Dizilerin narsisist karakterleri bize ne anlatıyor?


Geleneksel Vestel 19 Mayıs kutlamaları için Samsun’dayız Vestel , 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ’nı bu yıl da Samsun Batı Park ’ta gençlerle neşeyle kutlayacak. Bayram kapsamında Vestel’in Samsun'da bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği 19 Mayıs Festivali dolu dolu bir programla gerçekleşecek. Programda neler var? Türkiye'de sporun en önemli destekçilerinden biri olarak uzun yıllardır voleybola büyük destek veren Vestel 'in bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği festivalin açılışında, Milletler Ligi kapsamında Filenin Sultanları'nın Fransa ile gerçekleştireceği maçın ilk setini dev ekrandan canlı yayınlanacak. Maçın ardından kortej geçişiyle devam edecek festivalde bu yıl sevilen sanatçı Zeynep Bastık sahne alacak. Konserin ardından festival DJ performansı ile devam edecek. Eski 19 Mayıs kutlamalarını yeniden canlandıran ve artık geleneksel hâle gelen festival, ücretsiz ve herkesin katılımını heyecanla bekliyor. Festival kapsamında Zeynep Bastık’ın söyleyeceği ilk üç şarkının Vestel'in sosyal medya kanallarından canlı olarak yayınlanacağını da paylaşmadan geçmeyelim.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Her çağ kendi ilişki dinamiklerini, zorluklarını ve bunlara uygun kavramlarını ve kelimelerini beraberinde getiriyor. Bundan 50 yıl önce love bombing, ghosting, gaslighting, narsisistik istismar, hoovering gibi kelimelere ne kadar aşinaydık bilemiyorum.
Muhakkak ki o dönemlerdeki ilişkilerde de bunlar yaşanıyordu çünkü nihayetinde insan her yerde ve her çağda insan; ama bu denli yaygın oluşu içinde bulunduğumuz çağın birtakım açmazlarıyla, patolojileriyle ilgili diye düşünüyorum. Dolayısıyla çoktandır çağımızın ilişkileri—istisnaları olmakla birlikte—çoğunu İngilizce yazdığım bu kelimeler etrafında dönmeye başladı. Terapi seanslarında şayet romantik ilişkilerden söz ediyorsak bu kelimelerin kullanılmadığını pek göremiyorum artık.
Durum böyleyken, elbette izlediğimiz diziler, okuduğumuz kitaplar da bu kavramlardan payına düşeni fazlasıyla alıyor.
Kendimizi, yaralarımızı, yaraladıklarımızı bulduğumuz yerlerde dolaşmanın sağaltıcı bir etkisi var kuşkusuz. Birileri yaşadıklarımızı dışavuruyor, daha ne olsun. Biz de bu sembolleştirme sayesinde yaşadıklarımıza bir isim koyabiliyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir yarayı tedavi etmenin ilk yolu önce onu görünür kılmak, yani adını koymaktır. Ben de bu yazı kapsamında son zamanlarda popüler olmuş, bazılarımızın hem yaralarına merhem olan hem de yaralarını kanırtan bazı dizilere odaklanarak oradaki narsisistik karakterlerin ve kurduğu ilişkilerin bize ne anlattığına kulak vermeye çalışacağım.
- Bu diziler Ayça Üzüm’ün senaryosunu yazdığı Bahar dizisi ile Ece Yörenç’in kaleme aldığı bir Netflix dizisi olan Kimler Geldi Kimler Geçti.
Dizileri uzun uzadıya analiz etmeyeceğim ancak her iki dizide de ortak olan bazı yerlerde birlikte dolanalım istiyorum.
Bahar dizisi “Uyanmaya hazır mısın?” sorusuyla karşılıyor izleyicisini. Mesleği doktor olan ancak evlilik, çocuklar derken mesleğine uzun süre ara vermiş bir kadının kendini bulma ve kendi arzularının peşinden koşma yolculuğunu izliyoruz. Aslında bir nevi uyanışını desek daha doğru.
Tahmin edeceğiniz gibi bu kadının eşi yoğun bir şekilde narsisistik özellikler gösteren biri. Karısını ve onun başarılarını küçümseyen, her zaman ilgi odağı olmak isteyen, annesiyle bağımlı bir ilişki sürdüren, narsisistik üçgenler kuran biri.
