Düğün kasetleri, yol şarkıları ve arşivler: "Aşk, Mark ve Ölüm"

Aşk, Mark ve Ölüm filminin yönetmeni Cem Kaya ile filmin üretim sürecini kayıt altına alıyoruz. Podcast dinlenen tüm mecralarda dinleyebilirsiniz.
Düğün kasetleri, yol şarkıları ve  arşivler: "Aşk, Mark ve Ölüm"

📌 Kayıt demeden önce: 34. İstanbul Film Festivali gibi Documentarist'in de açılış filmi Aşk, Mark ve Ölüm'dü. Salonda filmi kahkahalarla izlemeye başlarken, bir süre sonra yanaklarımız ıslanıyor. Filmin kapanış jeneriğinden sonra Cem'in saz virtüözü İsmet Topçu'ya yaptığı sürprizle gülümseyerek salondan ayrılıyoruz. Ben Cem ile nisan ayında Beyoğlu Sineması'nın önünde film çıkışı tanışmıştım. Filmin bendeki etkilerini anlatırken bu festivalde de seyirci ile kurduğu bağdan etkilendim. Cem, yıllar önce "Motör: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması"  filmiyle de Documentarist'te seyirci ile buluşmuştu.

O dönemde Almanya'ya işçi olarak giden dedemden dinlediklerimin arşiv görüntülerini bu filmde görmüş olmanın omuzlarıma bindirdiği ağırlıkla, Cem ile podcast kaydı için ekranların başında buluşuyoruz. Cem Covid olduğu için fiziksel olarak bir arada değiliz ama deyim tam yerinde, müziğin etrafında bir kayıt için buluşuyoruz.

Aşk, Mark ve Ölüm Cem’in üçüncü filmi. 2010'da çektiği ilk belgesel film de Arabesk müzik üzerine olunca ilk sorum onun müzikle olan bağını anlamaya yönelik oluyor. Herhangi bir müzik aleti çalmayan ve nota bilgisi olmadığını söyleyen Cem, dinleme eylemi üzerinden kurduğu bağdan bahsetti.

Gurbetçilik ve yol kelimelerini yan yana koyup çokça cümle kurmuşken bu kelimelerin yanına kaset kelimesini de ekliyor. Cem Almanya’da olduğu için biz bir Zoom görüşmesinde buluştuk ve odasında kişisel arşivini oluşturan kasetleri ve DVD'leri ekrandan da olsa görme şansım oldu. Film, hem arşiv görüntülerini hem de sözlü görüşmeleri içeriyor. Cem, çekimlerden önce hazırlık sürecinin yaklaşık 11 ay sürdüğünü söylerken sözlü görüşmeler için ikna sürecinde bir zorluk yaşamadığını dile getirdi. Burada merak ettiğim onlarla uzun zamandır vakit geçirip geçirmediği oluyor. Pek çoğunu çektiği ilk filmden tanıdığını ve o süreçten beri görüştüklerini söylerken, bu film için tanıştığı insanlar da olduğunu söyledi.

"Sözlü görüşme yaptıklarımdan çoğu, 2010'da çektiğim Arabesk filminden tanıdığım insanlardı. Bazı insanlarla da yeniden tanıştım. Orada vakit geçirdim insanlarla. Mesela Berlin'de bir park var. Hasenheide Park. İşte orada buranın gazinolarında çalan eski müzisyenleri artık gazinolar kalmadığı için emekli olmuşlar, yazıları o parkta takılıyorlar. Müzik yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Üç sene önce onlarla takılmaya başladım. Yani bildiğin onların bir parçası oldum. Oradan bir arkadaşlık doğdu. Böylece o mülakatlara girebildim. Mesela bir iki de böyle tanımadığım insanlar vardı, onları da aradık, anlattık derdimizi. Sağ olsunlar herkes çok yardımcı oldu. İnsanlar geçmişleri ile ilgili konuşmak da istiyor. Yani öyle bir istek de var, onu görüyorsun."


Cem, müziklerin telifleri için Türkiye'den Pelikan Müzik ile ilerlediklerini, onlar sayesinde pek çok engeli de aştıklarını dile getirdi. Teliften bahsedip, telif bedellerinden bahsetmemek olmaz. Ben, yapım masraflarının çoğunun telif ücretlerine gittiğini düşündüm. Cem de bunu doğruladı ve bütçenin yarısının bu kalemlere gittiğini dile getirdi. Sizi filmin soundtrack listesi için buraya alayım.


