DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit anlattı: Çerçeve yasadan sonra hangi adımlar gündeme taşınacak?

DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit; iktidarın "Terörsüz Türkiye", DEM Parti'nin ise "Barış ve Demokratik Toplum" olarak adlandırdığı yeni sürecin geçmiş çözüm süreçlerinden farkını, Kürt meselesinin metindeki yerini, İmralı ile diyaloğun nasıl devam edeceğini ve yasanın ardından DEM Parti'nin gündeme taşımayı planladığı hukuki ve demokratik düzenlemeleri Aposto’ya anlattı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit anlattı: Çerçeve yasadan sonra hangi adımlar gündeme taşınacak?

İktidarın "Terörsüz Türkiye", DEM Parti'nin ise "Barış ve Demokratik Toplum" olarak adlandırdığı yeni sürecin hukuki altyapısını oluşturmak amacıyla hazırlanan 12 maddelik "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", TBMM Adalet Komisyonu'ndan geçti.

TBMM Adalet Komisyonu'ndaki görüşmeleri tamamlanan ve AK Parti, MHP, DEM Parti ile Yeni Parti'nin "evet" oyu verdiği teklifin 10 Ağustos'ta TBMM Genel Kurulu'na gelmesi bekleniyor. Görüşmelerin tamamlanmasının ardından teklifin yasalaşması ve Meclis'in 1 Ekim'e kadar tatile girmesi planlanıyor. Teklif, belirli suçlarda soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesinden sürecin izlenmesi için yeni kurul ile komisyonların oluşturulmasına kadar bir dizi düzenleme içeriyor.

  • Peki DEM Parti, sürecin ilk hukuki adımı olarak gördüğü teklifin ardından hangi düzenlemelerin hayata geçirilmesini istiyor? Yasa, geçmiş çözüm süreci girişimlerinden hangi yönleriyle ayrılıyor ve bundan sonra İmralı ile diyalog nasıl devam edecek? Çerçeve yasanın ardından hangi hukuki ve siyasi adımlar gündeme gelecek?

Aposto'ya konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, teklifin geçmiş çözüm süreci girişimlerinden farkını, Kürt meselesinin metindeki yerini, İmralı ile diyaloğun geleceğini ve bundan sonraki süreçte gündeme getirecekleri hukuki ve demokratik düzenlemeleri anlattı.

‘Teklifte Kürt meselesine daha açık biçimde yer verilmesini isterdik’

Teklif, DEM Parti'nin "Barış ve Demokratik Toplum" olarak tanımladığı sürecin ilk hukuki adımı olarak sunuluyor. Buna rağmen metinde "Kürt meselesi", demokratik çözüm ya da demokratikleşmeye ilişkin doğrudan bir ifade yer almıyor.

Koçyiğit, teklifin Kürt meselesine, demokratik çözüme ve demokratikleşmeye daha açık biçimde yer vermemesini önemli bir eksiklik olarak gördüklerini söylüyor. Ancak Koçyiğit’e göre bu eksiklik, teklifin hukuki ve siyasi önemini ortadan kaldırmıyor:

“Teklifte Kürt meselesine, demokratik çözüme ve demokratikleşmeye daha açık biçimde yer verilmesini isterdik. Bu bizim açımızdan önemli bir eksiklik. Ancak bu eksiklik, teklifin taşıdığı hukuki ve siyasi önemi azaltmıyor ya da ortadan kaldırmıyor.”

Sürecin ilk kez bir kanun çerçevesine kavuştuğuna dikkat çeken Koçyiğit, geçmiş deneyimlerde hukuki zeminin yeterince güçlü olmamasının önemli bir sorun oluşturduğunu belirtiyor:

“Geçmiş deneyimlerde hukuki zeminin yeterince güçlü olmaması önemli bir sorun oluşturmuştu. Bugün Meclis'in sürece ilişkin bir hukuki çerçeve oluşturmuş olması başlı başına önemli bir gelişmedir.”

Koçyiğit, düzenlemeyi nihai bir çözüm yasası olarak görmediklerini, demokratikleşme ve eşit yurttaşlık başta olmak üzere yeni düzenlemelerin devam etmesi gerektiğini vurguluyor:

“Biz bunu nihai bir çözüm yasası olarak değil, ilk hukuki adım ve temel çerçeve olarak görüyoruz. Demokratikleşme, eşit yurttaşlık ve diğer demokratik reformların da bundan sonraki aşamalarda ele alınması gerektiğine inanıyoruz.”

‘Süreç yalnızca devlet kurumlarının değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak katkısıyla ilerleyebilir’

Teklifte sürecin takibi ile koordinasyonu için Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında, Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan sekiz üyeli bir takip ve koordinasyon kurulu oluşturulması öngörülüyor.

Koçyiğit, kurumlar arası koordinasyonun gerekli olduğunu ancak sürecin yalnızca yürütme organı içerisindeki bir yapıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguluyor:

“Sürecin sağlıklı yürütülmesi için kurumlar arasında koordinasyon elbette gerekli, bu açıdan böyle bir mekanizmanın oluşturulmasını önemsiyoruz. Ancak böylesi tarihsel bir sürecin yalnızca yürütme organı içerisindeki bir koordinasyon mekanizmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini de düşünüyoruz. Burada Meclis'in yetki ve sorumluluğunun, dolayısıyla demokratik denetim gücünün artırılmasını; Meclis'in ve siyasi partilerin sürece daha güçlü biçimde dahil olmasını önemsiyoruz.”

Koçyiğit ayrıca kadınlar, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, akademisyenler, hukukçular ve bağımsız uzmanların da sürece katılabileceği yapıların oluşturulması gerektiğini söylüyor:

“Barış ve demokratik toplum süreci yalnızca devlet kurumlarının değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak katkısıyla ilerleyebilecek bir süreçtir. Bizim açımızdan esas olan, sürecin geniş bir siyasi ve toplumsal zeminde, şeffaflık, demokratik denetim ve katılımcılık ilkeleriyle ilerlemesidir. Meclis'in güçlenen rolüyle birlikte kadınların, sivil toplumun ve bağımsız uzmanların sürece katılımının güvence altına alınması, bu sürecin kalıcılığını ve toplumsal meşruiyetini de güçlendirecektir.”

‘Hukuki güvence ile denetimsizlik aynı şey değil’

Teklifte süreç kapsamında görev yapan kamu görevlilerine hukuki, idari ve cezai sorumsuzluk getiriliyor. Koçyiğit, geçmiş deneyimler nedeniyle süreçte görev alan kamu görevlilerinin hukuki belirsizlik içinde bırakılmaması gerektiğini, bu nedenle hukuki güvencelerin gerekli olduğunu ifade ediyor:

“Hukuki güvence ile denetimsizlik aynı şey değildir. Uygulamanın hukuk devleti ilkeleri, şeffaflık ve demokratik denetim çerçevesinde yürütülmesi gerekir.

Dolayısıyla burada önemli olan, süreci yürütenlerin hukuki güvenliğini sağlarken hukuk devleti, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini de koruyan bir dengenin kurulmasıdır.”

‘Takdir yetkisinin sınırlarının daha güçlü tanımlanması gerekli’

Siyasi yasakların ve diğer hak yoksunluklarının kaldırılması için Takip ve Koordinasyon Kurulu'nun başvurusunun öngörülmesi, yürütmeye geniş bir takdir yetkisi verildiği yönünde eleştirilere yol açtı.

Koçyiğit, hak yoksunluklarının kaldırılmasında daha açık, öngörülebilir ve objektif ölçütler tercih edeceklerini, bu yöndeki eleştiri ve önerilerini komisyon sürecinde de dile getirdiklerini ifade ediyor:

“Geniş bir takdir yetkisinin açık ölçütler ve etkili denetim mekanizmaları olmaksızın kullanılması belirsizlik ve denetimsizlik riski taşır, bu nedenle takdir yetkisinin sınırlarının ve denetim mekanizmalarının daha güçlü tanımlanmasını gerekli görüyoruz.”

Düzenlemeyi nihai bir yasa olarak değerlendirmediklerini söyleyen Koçyiğit, Meclis'in rolüne de işaret ediyor:

“Bu nihai bir yasa değil, süreç içinde ortaya çıkacak ihtiyaçlarla gelişecek ve tamamlanacak bir hukuki zemindir. Uygulamadaki ihtiyaç ve sorunların Meclis tarafından ele alınması, hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve demokratik denetimin güçlendirilmesi gerekir.”

‘Öcalan'ın rolünün önemini koruyacağını düşünüyoruz’

Koçyiğit, Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu irade ve çağrıların sürecin ilerlemesinde önemli rol oynadığını, bu rolün sürecin devamında da önemini koruyacağını söylüyor:

“Bu nedenle İmralı'daki iletişim kanallarının açık ve sağlıklı olması da önemlidir. Öcalan'ın sadece İmralı heyetiyle değil, avukatlarıyla, ailesiyle, siyasi heyetlerle ve toplumun farklı kesimleriyle düzenli iletişim kurabilmesi, sürecin anlaşılması ve barışın toplumsallaşması açısından artık her zamankinden daha fazla önem taşıyor.”

Öte yandan teklifin Genel Kurul aşamasına gelmesiyle Meclis'in rolünün de güçlenmesi gerektiğini belirten Koçyiğit şöyle devam ediyor:

“Bununla birlikte artık teklifin komisyondan geçtiği ve Genel Kurul aşamasına geldiği yeni bir evredeyiz. Hukuki düzenlemelerin yapılması ve demokratikleşme adımlarının atılması bakımından Meclis'in rolünün daha da güçlenmesi gerekiyor.”

