Dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi: Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı

5 TL'lerin arka yüzüne resmi basıldıktan sonra gördüğü ilgi bir anda artan Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın da bilim tarihi alanındaki en yetkin isimlerinden biriydi. 1993'teki vefatına kadar kendisiyle birlikte çalışan sosyolog Dr. Dursun Ayan anlatıyor.
Dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi: Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

1993 yılındaki vefatına dek birlikte çalıştığınız Aydın Sayılı’nın hayatını sizden dinleyebilir miyiz? 

2 Mayıs 1913'te doğan Prof. Aydın Sayılı, aslen Gaziantepli bir ailedendi. Dedesi Abdulkadir Efendi beş çocuğunu okutmak için 1889’da İstanbul’a yerleşmiş. Babası Abdurrahman Sayılı (1875-1945) Galatasaray’da ve Hukuk Mekteb-i Âlisi’nde okuyup hariciyeci olmuş; Trablusgarp ve Tahran (Başkonsolos) görevlerinden sonra İstanbul’a dönmüş. Millî Mücadele’de Ankara’ya gelen Abdurrahman Bey, Yüksek Muallim Mektebi ve Ankara Erkek Lisesi’nde (Ankara Atatürk Lisesi) Arapça, Fransızca ve İngilizce öğretmenliği yapmış; Afganistan Büyükelçiliği’nde çevirmen olarak çalışmış. Annesi Suat Hanım (1889-1951) ise İstanbullu, Temyiz Mahkemesi hâkimlerinden Mazhar Bey’in kızı ve özel eğitim görmüş bir ev hanımı.

Prof. Sayılı babasının Tahran görevi sırasında kardeşleriyle Farsça ve İngilizce öğrenmeye başlamış. İlkokula İstanbul’da başladıktan sonra, 1925’de Ankara’da okula devam etmiş. Orta ve liseyi Ankara Erkek Lisesi’nde okuyarak 1933'te tesadüfen Mustafa Kemal Atatürk’ün katıldığı sözlü bir sınavla mezun olmuş. 

Öğrencilik yıllarında Aydın Sayılı

Çalışkan bir öğrenci olan Sayılı, fiziği çok sevdiği için su mühendisi olmak istiyormuş. Bir konuşmamızda “Atatürk sınavıma bir denetleme vesilesiyle tesadüfen katıldı, ama bilseydim ki sınavımı o yapacak, ancak bu kadar çok çalışırdım” diyerek çalışkanlığını ifade etmişti. Ankara’daki okul yıllarında izci kamplarına katılmış ve bir seferinde Ankara bisiklet yarışmasında birincilik kazanmış. Liseyi bitirdikten sonra Yurt Dışı Öğrenci Sınavı’na katılan Prof. Sayılı, Atatürk’ün tarihçi olma önerisini bilim yönüyle de buluşturarak bilim tarihi okumak üzere ABD’ye gönderilmiş. 

1934 başında Ithaca’ya ulaşan Sayılı, Cascadille’de hazırlık okuluna gidiyor. Cornell’de başladığı eğitimini Harvard Fen-Edebiyat Fakültesi'nde devam ederken Cornell ve Columbia üniversitelerinde yaz okullarına ders aldığı, hem anlattığı hatıralardan hem de Feza Günergun tarafından incelenen mektuplarından anlaşılıyor. Melek Dosay Gökdoğan ile Remzi Demir ve Yavuz Unat kaleme aldıkları biyografide Prof. Sayılı’nın üçüncü yılın ilk yarısında fizik yüksek lisans derecesi aldığını belirtiyor. Bundan sonra bilim tarihi doktora programına başlıyor. Doktorasını “The Institutions of Science and Learning in The Muslim World” adlı teziyle 1941'de tamamlıyor ve 1942’de tezi onaylanıyor. 

1943’de Türkiye’ye döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Felsefe Enstitüsü’ne “ilim tarihi ilmi yardımcısı” olarak atanıyor. 1946’da Prof. Carroll C. Pratt’ın isteği üzerine açılan doçentlik kadrosuna “Fâtımî Halifesi el-Hâkim Zamanında Kahire Rasathaneleri” adlı tez ile uygun görülüyor. 1948’de bilim tarihi kadar bilgi ve bilim sosyolojisi açışından da önemli olan Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir adlı eserini yayımlıyor. 1952’de ise profesör olmasının ardından 1955’te DTCF’de Türkiye’nin ilk bilim tarihi kürsüsünü kuruyor ve kürsü profesörü olarak atanıyor. 

Sayılı, 31 Mayıs 1958’de ordinaryüs profesör unvanı alıyor. 1982 yılı sonunda emekli olana kadar Ankara Üniversitesi DTCF’de çalışan Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı 1983’de kurulan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı'na (AKDTYK) bağlı Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nda (AKM) başkan olarak göreve getiriliyor. Üniversite dışındaki bu göreviyle bilimsel kültürün önemli bir işlevini yerine getirmeye başlayan Prof. Sayılı bu kurumda Türk kültürünün bilim ve düşünce yönü kadar sanat, müzik, edebiyat gibi diğer yönlerini de ele alan yayınlar yapıyor, düzenli kongreler topluyor. Erdem dergisini de kuran Prof. Sayılı, 1993’de yaşı ilerlediği için görevden alınıyor. 15 Ekim 1993’de Ankara’da geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor ve Ankara Asri Mezarlık'a defnediliyor.

Bilim tarihi açısından Sayılı’nın önemi neydi?

“Türk entelektüel kimliğinin bilim tarihine kaydedilmesi” onun temel işi olmuştu. Türk bilim tarihine ondan önce emek verenler olduysa da bilim tarihi araştırmaları onun öncülüğünde büyük bir ivme ve yöntem kazanmış, ondan sonra da dünya standardında insanlar yetiştirmiştir. Türkiye bilim tarihinde okullaşma ve sivil toplum örgütü oluşturma bakımından da önemli bir mesafe kat etmişti. 

Prof. Sayılı, Türkiye'nin entelektüel kimliğini bilim ve felsefe yönüyle uygarlık tarihine kaydetmiş öncü bir bilim insanı olma ayrıcalığına sahipti. Eserleri birinci derecede bilim tarihi olarak kendini gösterdiği gibi bilim sosyolojisi açısından da önemli imkanlar sağlıyordu.

Bilim tarihçiliği açısından birkaç eserini hatırlatmak gerekir: 1960’da tezinin ana bölümünün gelişmiş hâli olan “The Observatory in Islam” adlı büyük eserini (opus magnum) yayımladı. Farabi ve İbn Sina üzerine bir dizi çalışması, Türk Tarih Kurumu'nun Belleten dergisinde örnek ve öncü bir çalışma öbeğini oluşturdu. Biruni ve İbn Sina’yı anma edisyonları bilim ve felsefe konularını birarada ele almaya vesile oldu. Türkçenin bilim dili olarak gelişmesi konusundaki uzunca makalesi ve derlemesi dilbilim, etimoloji ve sosyolengüistik alanlarında önemli bir yere sahip olurken bilim tarihi içinde millî dilin önemini gün yüzüne çıkarmıştı. Daha önceleri amiyane ve politik düzeyde tartışılan Türkçe onun bu makalesiyle bilim dilini de kapsar bir düzeye taşınmıştı.  

Ortaçağ İslâm Dünyasında İlmî Çalışma Temposunun Ağırlaşmasının Bazı Temel Sebepleri (Avrupa ile Mukayese)” adlı makalesi bilim tarihinin sosyo-politik yönü açısından doyurucu olurken “Abdülhamid İbn-i Türk’ün Katışık Denklemlerde Mantıki Zarüretler Adlı Yazısı ve Zamanın Cebiri /Logical Necessities in Mixed Equations by Abdulhmid İbn Turk and the Algebra of His Time” adlı çalışması matematik tarihi açısından önemli bir ayrıntıyı ortaya koyuyordu.

Sayılı'nın eğitimle ilgili önemsediği noktalar var mıydı?

Prof. Sayılı, anılarında o dönemki izcilik ve spor etkinliklerine değinirken eğitimde bir beden-ruh dengesine işaret ederdi. Ayrıca lise müfredatında yeteneğe göre Fen-Edebiyat programları ayrılsa da bu iki ders öbeği arasında bir dengenin sağlanmasını önemserdi. Böylelikle bir öğrenci üniversitede zorunlu olan genel kültür ve temel bilimler düzeyine erişebilirdi. Eğitim sorununun üniversiteden kaynaklanan yönleri yanında liseden gelen yönlerinin de olduğuna işaret ederdi. 

Sayılı’nın yurtdışına gönderilmesinden önce Atatürk ile yaşadığı ilginç bir anı var diye biliyoruz. O olayı anlatabilir misiniz? 

Atatürk’ün Türkiye genelinde pek çok kurum ve kuruluşun durumunu incelemek için gezilere ve ziyaretlere çıktığı bilinir. Lise sınavlarını denetlemek için 28 Haziran 1933’te bir heyetle Ankara Erkek Lisesi’ne gelir ve sözlü bitirme sınavlara girer. Aydın Sayılı da sınav için beklemektedir. Sırası gelince kendisini Atatürk’ün karşısında bulur ve Atatürk bir buçuk saat süren uzun sınav boyunca kendisine sorular sorar. Tam not alan diğer öğrencilerden ayırt edilsin diye Atatürk sınav cetveline kendi eliyle “çok iyi” diye not düşer. 

Sınavın birinci sorusu, Sokullu Mehmet Paşa döneminde Volga ve Don ırmaklarının birleştirilmesi girişiminin iktisadi ve siyasi sonuçları hakkındadır. Bir diğer soru öbeği şöyledir: “Rusya’da Sovyet Sosyalist rejiminin kurulmasında bizim etkimiz olmuş mudur? Sovyet Rusya rejiminin devlet anlayışı nasıl bir mahiyet taşır? Bizim devlet sosyalizmi iktisadi politikasını benimsememizde ne gibi gerekçeler vardır?” Timur ve Bayezid arasındaki mücadelenin de sınavda konu edildiği Kılıç Ali’nin anılarından anlaşılmaktadır. 

“Aydın, sana kalsa Sakarya’yı nereye akıtırsın?” da bir diğer ilginç bir sorudur. Cevap ise şöyle olur: “Sakarya’yı Sapanca ile birleştirir oradan da İzmit koyuna çıkarırım. Bu şekilde Orta Anadolu’dan Marmara’ya kadar bir su yolu kurmuş oluruz.” Atatürk Aydın’ın ne okumak istediğini sorunca su mühendisi olmak istediğini öğrenir ama Atatürk “Herkes su mühendisi olabilir, seni tarihçi yapalım ne dersin?” deyince Aydın Sayılı, ailesiyle böyle karar verdiklerini, bu öneriyi anne ve babasına danışması gerektiğini söyler ve bu cevap Atatürk’ün çok hoşuna gider. “Aferin, bravo Aydın! Peki onlarla görüş, benim teklifimi de söyle, gel Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’e kararını bildir” der. 

Atatürk daha sonra Aydın Sayılı’yı beğendiğini “Takdirnameden ne çıkar! Daha başka şeyler yapmalı, yurtdışına öğrenime göndermeli. Amerika’ya gönderip çocuğun çalışmasına bir değer verelim” sözleriyle ifade eder. Galip Bey, Aydın Sayılı’yı makamına çağırır ve biraz da fizik ilgisi-tarih bilgisi arasında ona bir yol bularak Atatürk’ün isteğini bilim tarihi olarak somutlaştırır ve Harvard'ın yolu açılır. Prof. Aydın Sayılı hocası olacak olan Prof. George Sarton ile o zamanki Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'ne gelen Introduction to the History of Science adlı eserinin birinci cildini gözden geçirerek tanışır. 

Prof. Sayılı bu hatırasını konuştuğumuzda anlatır; bunu ilgili bir konuya bağlayarak farklı konulara yönelmem ve heveslenmem için yeni kapılar açardı. 

Sayılı'nın doktora tezinden bahsedebilir misiniz biraz?

Bilim tarihi çalışmalarının uzun zamandır yapıldığı biliniyor, ancak bilim tarihi resmî bir eğitim programı olarak ilk kez Prof. Dr. George Sarton tarafından Harvard Üniversitesi’nde kurulmuştu. Aydın Sayılı, bu programda doktora tezi yazan ilk kişinin kendisi olduğunu ihtiyatlı bir dille ifade ediyordu. Prof. Sayılı’nın “The Institutions of Science and Learning in The Muslim World” (İslam Dünyasında Bilim ve Eğitim Kurumları) adlı tezi Aralık 1941'de tamamlamış ve 2 Mart 1942’de onaylanmıştı. Tez; Giriş, Medrese, Hastaneler (Tıp Eğitimi ve Hastahaneler), Rasathane ve İslam Kütüphaneleri kısımlarından oluşuyordu. 