Bu filmin kurgu sürecinin diğer iki filminden farklı olduğunu söyleyen Cem, şunları kayıtlara geçirdi:

"Daha önceki filmlerimde önce çekimler yapılırdı, sonra kağıtlarla bu çekimleri kurgular, arşiv görüntülerini yerleştirirdim. Bu filmde önce arşivi kurguladım, arşiv görüntülerini nasıl kullanabilirim, ona baktım. Bu konuklara soru hazırlamamı kolaylaştırdı, onları arşiv görüntüleriyle buluşturma imkanı da verdi. 'Bunları nereden buldun?' diye soran, mutlu olan çok insan oldu."

Filmde kamusal kanalların arşivleri, düğün kasetlerinden görüntüler görüyoruz. Arşivlere girmek istediğini söylediklerinde, kanalların bu isteği nasıl karşıladığını, arşiv tarama süreçlerini ve bu taramalarda anahtar kelimeleri nasıl oluşturduklarını merak ediyor ve soruyorum. 👀

"Kanal arşivlerine orada çalışırsan girebiliyorsun, zor yani ama bizim ortak yapımcımız olan iki kanal vardı, Arte ve WDR/RBB bu sayede o arşivlere girebildik. Bize bunu sağladılar. Çok yardımcı oldular, çok tatlıydılar ve biz de arşive girdik. Sonuçta bir oda içinde bilgisayarlar var, bilgisayarlarda arama motorları var, oradan arıyorsun filmleri.

Filmlerin hepsi değil ama bir çoğu zaten dijital ortamda varlar. Yani dijital'e atılmış bunlar, ufak ufak böyle preview dosyaları çıkıyor. Oradan filmi izleyebiliyorsun. Yanında da filmin bir pdf var, o pdf'te yazıyor bunu nerede kullanma imkanımızın olabildiği. Filmi, sadece haber amaçlı kullanabilirsiniz diyor mesela. O zaman "Bunu sinema için kullanabilir miyim? Hak, hukuk telif olayı nedir?" diye düşünmeye başlıyorsun. Bu filmleri kullanmak istediğinizde bu ufak dosyalarla montaja giriyorsunuz. Yani bir kaba montaj yapıyorsunuz. O kaba montaj sürecinde paralel olarak bu filmlerin teliflerini çözmeye çalışıyorsunuz. Çünkü ince montaja girdiğinde artık onu çıkaramaz oluyorsunuz. O yüzden sorun yaşıyorsunuz, bu süreçte tabii telif ücretlerini de soruyoruz."

"Ve ararken de tabii Alman arşivleri olduğu için, hani önce bir sistem kurmamız gerektiğini biliyorduk. Hangi kelimelerle arayacağız? Mesela işte Türk müzikleri diye yazdığınızda belki bir iki tane ya da üç tane şey çıkıyor karşınıza ama işte onu daha spesifik hale getirdiğinizde, örneğin folklor yazdığınızda ya da Türk sanat müziği yazdığınızda ya da herhangi bir aradığınız sanatçıyı yazdığınızda o zaman tabii ki başka şeyler ortaya çıkıyor.

Mesela Cem Karaca üzerine bir bölüm var filmde. Cem Karaca'nın Almanya yılları ve Cem Karaca'yı da araştırdık. Çok şey bulduk Cem Karaca ile ilgili. Hatta Almanya'ya göç etmeden önce de altmışlı yıllarda da konser vermeye gelmiş burada, onunla mülakatlar yapılmış. Cem Karaca ararken de mesela Alman arşivi olduğu için "Cem Karaca'yı Alman nasıl yazar?" diye düşündük. Sadece bizim yazış şeklimiz ile değil de Almanların nasıl yazabileceklerini öngörüp Cem Karaca'yı öyle de aradık. Ve yani inanmazsın, böyle şeyler de çıktı. Mesela Aşık Mahzuni Şerif'i hatırlıyorum. Farklı farklı yazılış şekli şekillerinde birden ortaya çıktı.

Bazen tesadüfler de oluyordu, mesela bir belgesel çekmişler. Burada Türkische Bazar yani Türk Pazarı isminde bir Kapalı Çarşı vardı. Akşamları gazino oluyordu mesela. Orada Neşet Ertaş'ın dükkanı varmış bilmiyorduk ve oraya o pazarı çekmeye gitmiş bir Alman ekip 80'lerin başında orayı çekiyorlar ve tesadüf, Neşet Ertaş'ın dükkanına giriyorlar. Ve Neşet Ertaş orada bağlama çalıyor. Böyle görüntüler tesadüfen ortaya çıktı. Mesela bunu o belgeseli yapan insan da bilmiyor. Kim ile karşılaşmış olduğunu yani, onu biz görünce anladık."

"Filmde Almanya'daki Türk düğünleri anlatılıyor. Orada mesela "Derdiyoklar" isminde bir grup vardı o dönem. Sahne performansları çok böyle progresif ve onların görüntülerini bulmak bayağı bir sorundu. Düğün kameramanları ile konuştuk, bazılarında vardı kayıtlar. Onları değerlendirdik filmde."

Filmi Hem Almanya'da hem de Türkiye'de seyirci ile izleme şansı olan Cem'e bu konudaki hislerini soruyorum. Biz de film çıkışı sinema önünde tanışmamızı hatırlıyoruz.

"Çok güzel bir soru. Seyircinin tepkisini görünce tabii çok mutlu oluyorsun. Tepkiye bağlı tabii ki ama hani bizim filmde seyircinin verdiği tepki gerçekten umduğumuz gibi oldu diyeyim. Yani kah gülüyorlar, kah ağlıyorlar, kah öfkeleniyorlar. Çok fazla şey var. Çok duygusal bir yapısı var, etkiliyor insanları, yani kalbinden vuruyor. Bunu Almanya'da da yaşadık ama işte Türkiye'de ilk gösterdiğimizde İstanbul film Festivali'nde Atlas sinemasında gösterilmişti. Orada anladım doğru bir şey yaptığımızı çünkü Türkiye'de seyirciye daha da farklı dokundu film. Ama ne olduğunu tam anlatamayacağım."

"İnsanlar filme çok büyük yakınlık gösteriyorlar. Belki 'Almancılar' ile ilgili ya da gurbetçilerle ilgili böyle hep ön yargılarımız vardır ya hani film, biraz da onları kırıyor. Film, sadece müzik üzerine bir film olmadığı için. Biz ne yapıyoruz filmde. Gündelik hayatı, gurbetçilerle ilgili verilen siyasi kararlar üzerinden anlatıyoruz. Grevleri anlatıyoruz. Cem Karaca'yı Ford grevi ile beraber anlatıyoruz. O bağlamları da anlattığımız için belki de buradaki hayatla ilgili en azından birkaç fikir oluşuyor insanların zihninde. Tamamını gösteremeyiz zaten 90 dakikalık bir film içinde ama bir fikir oluşur."

Filmin kapanış jeneriğinden sonra İsmet Topçu'yu bir sürpriz bekliyor. VR gözlüğü ile Dünyaya bakarak saz çalma hayali gerçekleşiyor. İsmet Topçu'nun bu fikre nasıl yaklaştığını merak ediyorum. Cem, İsmet Bey'in yaklaşık iki, üç saat kadar o şekilde sazı çaldığını söyledi.

Podcasti kapatırken; Cem "yönetmen olarak hep ben konuşuyorum ama bu filmleri yapmak ekip işidir. Tüm ekip arkadaşlarıma da buradan teşekkür etmiş olayım," diyor. Ve kaydı sonlandırıyoruz. 

Tüm podcast mecralarından dinleyebilirsiniz.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Üretim Kaydı Üretim Kaydı

BÜLTEN SAYISI

Hayat belgesellerdeki gibi: Documentarist 15. yaşını kutluyor

Söyleşi dolu bir sayıda Üretim Kaydı, Documentarist'in 15. yaşını belgeselcilerle, festivalin sanat yönetmenleri ve gönüllüleriyle kutluyor.

05 Tem 2022

Fol stüdyo

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci

Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı

Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.

İLGİLİ OKUMALAR