Cumhuriyet'in sonuna mı geldik?

Türkiye’nin demokratik aşınması hâlihazırda mevcut otoriter eğilimlerin ve kurumların genişlemesi, kendi sınırlarına taşınması ve her birisi tanıdık olan ama bir araya geldiklerinde bambaşkalaşan bir süreçle mümkün oldu.
Cumhuriyet'in sonuna mı geldik?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Prof. Dr. Evren Balta
Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı 

Türkiye Cumhuriyeti yüzyıllık tarihi boyunca hiçbir zaman ideal anlamda bir cumhuriyet olamadı. Haklar ve özgürlükler ağır aksak ilerledi. Cumhuriyet tarihi neredeyse kalıcılaşan olağanüstü hâl rejimleri ve Türkiye’nin kurumsal ve siyasal alt yapısını alt üst eden askerî darbelerle sarsıldı. Her darbe dönemi arkasında ordu için ayrılmış özerk alanlar bıraktı. Darbeler Türkiye’yi bir türlü kurumsallaşamayan bir siyasal parti sistemine ve kendini düzen koruyucu olarak inşa eden bir ulusal güvenlik devletine mahkûm etti. İç tehditler araçsallaştırıldı ve özgürlükçü bir anayasal sisteme sahip olamamanın gerekçesi olarak kullanıldı.

Yine de 20. yüzyıl tarihi boyunca siyasal elitlerin söylemlerine, kamusal tartışmalara ve kurumsal düzenlemelere güçlü bir biçimde sirayet eden bir gün tam anlamıyla bir cumhuriyet olabilme fikri her zaman mevcuttu. 2010'a gelinceye kadar da askerî darbe dönemleri dışında Türkiye'de cumhuriyet değerleri OECD ülkelerinin artış ya da düşüş eğilimlerine sıkı sıkıya bağlı bir paralellik gösteriyordu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sağladığı haklar ve özgürlükler bakımından yakalamak istediği (medeni) ülkelerin altındaydı; ama cumhuriyet değerlerinin seyrine bakıldığında bu kümenin içindeydi. 

Ancak Türkiye’de cumhuriyetçilik ve demokrasi, 2010’lardan itibaren 20. yüzyılın eğilimlerinden farklı bir yöne doğru ilerlemeye başladı. Bireysel haklar, hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve yürütme gücünün sınırlanması için gereken etkili denge ve denetleme mekanizmaları buharlaştı. Demokratik norm ve değerler aşındı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez temel haklar ve özgürlükler açısından, hem de sivil bir yönetim altında, askerî darbe dönemlerinin altında bir performans sergilemeye başladı. Bütün dünyada yaşanan demokratik ilke ve kurumların kademeli olarak aşındığı "demokratik aşınma" Türkiye’de bütün dünyada yaşandığından çok daha sert bir biçimde gerçekleşti.

Bu aşınmaya muhalif aktörlerin pek çoğunun tepkisi ise geçmişe duyulan bir özlem etrafında şekillendi. Oysa cumhuriyet değerlerinin bu aşağı doğru hızlı seyrini önceki otoriter dönemlerin kurumsal mirası kolaylaştırıyordu. Gerçekten de toplumsal bölünmelerin ve farklılıkların gayrimeşru olarak görülmesi eğilimi, katı bir toplum ve güçlü bir devlet düzenine olan inanç ve otorite ihlallerinin ağır bir şekilde cezalandırılması gerektiğine yönelik vurgu, Türkiye siyasal sisteminin ve kültürünün geçmişte de en temel özelliklerindendi. Türkiye’nin demokratik aşınması hâlihazırda mevcut otoriter eğilimlerin ve kurumların genişlemesi, kendi sınırlarına taşınması ve her birisi tanıdık olan ama bir araya geldiklerinde bambaşkalaşan bir süreçle mümkün oldu.

AK Parti, milliyetçilik, din ve otoriter devlet geleneğinden kendi muhafazakâr ideolojisine yakın, sembolik ve kurumsal unsurları seçti ve bunları uygunluklarına, sürdürülebilirliklerine veya uygulanabilirliklerine bağlı olarak eklektik bir şekilde birleştirdi. Bir araya getirdiklerinin neredeyse tamamı tek tek tanıdık olsa da, bir araya getirilmeleri yepyeniydi. Bu aşinalık, toplumun bunları "normal" yerli/ulusal kültür olarak kabul etmesini kolaylaştırırken, benzersiz kombinasyonları siyasi ve sosyal ilişkileri radikal bir şekilde yeniden yapılandırdı. 

Hollandalı siyaset bilimci Cas Mudde, demokratik erozyonu mümkün kılan bu sürece patolojik normallik adını verir. Patolojik normallik hem elit hem de kitle düzeyinde sorun olarak görülen konuların ve bu sorunların çözümüne yönelik var olan görüşlerin ve uygulamaların radikalleşmesi ve kendi sınırlarına taşınması sürecini ifade eder. Kim Scheppele bu farklı farklı alanlarda toplanıp bir araya getirilen görüş ve uygulamaların bir "Frankenstein devlet (Frankenstate)" yarattığını iddia eder. "Frankenstate"i yaratan değişikliklere tek tek bakmak, değişikliklerin bir araya gelerek yarattığı canavarı anlamakta yanıltıcı olacaktır. 

Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına geçmişinden pek çok tanıdık unsur barındıran ama bir araya gelişleri açısından bambaşka bir sisteme işaret eden bir “Frankenstate” olarak giriyor. Bu yeni durumu, onu oluşturan tek tek parçaların hâlâ mevcut olup olmadığını tartarak anlamak ise mümkün değil. Geçmişi ile bugünü arasında ciddi benzerliklerin bulunduğu ama yepyeni bir ülkenin içinde yaşıyoruz. İlan edilmemiş, kabul edilmemiş bir kopuş döneminde.  

Türkiye’de cumhuriyet fikrinin ikinci bir şansı olacaksa, gelecek tahayyülümüzün hayıflanan bir nostaljiden öteye gitmesi gerekiyor. Geçmişin kutsanması değil, bugünkü mevcut durumu mümkün kılan otoriter olukların kapatılmasına odaklanan bir siyasi tahayyül gerekiyor. 

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, bir yüzyıl sonra geriye baktığımızda paranteze alınan demokrasi ve modernleşme değil, otoriterlik olması dileğiyle…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🇹🇷 İlelebet Payidar: Cumhuriyetimiz 100 Yaşında

Değerli kalemler Umur Talu, Canan Güllü, Bahadırhan Dinçaslan, Ulaş Tol ve Evren Balta, cumhuriyetin 100. yılında, değerini, önemini ve geleceğini anlatan yazılar kaleme aldı.

29 Eki 2023

Fotoğraf: Pinterest/

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?