- Nedir bu narsisistik üçgen dediğim? Yani birden fazla partneri hayatında tutarak partnerlerinde kıskançlık yaratarak ve onlara her an kaybetme korkusu yaşatarak kendisini değerli ve üstün hissetme hâli diyebilirim. Narsisistik üçgen kuran biri kaybetmeye, terk edilmeye tahammül edemez. Ayrılığın sorumluluğunu alma, yas tutma gibi becerilerden de ne yazık ki yoksundur.
Bahar dizisindeki ana karakterlerden Timur, tam da böyle biri. Eski sevgilisi Rengin’i de eşi Bahar’ı da hayatından çıkaramıyor. İkisini de türlü yollarla manipüle edip hayatında tutarak aslında kendisine gösterilen ilgiden alabildiğine besleniyor. Ne zaman ki kadınlardan biri ona rest çekiyor o zaman da bir mağduriyet timsaline dönüşüp kendi yaptığı hataları asla kabul etmeyip, yaşadıkları tüm zorlukları abartıp sorumluluğu hep başkalarına atıyor. Böylelikle bu sayede yine karşı tarafı manipüle edip onu kontrol altında tutabiliyor.
Kimler Geldi, Kimler Geçti dizisinin başrolünde de Leyla isminde bir kadın var. Dizide Leyla’nın ilişkilerini, ilişki beklentilerini, ilişki içinde yaşadığı krizleri ve yalnızlıkları izliyoruz. Leyla’nın etrafındaki erkeklerden biri olan Cem Murathan’da da benzer bir durumu görüyoruz. Cem Murathan, hep başkalarının mağduru, hep ona haksızlık yapılıyor, o hep hayal kırıklığına uğruyor. Cem Murathan da geçmiş ilişkilerine dair asla sorumluluk alamayan, ilgi budalası biri. Karakterlerden Şef Feyyaz’da da Ömer’de de narsisistik örüntüleri görüyoruz ancak bu dizide karakterlere ilişkin oldukça çelişkili durumlar var. Senaryodaki kopukluk ve mantık hataları kısmına bu yazıda girmeyeceğim. Fakat Kimler Geldi Kimler Geçti dizisi, narsisistik bir partnerin avını elde ettikten sonra nasıl birine dönüştüğünü 2. sezonda bize gösterirse harika olur.
Her iki dizide narsisistik karakterler, avını alıncaya kadar asla pes etmiyor. Narsisist bir partnerin zorluğu işte burada, sizden istediğini alana kadar sizi bırakmıyor.
- Neler mi yapıyor? Sizi göklere çıkarıyor (love bombing); sizi mükemmel biri olduğunuza, rüya gibi bir aşk yaşadığınıza inandırıyor; hayatınızda duymadığınız güzel sözlerle, müthiş hediyelerle sizi kendisine hayran bırakıyor. Sizi elde ettiğini görünce de hooop sizi o göklerden bir güzel yere bırakıyor. Siz de çakılıveriyorsunuz, neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Sizi göklere çıkarması da babasının hayrına değil elbette; o sizi göklere çıkardıkça siz ona âşık olacak, o da bir kez daha kendisine hayran kalacaktır.
Çünkü o çok mükemmeldir, adeta tanrının yeryüzündeki suretidir. Tabii siz de mükemmel (!) olmalısınızdır zira ona ancak bir mükemmel yakışır. Çünkü narsisizm kişinin kendisine yakışanla birlikte olmasıdır.
Kaçın kurtarın kendinizi diyeceğim ama öyle kolay olmaz bu, çünkü yukarıda da dediğim gibi narsisist bir adam terk edilmeye asla katlanamaz; terk edecek biri varsa o ancak kendisi olmalıdır. Son sözü o söyler, son noktayı o koyar. Siz onu terk etmeye yeltendiğinizde ise önce saldırganlaşacak, güç savaşına girecek sonra—şansınız varsa—yine dünyanın en harika erkeği olacak, sizi kendisine bağımlı kılacak, siz yaptığınızın büyük bir hata olduğunu düşünecek ve yine onun ağına düşeceksinizdir. Rengin’le Timur’un yaşadığı tam da böyle bir şey.
Bu dizilerdeki narsisist karakterlerde gördüğüm bir diğer özellik de onların asla derin bir sevgi deneyimi yaşayamamaları. Tamamen kazanmaya odaklı ve hep aynı çukurun, aynı tür savaşçı ilişkilerin içinde kendilerini bulmaları.
Güneş nasıl ki balçıkla sıvanmaz, ne yazık ki narsisizm de sevgiyle sıvanamıyor. Çoğu kişi partnerini iyileştirmeye veya değiştirmeye yelteniyor ancak bu beyhude bir çaba çünkü kişi ancak kendi isterse iyileşebilir, değişebilir.
Tam da bu noktada “Ex'ten next olur mu?” sorusuna geleceğim. Her iki dizide de bir zamanlar bitmiş ancak yeniden şans verilmiş ilişkiler görüyoruz. Ömer ile Leyla’nın ilişkisi, Timur ile Rengin’in ilişkisi gibi. Peki ne oluyor bu ilişkilere? Her iki ilişki de yürümüyor. Ex'ten next olamıyor yani. Çünkü ilişkilerinin dinamiği değişmiyor.
Bir ilişkinin dinamiği ancak ve ancak o kişiler kendileri üzerinde derinlikli bir çalışma yaparlarsa, ilişkide kendi sorumluluklarını alırlarsa, tutulması gereken yasları tutarlarsa, geçmişi iyi okuyabilirlerse değişebilir. Bunun yolu da bana kalırsa bireysel ya da çift olarak psikoterapi desteği alarak olur. İşte o zaman Ex'ten next olabilir ya da kişiler yeni ilişki deneyimlerine açık hâle gelebilir.
Kimse kusursuz değil. Herkesin yarası beresi, eksiği gediği var, bunlar da en çok yakın ilişkilerde görünür hâle geliyor. Tüm bu narsisist karakterler dışarıdan çok iyi, çok hoş, çok yardımsever gözükebilirler ama gelin görün ki foyalarımız yakın ilişkilerde ortaya çıkıyor. Bu sebeple de—yine istisnalar olsa da—aslında hiçbir ilişki üçüncü yüzünden bitmez. Biterse kendi yüzünden, kendi patolojisinden, kendi çıkmazlarından dolayı biter. Aldatma çoğu zaman ilişkiyi bitirmek için bir neden değil, ilişkinin kendisinin getirdiği sonuç da olabilir.
- Bahar ve Timur’un ilişkisi, Rengin yüzünden bitmedi. Leyla ile Ömer ilişkisi de Balım yüzünden bitmedi. Onların ilişkilerinde zaten yolunda gitmeyen şeyler vardı ama her iki çift de oradaki problemlere hakkıyla odaklanmayı seç(e)mediler.
Değinmek istediğim bir diğer konu ise ilişkideki üçüncü kişilerin çoğu zaman baston görevi görmesi. Yani kişi, majör ilişkisinin dışında bir başkasına tutunarak ve bu tutunma neticesinde kendisini daha güçlü hissederek aslında majör ilişkideki problemlerle daha kolay başedebilir ya da onları daha rahat yok sayabilir hâle geliyor ya da kendisini daha iyi oyalayabiliyor.
- Bahar dizisinde buna dair çok güzel diyalog vardı. Bahar, Rengin’e “Benim ilişkim senin yüzünden bitmedi, Timur sana tutunduğu için bizim evliliğimizi yürütebildi. Yani senin yüzünden devam etti bizim evliliğimiz” diyor. Gerçekten de Rengin, Timur’un hayatında baston görevi görmeseydi Timur ve Bahar ilişkisi daha çabuk nihayete varırdı gibi geliyor bana.
Bu sebeple paralel bir ilişki devam ederken majör ilişkiye dair karar vermek çok sağlıklı olmayabilir çünkü bir üçüncü varken majör ilişkiye tam anlamıyla temas edilemeyebilir. Bu da sağlıklı bir ayrılma, sağlıklı bir yas sürecinin önünde büyük bir engel teşkil eder ve kişiler yıllar süren bir kısırdöngünün içinde bulabilirler kendilerini.
Her iki dizi de "Yeniden başlamak mümkün mü?", "İnsan küllerinden tekrar doğar mı?" diye soruyor sanki. Yaşanan bazı ayrılıkların ardından insanın kendisine kavuşabildiği ve özgürleşebildiği bir tarafı gösteriyor. Dolayısıyla izleyiciyi umutlu bir yerde bırakmayı ihmal etmiyor.
Çünkü biliyoruz ki içeriden geçmeden dışarıya çıkılamıyor. Bir şey yıkılmadan yenisi kurulamıyor. Ve insan kırıldığı yerden hep daha fazla güçleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
NEREDE YAYIMLANDI?
A24, efsanevi rock grubu Talking Heads’e sanatçıya saygı duruşunda bulunan bir derleme albümü çıkardı. Klinik psikolog Tuğçe Isıyel, Bahar ve Kimler Geldi Kimler Geçti dizileri üzerinden narsisist karakterleri yazdı.
19 May 2024

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel
Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