‘TMK değerlendirilmesi gereken başlıklardan biri’

Koçyiğit, Terörle Mücadele Kanunu'nda (TMK) değişiklik yapılmamış olmasının bu alandaki ihtiyaçların ortadan kalktığı anlamına gelmediğini söylüyor:

“Kalıcı demokratikleşme için ifade ve örgütlenme özgürlüğü, demokratik siyaset alanı ve ilgili mevzuatın bütünlüklü biçimde ele alınması gerekir. TMK da bu kapsamda değerlendirilmesi gereken başlıklardan biridir. Doğal olarak, önümüzdeki dönemde bunları da Meclis'in gündemine taşıyacağız.”

Koçyiğit’e göre, yeni süreci geçmiş çözüm süreci girişimlerinden ayıran en önemli noktalardan biri, sürecin Meclis’te ele alınması ve doğrudan bir kanun çerçevesine kavuşması. Teklifin daha geniş bir hukuki geçiş alanı oluşturduğunu belirten Koçyiğit, bir diğer önemli farka dikkat çekiyor:

“Bu teklif daha geniş bir hukuki geçiş alanı oluşturuyor ve pişmanlık ya da itiraf koşulunu esas almıyor. Bu yönüyle önceki düzenlemelerden ayrılan önemli bir tarafı var. Dünyada barış süreçlerinde çok farklı yollar denendi. Biz bugün özgünlükleriyle birlikte bu süreci inşa ediyoruz ve burada esas olan en başından beri söylediğimiz gibi yasal zemin ve yol haritasıdır.”

Koçyiğit, kalıcı sonuç için yasanın gecikmeden uygulanması ve sonraki hukuki düzenlemelerin de hızla hayata geçirilmesi gerektiği görüşünde:

“Bu yasayla birlikte önemli bir ilk adım atıldı. Kalıcı sonuç için yasanın etkili biçimde ertelemeden uygulanması ve bundan sonraki hukuki ve demokratik düzenlemelerin de hayata hızla geçirilmesi gerekir.” 

‘Altı aylık süre hak kaybına yol açmamalı’

Koçyiğit, tekliften yararlanmak için öngörülen altı aylık başvuru süresinin herhangi bir hak kaybına yol açmaması gerektiğini söylüyor. Başvuru imkanına erişemeyen kişiler açısından sorun yaşanması hâlinde yeni düzenlemeler yapılması gerektiğini belirtiyor:

“Düzenlemenin amacı yıllardır devam eden hukuki belirsizlikleri azaltmak ve insanların hukukla yeniden buluşmasını sağlamak. Uygulamada farklı nedenlerle başvuru imkanına erişemeyen kişiler bakımından sorunlar ortaya çıkarsa bunların giderilmesi gerekir. Bu nedenle uygulamanın yakından izlenmesi ve ihtiyaç halinde gerekli düzenlemelerin yapılması önemlidir.”

‘Bu yasa hukuki ve demokratik dönüşümün başlangıcıdır’

Koçyiğit, çerçeve yasa teklifini sürecin tamamı olarak görmediklerini, bundan sonraki aşamada demokratikleşme gündeminin bütünlüklü biçimde ele alınması gerektiğini belirtiyor. DEM Parti'nin gündeme taşımayı planladığı düzenlemeleri ise şöyle sıralıyor:

“TMK'nın demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda gözden geçirilmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güçlendirilmesi, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanmasının güvence altına alınması, kayyum uygulamasına son verilmesi ve seçme-seçilme hakkının gerçek anlamda güvenceye kavuşturulması bunların başında geliyor.”

Koçyiğit, tutukluluk ve infaz sorunlarının yanı sıra yerel yönetimler, anadil ve kültürel hakların da sürecin devamında ele alınması gerektiğini söylüyor:

“Bunun yanında uzun süredir devam eden tutukluluk ve infaz sorunlarının giderilmesi, siyasi nedenlerle hak ve özgürlükleri sınırlandırılan kişilerin durumlarının yeniden ele alınması, yerel demokrasinin ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, anadil başta olmak üzere kültürel ve demokratik hakların güvence altına alınması da bu sürecin parçası olmalıdır.”

DEM Parti'nin demokratik toplum anlayışının yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Koçyiğit, önümüzdeki döneme ilişkin hedefi şöyle tarif ediyor:

“Biz demokratik toplumu yalnızca silahların susması olarak görmüyoruz. Silahların devreden çıkmasıyla birlikte demokratik siyasetin önünün açılması, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve toplumun bütün kesimlerinin kendilerini özgürce ifade edebileceği bir siyasal zeminin kurulması gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel başlığı, demokratik Cumhuriyet ve eşit yurttaşlığa dayalı toplumsal bütünleşmeye geçiş olmalıdır.”

Koçyiğit, bundan sonraki sürecin hukuki düzenlemelerin yanı sıra siyasi, toplumsal ve ekonomik adımlarla ilerlemesi gerektiğini belirtiyor:

“Önemli bir hukuki başlangıç yapıldı. Bundan sonraki görev, bu zemini barışı kalıcı kılacak hukuki, siyasi, toplumsal ve ekonomik adımlarla güçlendirmek; demokratikleşmeyi derinleştirmek ve çatışmasızlığın ötesine geçerek eşit, özgür, adil ve demokratik bir toplum inşa etmektir.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR