Doğum izni tartışmaları: Türkiye'de kreşler ihtiyacı karşılıyor mu?

TBMM’ye sunulan yeni kanun teklifiyle çalışan annelerin ücretli doğum izni süresinin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması planlanıyor. Teklif, özel sektörde çalışan babaların iznini de 5 günden 10 güne yükseltiyor. Öte yandan kadın örgütleri ve uzmanlar, ücretsiz kreşlerin eksikliğinin düzenlemenin etkisini sınırladığını ve kadınların istihdama katılımıyla ilgili risk oluşturduğunu belirtiyor. Peki Türkiye'de kreşler, ihtiyacı karşılamaya yakın mı?
Doğum izni tartışmaları: Türkiye'de kreşler ihtiyacı karşılıyor mu?

TBMM’ye sunulan 29 maddelik “Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile çalışan annelerin ücretli doğum izni süresinin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması planlanıyor. Teklif özel sektörde çalışan babaların iznini de 5 günden 10 güne yükseltiyor.

  • Kanun teklifinin gerekçesinde, doğumdan sonraki ilk ayların çocuğun bakım ve gelişimi açısından belirleyici olduğuna dikkat çekiliyor ve düzenlemenin aynı zamanda nüfus politikalarının desteklenmesi amacıyla da ele alındığı belirtiliyor.

Öte yandan: Kadın örgütleri ve uzmanlar, ücretsiz kreşlerin eksikliğinin düzenlemenin etkisini sınırladığını ve kadınların istihdama katılımıyla ilgili risk oluşturduğunu belirtiyor. Ayrıca uzatılan izinlerin tek başına yeterli olmadığı, çocuk bakımının halen büyük ölçüde kadınların fedakarlığına dayandırıldığı vurgulanıyor. 

İşyerlerinin kreş açma zorunluluğu nasıl düzenleniyor?

Kadın çalışanlara yönelik işyeri yükümlülükleri, "Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik" ile düzenleniyor.

  • Bu yönetmeliğe göre 100-150 arası kadın çalışanı olan işyerlerinde emzirme odası, 150'nin üzerinde kadın çalışanı olan işyerlerinde ise 0-6 yaş arası çocuklar için kreş kurulması zorunlu. Ayrıca kurulan kreş işyerine 250 metreden daha uzak bir mesafede bulunuyorsa işverenin çalışanlara ulaşım desteği de sağlaması gerekiyor.

Yükümlülük değerlendirilirken aynı işverene bağlı belediye sınırları içindeki tüm işyerlerindeki kadın çalışanların toplamı dikkate alınıyor. Böylece büyük şirketlerde veya birden fazla şubesi olan işverenlerde de kadın çalışanların haklarının gözetilmesi hedefleniyor. İşveren, yükümlülüğü kendi başına kreş açarak yerine getirebileceği gibi, diğer işverenlerle ortaklaşa çözüm üretebiliyor veya yetkili bir kurumdan hizmet satın alabiliyor.

Yönetmeliğe uyulmaması durumunda kadın çalışanların kıdem tazminatı ve diğer yasal hakları devreye giriyor.

Ancak uygulamada yönetmeliğin öngördüğü kreş ve emzirme odalarının ne kadarının faaliyete geçtiğine dair kapsamlı veri bulunmuyor. Ayrıca EŞİK gibi kadın örgütleri, kreş açma yükümlülüğünün "150 kadın çalışan" şartına bağlanmasının kreş hakkına fiilen engel oluşturduğunu belirtiyor.

Bakım yükümlülükleri kadınların istihdama katılımını nasıl etkiliyor?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve BM Kadın Birimi'nin 2024 verileri, kadınların işgücüne katılımının erkeklere kıyasla belirgin biçimde düşük olduğunu gösteriyor. TÜİK verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı %36,8 iken erkeklerde bu oran %72.

Hanesinde 3 yaş altı çocuğu olan kadınlarda istihdama katılım oranı %26,9'a düşüyor. Aynı durumdaki erkeklerde ise bu oran %90,9. Çocuğu olmayan kadınlarda istihdam oranı ise %58,6’ya yükseliyor.

Ayrıca yarı zamanlı çalışan kadınların oranı %18 civarında. Yani yaklaşık olarak istihdama dahil olan beş kadından biri yarı zamanlı çalışıyor.

Verilerde ücret eşitsizliği de dikkat çekiyor; üniversite mezunu kadınların kazancı, erkeklere kıyasla ortalama %17,4 daha düşük.

Okul öncesi eğitimde gerileme var

Bütün bu tabloya rağmen resmî veriler, okul öncesi eğitimin yaygınlaşmadığını, aksine gerilediğini gösteriyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2023-2024 eğitim-öğretim yılı örgün öğretim istatistiklerine göre, Bakanlığa bağlı anaokulu sayısı 6 bin 300. Bunların 4 bin 253’ü ise özel statüde.

  • 2023-2024 eğitim yılında okul öncesi eğitimde yaklaşık 1 milyon 954 bin çocuk bulunurken, 2024-2025 yılında bu sayı 1 milyon 741 bine düştü. Yani yaklaşık 213 bin çocuk sistem dışına çıktı. 

Devlet anaokullarındaki öğrenci sayısı ise %38,9 azalmış durumda. Bu durum, Türkiye’deki toplam 17 bin 640 okul öncesi eğitim kurumu içindeki özel kurumların payının artmasıyla ilişkilendiriliyor. Yani okul öncesi eğitimde hem öğrenci sayısı hem kamusal kapasite geriliyor.

10 veliden 7’si ücretsiz okul öncesi eğitime ulaşamıyor

Öğrenci Veli Derneği’nin (Veli-Der) 18 ilde 1.350 veli ve 1.120 ilkokul öğretmeniyle yürüttüğü araştırmaya göre, özel kreş ücretleri 25-50 bin lira arasında değişiyor.

Kreşlerin yetersizliği ve yüksek maliyetler karşısında belediyeler kendi hizmetlerini genişletiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), “Yuvamız İstanbul” projesi kapsamında şu ana kadar toplam 127 kreşi hizmete açtı. Belediyenin hedefi 150 kreşe ulaşmak. Bu hedef gerçekleştiğinde, İBB kreşlerinden yararlanan çocuk sayısı 15 bin olacak.

Öte yandan: Araştırmaya göre, velilerin %73,6’sı ücretsiz okul öncesi eğitim olanaklarını yetersiz bulduğunu belirtiyor. Velilerin %70,4’ü çocuklarını kamu okullarına göndermek istediğini ifade ederken, kontenjan eksikliği bu talebin karşılanmasını engelliyor. Araştırmada ayrıca velilerin %30’unun okula erişimde ulaşım sorunu yaşadığı belirtiliyor.

Velilerin %96,2’si okul öncesi eğitim sayesinde çocuklarının öz bakım ve el becerilerinde gelişim gözlemlediğini belirtirken, %88,7’si duygusal gelişimde ilerleme olduğunu ifade ediyor. Öğretmenler ise okul öncesi eğitim alan çocukların dikkat süresinde, problem çözmede ve sosyal becerilerinde belirgin artış olduğunu aktarıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR