Daha daha, en en, en daha

En birinci ve daha birinciler burada mı?
Daha daha, en en, en daha

İnsanın kendiyle uğraşı bitmez. Zaten bitmesin de, çünkü düşünebilen varlıklar olarak yaratıldığımız için bana sorarsanız kendimizle uğraşımız biterse, hayatın anlam ve önemi de sekteye uğramış olur. Anlam herkese göre değişir tabii, önemli olan değerler de... Ancak biliyoruz ki temelde derdimiz hep kendimizle. 

Yetişkinlik hayatımız başladığında her şey ilgi çekici, heyecan verici, coşkulu giderken bir nokta geliyor ve diyoruz ki, "Ne yapıyoruz bu gezegende?" Bazılarımız için bu soru sadece gelip geçici bir etki yaratıyor ve yaşam içinde sürüklenmeye devam ediyor, bazılarımız da bu sorunun cevabını bulmak için yollara dökülüyor. Döküldüğümüz yollardan kastım sadece fiziki uzaklaşmalar değil, zihnimizi soktuğumuz yollar.

Genel olarak bu yollara kişisel gelişim dendiği de oluyor, ama aslında kapsamını bundan daha büyük görüyorum. Kişisel gelişim dendiğinde artık pek çok kişi kaçacak delik arıyor çünkü her yerden bir kişisel olarak gelişme zorunluluğu bombardımanına maruz kalıyor gibiyiz. Her gün yeni bir kişisel gelişim kitabı çıkıyor, her an yeni bir bilgi sosyal medyada bizi yakalıyor. Bir yerden sonra bu bilgileri hiç görmek istemiyor ya da biriktirdiğimiz bu kadar bilgiyle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha fazla bilgilendikçe, daha fazla gelişmiş olacağız diye düşünüyoruz belki de. En bilgili olmak için en fazla kitabı okuyan ya da en fazla eğitimi almış olan kişi olma dürtüsü bir türlü peşimizi bırakmıyor. 

Bana sorarsanız "Bu gezegende ne yapıyorum?" "Hayatın benim için anlamı ne?" gibi soruların karşılığı sadece bugün kişisel gelişim adı altında önümüze sunulan seçeneklerin tüketilmesi, tabiri caizse bedenimize ve ruhumuza yüklenmesinden ibaret olamaz. Böyle olduğuna dair inanışların ve yönlendirmelerin, sıklıkla bir şeylerde “en” olunması ya da bir hâlin “daha” olmasına yönlendirme yaptığını görüyor ve gerçeklik algısından gittikçe uzaklaşıldığına tanıklık ediyorum.

“Kendimin en iyi hali”, “Daha iyi bir ben”, “En güzel versiyonumuz”, “Bundan daha iyisi” benzeri kavramlar, ya tanımlayıcısı belirli olmayan bir “en” haline, ya da sürekli belirsiz bir tatminsizliğe sürükleyen bir “daha” durumuna göre yönlendiriyor olabilir mi zihinlerimizi?

İnsanın kendiyle çalışması mutlaka şu veya bir şekilde olacak diye bir şey söylemek mümkün değil. Hepimizin hayat tecrübesi biricik ve bu biricikliğe has olarak da ihtiyaç duyduğumuz bambaşka şeyler var. Kimi zaman terapiler, kimi zaman bedensel çalışmalar, kimi zamansa zihnimizle yaptığımız çalışmalar önceliğimiz olabilir.

Her neyi önceliğimiz yaparsak yapalım, birincisi bu önceliğin mutlak bir “iyi olma” hâli barındırmaması, ikincisi de mutlaka bir nihai hedefe ulaşma arzusunu içermemesi gerektiğini düşünenlerdenim. Bir şeyin "en"i olmanın mümkün olmadığını, bu "en"in herkese göre değiştiğinin hepimiz farkındayızdır. O zaman neden bu “en iyi hâlime ulaşayım" çabası? Daha sağlıklı bir yaşam sürmeyi istemek, daha mutlu olmayı arzulamak çok doğal bir istek olmakla birlikte, zihnimizde bu “daha” kavramını tutunacak hale getirirsek, bunun son durağı neresi olacak?

Aslında söylemek istediğim, tüm bu tabirlerin ve yolculuğun sonunu belirlemeye dair çabaların nafile ve yıpratıcı olduğu. Her ne şekilde kendimizle çalışıyor olursak olalım, bunu öncelikle şu anımız için yapalım - geleceğimizi önceliklendirmeden. O zaman göreceğiz ki, zaten geleceğimizi şekillendiren tam da bu "an"ımız. Böylece gelecek geldiğinde, kim en birinci olmuş, kim daha spiritüel olmuş zerre umurumuzda olmaz. Çünkü biz zaten en değerli olan şimdilerimizin tadını çıkarmışızdır.

Spiritüel betimlemelerde sıkça karşımıza çıkan lotus çiçeğini düşünün…Çamurlu toprakta yetişse de, parlak ve tertemiz açar. Ama bulunduğu alan yine bir bataklık, yine bir çamurdur. Bunu bilir, her seferinde kapanıp açarken kendi gerçekliğine çiçeklenir.

Yani dostlar, varılacak bir yer, bir tepe, bir "en" yok diyebilir miyiz? Kendimizi tanıyalım, bilelim öğrenelim. Toprağımızı tanıyalım. Ve ne şekilde çiçeklenmek bizim için mümkünse, o hâl için niyetimizi ve çabamızı besleyelim. "Ol dediler oldu" diye değil…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

KENDİMİZİ BİLMEK

Sen seni bil, sen seni...

10 Tem 2022

pixabay.com

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR