
Bazen bir yola sadece oradan geçmek için girersin. Bir yere varmak veya bir yerden ayrılmak gibi bir amacın yoktur. Oradan geçmiş olmak zaten asıl varmak istediğin duraktır. Hayatta bazen o hatırlanacak anlar bir yere vardığında değil bir yerden geçtiğinde oluşur. İşte bu düşüncelerle Karadeniz sahil yolundan Of okunu görünce içeri sapıyorum. Bildiğimden değil arabadaki navigasyon öyle gösterdiğinden.
İlçenin birbirine benzeyen ve yolun çevresini saran çok katlı çirkin betonarme yapılarından kurtulabilmek için hızlanıyorum. Karadeniz’in dik yamaçlarına dikilen birer mimari ve doğa katliamı olan bu yapılar sanki kaçmam gereken birer canavar gibi geliyor. Bir süre sonra yeniden doğa baskın geliyor. Arada hava açıp kapıyor, yağmur atıştırıyor. Yavaş yavaş deniz seviyesinden yükselmeye başlıyorum. Dağlar arasından ilerliyorum. Uzungöl sapağı duruyor karşımda. Başka bir doğa cinayetine şahitlik etmemek için direksiyonu ters istikamete kırıyorum. Hizmet bağımlısı bir toplumun bulabildiği her noktaya tesisleşmesinin başka bir gurur (!) tablosuna tahammülüm yok.

Sapaktan sonra yol iyice güzelleşiyor. Karadenizi Anadolu’dan ayıran Kaçkarların batı yamaçlarına tırmanırken sevimli köyler ortaya çıkıyor. Beton canavarlar tarafından yutulmuş yerleşim alanları yerine burada daha sempatik binalar var. Bazı noktalarda İsviçre’ye ışınlandığımı düşünüyorum. Selamıma aksanlı karşılık veren köy kahvesindeki amcalar beni kendime getiriyor.
Yollar aşıyorum, köyler geçiyorum, keskin virajlar dönüyorum ve yükselmeye devam ediyorum. Ancak hala hedefime varabilmiş değilim. Günün tek hedefi D915’i geçmek. Resmî adıyla D915 ama halk arasında eski Of-Bayburt Yolu olarak biliniyor. 1916’da Rusya tarafından bölge halkına silah zoruyla yaptırılan bu çetin yol dünyanın en zor yollarından biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle yeni yol açılınca pek kullanılmaz olmuş. Yola çıkmadan önce planımı duyanlar ne işin var orada diye beni vazgeçirmeye çalışıyor. Ne kadar zor olabilir ki diyorum kendi kendime. Sürekli bir o tarafa bir bu tarafa dönen virajlar ve toprak bir yoldur sadece diyorum. Bir yolcunun yapacağı en büyük hatayı yapıyorum ve yolu küçümsüyorum. Kısa-uzun, zor-kolay farketmez ne sunacağını bilmediğin bir yol asla küçümsenemez. Çünkü yol da hayat gibi en beklemediğin yerden golünü atar.

Köyler ve yeşillik bitiyor, boz toprakla kaplı bir coğrafya, sis ve kasvetli bağımsız Orta Avrupa filmlerini andıran bir hava beni yolun başında karşılıyor. Yer yer birkaç metreye düşen bir görüş mesafesi var. Şeytan dürtüyor ve önünden geçtiğim tesisin güvenliğine yolun açık olup olmadığını soruyorum. "Bilmiyorum." diyor. "En son dün bir kepçe sokup yolu açtılar, sürekli heyelan oluyor kaya düşüyor." cevabını alıyorum. Dayanamıyor "Niye geldiniz?" diye soruyor. D915’ten geçmek için diyorum. Bir süre sessizleşiyor ve emin misiniz diye soruyor. "Yalnızsınız. Bari havanın açmasını bekleseydiniz." diyerek geri döndürülmeyeceğime inanarak beni uğurluyor.
Sis ve çiseleyen yağmurdan dolayı kendime söz verip sadece yola odaklanmaya karar veriyorum. Koltuğumu iyice dik konuma getirip iki elimi direksiyona koyup gaza basıyorum. Keskin virajlar başlıyor. 2 endişem var: Birincisi karşıdan araç gelmesi. Virajı her dönüşümde cepleri gözüme kestiriyorum. Diğer endişem ise heyelan. Aracım ağır, büyük ve oturaklı ancak yinede dağdan kopan büyür bir kaya risk içeriyor. Üstelik önümüz sisten çok da göremiyorum. Bazı virajları alırken arka tekerin boşta döndüğünü hissediyorum. Bir süre sonra fren yaparak duruyorum. Yolun ortasına kocaman bir kaya yuvarlanmış. Üstüme devrilebilirdi diye kendimi teselli ediyorum. Ancak bir sorunum var. Üstünden geçilemeyecek kadar iri bir arkadaş bu. Göz kararı yandaki boşluğu ölçüyorum. Tam aracımın geçeceği kadar bir boşluk var gibi görünüyor. Bir kırılma anındayım. Ya saatlerdir geçmek için yol geldiğim D915’ten vazgeçeceğim ve geri döneceğim ya da yandaki uçuruma devrilme riskini alıp devam edeceğim. Yalnızlığın getirdiği, belki de manasız, bir özgüvenle hem kendime hem aracıma güvenerek devam kararı alıyorum.

Kayanın yanından dış tekeri tam kenara alarak geçmeye çalışıyorum. Bu esnada aracın yan koruma barlarından derin bir gıcırtı geliyor. Kaya adeta barlara imzasını bırakıyor. Milimetrik hesaplar sonucu kaya arkamda kalıyor. Yukarı doğru devam ediyorum. Yolu görebilmek için neredeyse alnımı cama dayıyorum. Virajlar dönüyorum, aracın üstüne arada ufak tefek taşlar düşüyor. Büyük bir gerginlik ve o gerginliğin sağladığı odaklanma içindeyim. Sonunda yol düzleşiyor ve kar yığınları görünüyor. D915 sona eriyor. Bir yerde durup el frenini çekiyorum. Yan koltuktaki suyumu alıp nabzımı düşürmeye çalışıyorum. Arabadan çıkıp buz gibi dağ havasını içime çekiyorum. Yaz başında karşıma çıkan karlara bakıp gülüyorum. Üstümdeki şort tişört dışarıda pek uzun kalmama izin vermiyor. Arabaya biniyorum. Bir cep bulup manevra yapıyorum. Sakinleyen nabzımı yeniden harekete geçirmeliyim. İniş çıkış kadar eğlenceli mi diye gaza basıyorum ve D915’e doğru tekrar sürmeye başlıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Ruta bu hafta Karadeniz'e uzanıyor, Of-Bayburt rotasını çiziyor, oradan D915 yoluna tırmanıyor.
23 Mar 2022

YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR


