Dört köpek, bir yasa: Güvenli sokaklar aşkına 10 yıllık bir macera

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Bond’u sahiplendiğimde 23 yaşımdaydım, gazetecilik fakültesinden yeni mezun olmuştum. Mesleğe CNN International’ın merkezinde, Atlanta’daki haber odasında başladığım için heyecanlı, genç bir gazeteci olarak nasıl bir on yıl yaşayacağımdan habersizdim.
Bond’la tanışacağım barınağa gitmeden önceki gün, kaotik ve hızlı haber merkezinden eve yürürken, birden çok baskın bir his içimi kapladı: 14 yaşımda Adana’dan İstanbul’a gitmek için ayrıldığımdan bu yana eve döndüğümde yaşamak istediğim aile hissi.
Ertesi gün, Atlanta Humane Society adlı sivil toplum kuruluşunun öldürme politikası gütmeyen barınaklarından bana en yakın olanına gittim. Yavruların arasında dolaşırken, içinde oturduğu bölmeden bana ıslak toprak rengi gözleriyle bakan çelimsiz, simsiyah, kadife tüylü erkek bir labrador kırmasıyla göz göze geldim. Kucağıma almamla, sahiplenmek için gerekli belgeleri imzalamamın arasında yalnızca dakikalar vardır. Bir çöp kenarında kardeşiyle beraber bulunan ve yaklaşık üç aylık olan Bond’la maceramız böyle başladı.

Bond ile Atlanta'da.
Çok afacan, enerjik ve öğrenmekten çok keyif alan bir yavruydu. Sincap gördüğünde dayanamıyor, kovalıyordu. Kimseyi tanımadan taşındığım Atlanta’da benim için çok büyük bir mutluluk kaynağı olmuştu. Bazen sabah, bazen öğleden sonra, bazen gece mesailerimden sonra gelip Bond’la oynuyor, onu koşup oynaması, sosyalleşmesi için mahalledeki köpek parkına götürüyordum. Adı gibiydi, fişek gibiydi; köpek parkında koşarken diğer tüm köpekleri açık ara ardında bırakıyordu. Yolda görenler bizi durdurup onun ne kadar yakışıklı olduğunu hayranlıkla ifade ediyorlardı.
Türkiye'nin zor günleri: Sokaklar, mayın tarlası
Hazırladığım haberlere bakınca, Türkiye’de gidişatın iyi olmadığı açıktı; sokaklar, mayın tarlası misali. 19 yaşındaki Özgecan Aslan, Mersin’de evine gitmek için bindiği minibüste bir erkek tarafından vahşice katledildi. Suruç’ta gençler basın açıklaması yaparken bombalı saldırı oldu. Ankara’da gün ışığında gar katliamı yaşandı. Hangi köşe başından veya hangi kalabalığın içinden canlı bomba çıkacağının belli olmadığı bir dönem yaşanıyordu. Yaşananları uzaktan takip etmek, sevdiklerimden ve ülkemden uzakta olmak başka türlü bir kalp ağrısı veriyordu.
Gündem adlı güçlü akıntıda ilerlemeye çalışırken, bir sabah bir telefon aldım. Hayatta en sevdiğim, bende en çok emeği olan insanlardan birisini kaybettiğimizi ve biraz önce Adana’da defnettiklerini söylediler. O günlerde gökyüzüne uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. Ve yanımda Bond’un olduğunu. Sarılıp ağlayacak insan yokken, beni anlayan, dünya tatlısı, genç bir dostum vardı. Ağlamam, onun derdiydi; mutluluğum, onun mutluluğu. Uzun yürüyüşler yaptıktan sonra kahve almak için onu dışarıya bağladığımda başlarda panik olur, havlardı. Çevreden geçenlerin ondan korkmadıklarını, hatta sevdiklerini görürdüm.
Derken, tatil yapmak için Türkiye’ye geldiğimde, önce havalimanı patlaması oldu, iki hafta sonra da darbe girişimi: Şehirler üzerinde uçan jetler, köprüde tanklar. O yaz boyunca Türkiye’de saha yapımcısı olarak çalıştıktan sonra Atlanta’daki sayfamızın sona geldiğini anladım. Bu kararı verdikten sonra çevremdeki herkes beni Bond’u Amerika’da bir aileye sahiplendirmemin onun için daha iyi olacağına ikna etmeye çalıştı. Uzun telkin konuşmalarına direndim. “Onun yeri benim yanımdır” dedim kendime. Anca beraber, kanca beraber.
Türkiye'ye ve gerçeklerine dönüş
Pek çok arkadaşımın travmatize oldukları Türkiye’den gitmenin yollarını aradıkları aylarda, Bond ile beraber İstanbul’a taşındık. Sokaklar tekin değildi. Yılbaşına İstanbul’da IŞİD saldırısıyla girmiştik. Amerika’da geçirdiğim yedi sene sonrasında bu dönüş, lise yıllarımdan hatırladığım İstanbul ile vedalaşmaydı bir nevi. “Sokaklardaki umut, gündüz gözüyle çalınıyor” düşüncesinden kurtulamıyordum. Kulak misafiri olduğum konuşmalar, gitmenin yollarını arıyorlardı. Ekonomi, kalanı eziyordu. Tüm bu karanlığın içinde bana umut veren Bond’un sallanan siyah, en ucu beyazlı kuyruğu oluyordu. Onun dostluğuna her gün müteşekkirdim.
Sokaktaki köpeklerin hâli içimi sızlatıyordu. Yazın sıcakta, kışın soğukta bir kap mama ve suyun ötesini beklediğini bildiğim gözler… Evrimleştikleri üzere insana sadık bir şekilde dostluk yapmaktan mahrum kalmak bir yana, araba mı çarpar, tecavüze mi uğrar, işkenceye mi maruz kalır, zehirlenir mi; barınağa yani çoğu "ölüm kampı" olan hapishanelere tıkılır ve ölümü mü bekler; unutulur mu, varlığından nefret duyulur mu ve daha bir sürü korkunç ama gerçek ihtimaller…

