Cumhuriyet 3.0 mümkün mü?

“Çoğunluk sözleşmesi” yerine “çoğulculuk sözleşmesi” ile inşa edilecek bir Cumhuriyet 3.0 mümkün mü, yoksa sadece bir hayal mi?
Cumhuriyet 3.0 mümkün mü?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Ulaş Tol
Siyaset Bilimci, Bağımsız Araştırmacı

Dünya 2000 yılına girmeden önce yeni binyıla büyük anlamlar yüklenmiş, ama 2000 yılı sıradan bir yıl olmuştu. Yeni bin yıl, yeni olmamış, yaşam eskisi gibi devam etmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. yüzyıl eşiğinde de benzer bir durum içindeyiz. Çok konuşuluyor; ama öncesinden farklılaşacağına dair işaretler görünmüyor. 

Kuşkusuz, yüzyıl önemli bir birim ve bir değerlendirme imkanı sağlıyor. Kimileri için de kutlama vesilesi. Tabi onlar için aslolan muhafaza etmek. Oysa bir yenilenme umudu var mı, o önemli. Yenilenme kaçınılmaz olarak ilk yüzyıl ile detaylı bir muhasebe ve yüzleşme gerektiriyor. 

Cumhuriyetin ilk döneminin aşılması gerektiğini savunanlar hep olmuştur. Hatta "İkinci Cumhuriyet" diye bir kullanıma farklı dönemlerde rast geliriz. Örneğin 27 Mayıs darbesinde yeni dönem için "İkinci Cumhuriyet" kullanılmıştı. Ancak bu kullanımda bir değişime değil de yeniden iktidarı almaya gönderme niteliği ön plandaydı. 

Esasen 90’lı yıllarda tartışılan, etki ve iz de bırakan ikinci "İkinci Cumhuriyet" kullanımı, kabaca: daha demokratik ve çoğulcu, bürokrasiye ve devlet gücüne dayanmayan bir cumhuriyet fikrini tartışmaya açıyordu. Ne var ki yaygınlık kazanmadı, etkili olmadı. Şimdi ikinci yüzyıl dönümünde de tartışmalar, cumhuriyetin yeni bir dönemine geçilmesi gerekliliği ekseninde değil, mevcut iktidarın ne kadar cumhuriyetçi olmadığına ve cumhuriyeti muhafaza etme kaygılarına yoğunlaşıyor. Değişim vurguları da yeni bir dönemden ziyade cumhuriyete yeniden sahip çıkmak dolaylarında seyrediyor. 

Burada maksadım ikinci cumhuriyet kavramını tartışmak değil. Daha ziyade bu kavramsallaştırma, yüzyıl gündeminin olanağı ile bir değişim olacaksa bu "nasıl" ve "ne yönde" olmalı sorusuna dikkat çekmesi açısından ilham sağlıyor.

Bir benzetme ile, internet evrenine bir gönderme ile ilerlemek isterim. İnternetin ilk dönemini anlatan "Web 1.0" kullanıcılar açısından tek yönlü statik bir yapıydı. Bilgi edindiğiniz, sitelerde gezindiğiniz, diğer kullanıcılarla karşılaşmadığınız, muhatabınızla da etkileşiminizin tek yönlü olduğu bir yapı. "Web 2.0" ile internet bir sosyal platforma dönüştü ama bu dönüşüm hâlâ çoğulcu olamadı. Kullanıcının kullanıcı ile temasını önceleyen daha az merkezi bir yapının işaretlerini veren "Web 3.0" ise çoğulcu ve katılımcı olma potansiyelinde. 

Benzetirsek; Türkiye Cumhuriyeti'nin de 1.0 ile 2.0 arasında bir yerlerde olduğu söylenebilir. Ama esas 3.0'a geçmesi günümüz sorunlarının birçoğunun çözümü için bir imkan olabilir. Bu yüzden hedef 2.0 değil, 3.0 olmalı. 

Önce, Cumhuriyet 1.0'ın (bir kopuş mu devamlılık mı tartışmasına girmeden) hedefleri itibari ile nasıl bir dönüşüm ya da değişim istediğini baz alalım. Temelde üç ana ideası oldu: "demokrasiye geçiş", "bir yurttaşlık tesisi" ve "muasır medeniyetler seviyesine erişmek." 

Demokrasi açısından bakacak olursak uzatmadan, monarşi yerine halk egemenliği 1.0’ın ana karakteri diyebiliriz. Ama bu yüzeysel olur. Genellikle yönetimlerin meşruiyetini aldığı bir toplum sözleşmesi vardır. 1.0’da bu sözleşme çoğunluk sözleşmesi oldu. Tek istisnası olarak dindar-seküler farklılaşmasında dönem dönem dindarların egemen blok dışında kalmaları çoğunluk kuralıyla çelişmiş olsa dahi (ki hâlâ hep egemen ton olmakla birlikte belki dozu daha dengeli idi), belki 80'lerden başlayarak 2000'lerde perçinlenerek bu istisnai boyutun daha fazla normalini bulmasıyla: Türk, Sünni ve (kamusal alandaki sayısal üstünlüğü ile) erkek olan çoğunluğun konforuna göre bir düzen olageldi. Üstelik çoğunluk kuralı bu üst kimliklerin dışında da geçerli. Eşcinsel, engelli, inançsız, bekar, genç, çocuk, yaşlı, vb. birçok çoğunluğa dahil olmayan kimlik, sözleşmenin doğal mağdurları hâline dönebiliyor. 

Kuşkusuz bir kişinin ya da grubun çıkarlarına dayalı monarşik bir rejime göre çoğunluğun hakimiyeti daha demokratik. Teorik olarak da eşitlik var: yurttaşlık temelinde bir eşitlik. Örneğin kanun önünde tüm kimlikler yine teorik olarak eşitler. Ancak söz konusu olan, çoğunluğun konforunu tesis etmek ve sürdürmek olduğu için, kanunların detaylarında, uygulamalarında, toplumsal düzeyde, kamusal alanda çoğunluk kimlikleri ayrıcalıklara sahipler, tersi de geçerli.

Bu eşitliğe dayanan eşitsizlik hâli, temel sorunların çözümsüzlüğünün devamına yol açıyor. Somut olarak konuşmak gerekirse ilk yüzyılın sorunları büyük ölçüde sorun olmaya devam ediyor:

Kürt sorunu, Dindar-seküler kutuplaşması, Aleviler, azınlıklar gibi çatışmalı alanlar haricinde, kadın sorunları, sosyal adalet, eğitim, sivil toplum ve ifade özgürlüğü gibi toplumsal sorunlarda ne kadar değişim olduğu tartışılır. Kutuplaşma eksenlerini kenara koyup, kadın sorunlarına sadece bakmak dahi yeterli. Evet 1.0’da kadınlara birçok ülkeye göre çok daha erken haklar sağlandı. Fakat hem kurumlar ve kurallar, hem de toplumsal anlayış hâlâ kadınları dezavantajlı kılıyor. Güncel iki veri yeterli. Bugünkü mecliste 600 vekilin 119’u kadın. TÜİK 2022 verilerine göre, çalışan kadın oranı %28.0.

Diğer sorun alanlarının tamamında da başlangıç noktasından farklılaşmakla birlikte çözüme ya da hedeflere mesafe azalmış değil. 3.0’ hayalinin temeli, çoğunluk değil çoğulculuk olmalı. 50+1 dışında kalanların da kendini var edebildiği, dezavantajlı olmadığı, kararların çoğunluğun konforuna göre belirlenmediği bir yönetime ihtiyaç var. 

1.0’ın ikinci hedefi tutunumu yüksek bir yurttaşlık inşasıydı. Çoğunluk sözleşmesi bunun için de temel oldu. Belli ölçülerde sağlandı denenebilir, en azından çoğunluk için. Ancak her türlü nüfus ve eğitim seferberliklerine karşın 1.0’ın ötesine geçilemiyor. Bugün en milliyetçi ve/veya cumhuriyetçi yurttaşlar dahi yurtdışında yaşamak isteyebiliyor. Web benzetmesine dönecek olursak: 1.0, sadece devletin yurttaşa seslendiği tek yönlü, 2.0 yine devletin belirleyen olduğu, ama yurttaşın kısmen dahil olduğu, 3.0 ise yurttaşın yüzünü doğrudan yurttaşa dönebildiği, merkez bir otorite olmadan da kuvvetli bir etkileşim içinde olduğu bir evren olurdu. Bu yönüyle kısmen ve dönemden döneme farklılaşan oranlarda 2.0 deneyiminden bahsedilebilirse de 3.0’a uzak olduğumuz açık. 

3.0 idealinde temel desturu birarada yaşam olan, birbirini tehdit olarak görmeyen, aksine birbirine güvenen, kamusal yaşam erdemine sahip, en abartılı hâlinde devlet olmasa da barış içinde bir biraradalık söz konusu olurdu. Kimlik farklarını ve kutuplaşma konularını bir kenara bırakalım, bugün özellikle büyük şehirlerde "Birine bir şey desem beni bıçaklar mı?" şeklinde düşündüğümüz, kamusal alanı paylaşmak değil de, yer ve sıra kapmak için bir mücadele alanı olarak gördüğümüz, ekonomik ilişkilerimizde kazıklanma, dolandırılma duygusuyla hareket ettiğimiz bir gündelik yaşamımız var. Dolayısıyla tutunumu yüksek, parçası olduğumuz için gurur duyduğumuz ya da iyi hissettiğimiz bir yurttaşlık alanından bahsetmeye oldukça uzağız. 

Son olarak muasır medeniyet konusunda, kalkınmacı bir ilerleme olduğu yadsınamaz. Ancak birçok endeksteki yerimiz, ortalama ilerlemenin gerisinde kaldığımızı gösteriyor. Tek başına beyin göçü düzeyimiz ve vasıflı insan kaynağının yurtdışında yaşama arzusu bu hedefin daha 1.0'ının dahi gerisinde kaldığımızı gösteriyor, ötesine deşmeye gerek yok sanırım. 

Peki "çoğunluk sözleşmesi" yerine "çoğulculuk sözleşmesi" ile inşa edilecek bir Cumhuriyet 3.0 mümkün mü, yoksa sadece bir hayal mi? Tabi ki mümkün, bunun sivil toplumda işaretleri var. Ama yakın olmadığı da bir gerçek. Öte yandan bunun sebebi sadece iktidardan kaynaklı değil. 3.0 toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor, en basiti çoğunluğun bunu istemesini gerekiyor. Artı, muhalefet de bu idealin çok uzağında. Zaten muhalafet yüzü iktidara dönük, iktidarı düşleyen bir hâl içinde. Bunun yerine yüzünü topluma döner ve aradığı iktidarı toplumda bulmaya çalışırsa, sanırım o zaman yeni bir yüzyıl konuşmaya başlayabilir, 3.0 nasıl oluru konuşabiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🇹🇷 İlelebet Payidar: Cumhuriyetimiz 100 Yaşında

Değerli kalemler Umur Talu, Canan Güllü, Bahadırhan Dinçaslan, Ulaş Tol ve Evren Balta, cumhuriyetin 100. yılında, değerini, önemini ve geleceğini anlatan yazılar kaleme aldı.

29 Eki 2023

Fotoğraf: Pinterest/

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak