için herhangi bir önemi kalmamış kadınlara ve—tabii ki—“ibne”lere hakaretler dizildiği aşağılayıcı satırlar. Ek olarak da pek bir şey bilmedikleri konularda çok şey biliyormuş gibi konuşmaya alışık adamlar ve onların yüzeysel dünyalarına hizmet etmek üzere oluşturulmuş, gerçek temsillerden kopuk kadın karakterler. 

“Erkekler kadın karakter yazmasın,” gibi bir isteğim yok, bunu dilemek saçma olurdu. Sonuçta ben de erkek bir yan karakter üzerine yazdım, 50 yaşına yeni girmiş bir adamdı. Fakat işe şöyle başlamadım: “Şimdi bir erkek oluşturuyorum; şunlardan hoşlanır, bunları giyer, arzuları şöyledir, kırmızı çizgileri şu, şu ve şudur.” 

Okuduğumda rahatsız olduğum tüm örneklerin ortak noktası bu: Bir çeşit önceden oluşturma hâli ve dolayısıyla derinlikten yoksun birçok ön kabul hissettirmeleri. "İyi yazmak” böyle bir şey değil bence. Epey deneyimli tüketiciler olarak hepimiz biliyoruz ki insanlar, davranışlar, durumlar tıpatıp aynı senaryolarda binlerce farklılık gösterir ve sürekli değişir; onlar adına belirlenen türlü kalıpların içinde sessizce durmaları beklenemez. Gerçek dünyada da kurgu dünyasında da bu böyle. 

Kurgu, bizlere özgür alanlar açmaya her daim devam edecek fakat “Önce şunu bir oku da—” diye neredeyse maruz bırakıldığımız çağdışı adamların “önderliği”nde olmamalı bu. O adamlara saygı beslemiyorum; sanat için önemli ya da vazgeçilmez olduklarını da düşünmüyorum. Eğitim hayatında yolu sinemadan, edebiyattan geçen çoğu kişi “Kill your darlings” deyişini duymuştur sanırım; şu veya bu sebeple belli bir önem atfedilen tüm şeylerin yıkılabileceğine, zamanı gelince yıkılması gerektiğine “ama”lara yer bırakmadan işaret ediyor. 

“Yanlış söylemleri var ama edebiyatımızın akıllı ve yaramaz çocuğu o,”“Kadınları biraz aşağıladığı doğru ama kalemi çok kuvvetli,” veya “Pek duyarlı olmayabilir ama büyük adam. Hayır, değil. Tüm bunları yapmadan iyi yazmanın gayet mümkün olduğunu görmek için bilirkişi olmak gerekmiyor. 

“Eşsiz dahi”ler: Hitchcock, Kubrick, Yates, Handke ve Pamuk

Hitchcock’a “eşsiz bir dahi" demek zorunda değiliz çünkü hiç de değil; Kubrick’in NASA’dan aldığı lensler her şeyi bütün gerçekliğiyle görmesini sağlamaz; Richard Yates, anksiyeteyi olabilecek en kapsamlı şekilde ele almadı; Peter Handke, insan deneyiminin özgüllüğünü cidden umursasaydı ırkçılığı ödüllendirmezdi; Orhan Pamuk Türkiye’nin gelmiş geçmiş en süper yazarı değil zira gelmekte olan daha çok ses var. Kimsenin “bir şeylerin babaları”nın artık silinmeye yüz tutmuş izlerini koşulsuz şartsız takip etmeye ihtiyacı yok. Gani-Meth’in harika kitabının ismini hatırlayalım: Saygı duruşuna da kalkmıycam.

Tabii ki, bahsettiğim içerikleri tüketmeme seçeneği neyseki her zaman mevcut, ben uzun süredir böyle yapıyorum. Kadınların ve kuirlerin dünyalarını bizzat kendi seslerinden dinlemeyi seçiyorum çünkü niyetim ilgilendiğim ölçüde azıcık görüş sahibi olup bir iki fikir beyan eden “gözlemci yazar” olmak değil—orada olmak, anlamaya çalışmak. Kendimi, bizi, varoluşumuzun özünü ve mücadelesini yüceltmeden ve yermeden anlamak; öznenin anlatmak istediğine, günlük yaşamın parçası haline getirilmesine rağmen yok sayılan dertlere kulak vermek. Bence yazmak ve okumak da küçük ölçekli bir dayanışma türü.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

PiccoloPiccolo

BÜLTEN SAYISI

🏴‍☠️ Küçük bir dayanışma türü olarak yazmak ve okumak

Hemingway, Bukowski, Hitchcock, Kubrick, Yates, Handke ve Pamuk—onlardan başka önerecek kimse yok mu cidden?

31 Mar 2023

Dem ile birlikte
Kolaj: Alara Demirel

YAZARLAR

Piccolo

Aktivist okur-yazar dergi. Her pazar 12.00'de.

İLGİLİ OKUMALAR