Pera en sevdiği yerde, arabada.
Bir gün bir arkadaşım Esenyurt’ta sokakta bulunan genç, dişi, siyah-beyaz ve yer yer benekli bir av köpeği kırmasının fotoğrafını yollayınca, o an onu sahiplenmekten başka bir seçeneğim yok gibi hissettim. Pera, yaklaşık bir yaşında, travması olduğunu belli eden, karakteri komik ve kendine has, kalender ve talepkar bir köpekti. Bond ile birkaç hafta içinde uyum sağladılar ve birbirlerini gözlemeye başladılar. Pandemide uyuyor, uyanıyor, günde birkaç defa yürüyüşe çıkıyorduk. Beni dört duvar ve boş sokaklar arasında hayata bağlayan, okuyup izlediklerimden çok bana her daim gülen gözlerle bakan müthiş ikili, Bond ve Pera olmuştu.
Yıllardır süren kontrolsüz göç politikasının etkilerine Kilis’in değişen demografisi üzerinden bakan bir dosya, şu an eşim olan Can’ın hayatıma girmesine vesile oldu. Can, köpekleri seviyordu ancak onları pek tanımıyordu. Ben yazı yetiştirirken Pera gelip ısrarla benden ilgi istediğinde, Bond’un durumu diplomasiyle çözmek için onu oyuna çağırdığını anlattığımda önce inanmamıştı. Kısa sürede hepsinin kendine has bir karakteri olduğunu gördü. Pera’nın huyu başka, Bond’un başka. Ve birarada, aileyiz.
Büyüyen aile
Nişanlı olduğumuz süreçte Marmara Gölü’nün kurutulması üzerine bir dosya hazırlamak için gittiğimiz Manisa’nın Tekeli köyünde, soğukta, köfteci arabası yanında bekleyen bir grup köpeğin arasında benekli bir yavruyla karşılaştık. Üzüm, çamurlanmış beyaz patileriyle üstümüze atlayıp incecik kalmış suratı, doğal tasarım maskeli gözleriyle bize kendini tanıtınca, Can yanımıza almayı teklif etti. Bond ve Pera’yı çok sevmişti; onların masumiyetlerinden, sadakatinden ve neşesinden derinden etkilenmişti. Ekibi büyütme fikrine ikimiz de tamamdık.

Üzüm'ü sahiplendiğimiz gün.
Mutlu Üzüm’ü Manisa’da bir veterinerde yıkattık, aşılattık, çiplettik ve ailemize kattık. Kısa süre sonra deprem oldu. Can, üç köpeğimizle Adana’daki evimizdeydi, ben Antalya’da haberde. Girdikleri masanın altından beni aradığında arkadan zangır zangır sallanan binanın sesi geliyordu. Bina eskiydi ama yıkılmadı. Adana’da 13 bina yıkıldı. 11 ilde 50 binden fazla insan göz göre göre öldürüldü. Sahi, ne oldu deprem davaları? Hangi kamu çalışanı bedel ödedi?
Antalya’dan Adana’ya basarak geldim. Can’ı almamla başlayan deprem haberi sürecimiz, aylar sürecekti. Türkiye’de yalnız sokaklar değil, evler de güvencesizdi ve bu güvencesizlik, devletin güvencesi altındaydı. “Deprem olursa içeriye kaç” diyecek kadar küstah müteahhitlerin binalarının altında umut aradık, kimi zaman canı pahasına yaşam izi süren hassas burunlu, küçük vücutlu, kurtardığı kişinin ırkına bakmayan köpeklerle.
Hangi güvenli sokaklar?
22 yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü Ömer Çelik’in “Türkiye’nin sokakları güvenli hâle gelecek” açıklamasına inanmak isterdim. Keşke kadınlar sokakta tacize ve şiddete uğramasa, keşke çocuklar güvenlik kaygısı olmadan kamusal alanda rahatça hayatı keşfedebilse... Keşke Türkiye, dünyanın her yerinden mafyanın, suçlunun barındığı bir ülke olmasaydı. Keşke deprem, çok sayıda insan ve hayvan için ölüm fermanına denk düşmeseydi.
Ateş düştüğü yeri yakar; keşke köpekten kaçarken kimse ölmeseydi, yaralanmasaydı. Belediyeleri sömürmek yerine sistematik bir kısırlaştırma, yaşatma ve insanlar tarafından benimsenen bir sahiplendirme politikası uygulansaydı da müşterek sorun buralara gelmeseydi.
Güvenli sokaklar aşkına! Keşkelerle bir yere gelinmiyor... Barınak kapasitesinin 100 bin civarı olduğu söylenirken, sokakta yaşayan ve toplanılacağı söylenen 4 milyon köpekten bahsediliyor. Katliam yasası karşısında, köpeklerin sokaktaki sefilliği masumane kalıyor.

Tarçın.
Medya diskuruna bakınca, meselenin buraya varacağı belliydi. Birkaç ay önce Adana’da kahve içerken yanımıza gelen, minyatür kurt tipiyle gülümseten Tarçın’ı gördüğümüzde, bu sefer ben “alalım” dedim. Can, “tamam” dedi. Eve gelişi, biraz kreşe geliş gibi oldu. Üzüm, Pera’nın peşine takılarak hayatı öğrenmeye başlamış; Bond, ikisini de koruması altına almıştı. Yaklaşık bir yaşında olduğunu tahmin ettiğimiz Tarçın’ın ekibe alışması da uzun sürmedi. Taço, iyi ki geldi, neşe getirdi. Üzüm’ün daimi oyun arkadaşı oldu. Evde bitmeyen bir çocukluk…
Deniz yıldızı hikayesi: İnsanın elinden gelen
İki kişiyiz, şimdilik yapabildiğimiz bu. Meclis'in skandal kararına karşın yasal zeminde yaşam hakkı mücadelesi sürerken tabii ki “yasayı geri çek” diyoruz. Ancak milyonlar için zamana karşı bir süreç de başlıyor. Dileğim, imkanı olan, durumu elveren, sağlığı yerinde olan (ve istisnai durumlar haricinde kedi, kuş vb. beslemeyen) herkesin barınaklardan ve sokaklardan ailelerine kazandırabilecekleri en az bir köpek sahiplenmeleri, cins sevdalarını bir kenara bırakmaları ve sorumlu birer hayvansever olmaları.

Pera, Bond, Üzüm ve Tarçın.
- Deniz yıldızı hikayesini hatırlıyor musunuz? Sahile inen bir çocuk, kumlarda canhıraş koşuşturan bir adam görür. Ona neden koştuğunu sorar. Elinde bir deniz yıldızı olan adam cevap verir: “Deniz yıldızları ölmesin diye.” Suyun geri çekilmesiyle birlikte kumların üzerinde binlerce deniz yıldızı kalmıştır. Çocuk, bu sayının çokluğuna dikkat çeker: “Ama çok fazla var, siz birkaç tanesini kurtarsanız ne değişecek ki?” Hâlâ koşmakta olan adam, bir deniz yıldızını daha suya bırakıp ona doğru işaret eder: “Onun için çok şey değişti.”
O farkı bir ya da birden çok köpeğin hayatında yaratabilirsiniz. Sokakta yapamayacağını düşündüğünüz bir köpeğe evinizi açabilirsiniz. Sizin hayatınıza ne mi katar? Yağmur, çamur, kar, fırtına, pandemi dinlemeden günde en az iki defa yürüyüşe çıkarsınız. Farklı türlere empati yeteneğiniz gelişir, depresyona iyi gelir; evinizi bekler, korur. Ömrünce size dostluk etmekten mutluluk duyacak bir karakter ailenize dahil olur.
Sonra her eve girişimizde evlere şenlik bir karşılama törenimiz var. Komik ve sıcak anlar var; anlayan gözler ve sallanan kuyruklar, saflık. Tabii ki bir sorumluluk, severek aldığımız. Köpekler olmadan da hayli güvencesiz olan sokaklarımıza rağmen, köpeklerde mutluluğa dair biz çok şey bulduk.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de basının "maymun çiçeğinden daha tehlikeli" diyerek haberleştirdiği Batı Nil Ateşi hastalığı söylendiği kadar tehlikeli mi? 2024 Paris Paralimpik Oyunları'nda bizleri neler bekliyor?
23 Ağu 2024

YAZARLAR

Nimet Kıraç
Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.