Sayılı, tezindeki konuları Türkiye’ye geldikten sonra geliştirerek devam ettirdi ve başka çalışmalar yayımlayarak bilim tarihi çalışmalarımıza renk, bilgi, yöntem ve yeni bilginler kazandırdı. 

Prof. Sayılı, bu tezde “Ortaçağ, Avrupa’da karanlık olarak değerlendirilse de İslam dünyasında durum hiç de böyle değildir; canlı bir bilim ve kültür faaliyeti vardır” düşüncesini seslendiriyor; bu etkinliğin 13. yüzyıl itibarıyla zayıflamaya başladığını belirtiyordu Hatta, bu konuyu 1985’de Atatürk Kültür Merkezi Başkanı olarak düzenlediği Uluslararası İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî, and İbn Sînâ Sempozyumu’nda özellikle belirtmiş ve ilgili yayınlarda Türkçe ve İngilizce olarak da vurgulamıştı. 

Tarihi ve bilim tarihini bilim alanı değil de bir "iman alanı" olarak dikkate alan kesimler, İslam dünyasındaki bu bilimsel canlılığı retrospektif bir siyasal ütopya, bir altın çağ olarak kabullendikleri için işi son yıllarda “Batı ne biliyorsa bizden öğrendi” diyecek kadar abarttıkları görülüyor. Ama İslam dünyasının 9-13. yüzyıllardaki canlılığını İslam dünyası dışında kıdemli bir bilim tarihçisi olan Prof. George Sarton'ın başyapıtında işlediğini de belirtmek gerekir. Kaldı ki başka bilim insanlarının çalışmaları da biliniyor. Prof. Sayılı’nın Amerika’ya gitmeden önceki bilim ve Türk tarihi ilgisi lise mezuniyet sınavından anlaşılmaktadır. Ama Prof. Sarton’un Ortaçağ'da İslam dünyasında bilim konusunda Prof. Sayılı’yı etkilemesi veya onu zihnindeki yönelimi besleyecek şekilde çalıştırması dikkatten kaçmamalıdır. Tezinin önsözünde de andığı Prof. William Thomson ve Prof. Giorgio de Santillana’nın da bu konuda yardımı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Alman astronomi tarihçisi Prof. Willy Hartner’ın da Sayılı'nın eğitiminde etkisi olduğu görülmektedir. 

Aydın Sayılı, Harvard’daki tez danışmanı George Sarton ile.

Türk ve İslam dünyasında bilimsel gerilemenin eleştirisi de Prof. Sayılı ve ondan sonraki bilginlerimiz tarafından ele alınarak gereksiz romantizmden kurtulunmuş ve nesnel bir bilim tarihi yazıcılığına yelken açılmıştır. 

Medrese konusu tezin 75 sayfasını kapsamaktadır. Bu bölüm içeriğinde büyük bir değişiklik yapılmadan Ankara Üniversitesi Yıllığı (1948)’da, ABD’de Texas Technology Üniversitesi Archive of Turkish Oral Narrative tarafından Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı adına 1994’de hazırlanan bir broşürde yayımlamıştır. Hocanın öğrencilerinden Recep Duran tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilerek İngilizcesiyle birlikte Ortaçağ İslam Dünyasında Yüksek Öğretim: Medrese/Higher Education in Medieval Islam adıyla Türk okuyucusuna ulaşmıştır. 

Hastaneler (The Hospitals) tezde 76-173 sayfalarda yer almakta ve hastanelerin bir listesini içermektedir. Prof. Sayılı’nın Belleten ve Erdem dergilerinde yayımlanan hastane yazıları ve verdiği bildiriler dikkat çekmektedir. Hatta İbn Sina ile ilgili yayınlarında ve tezinde İslam’da tıp eğitimi açısından hastane konusuna değinmektedir. Belleten’de “The Emergence of the Prototype of the Modern Hospital in Medieval Islam” adlı çalışması da kendini göstermektedir. Yine Belleten’de kaleme aldığı Kütahya Hastanesi, tezinde ismini vermediği hâlde sonradan ele aldığı bir çalışmadır. “Central Asian Contribution to the Earlier Phases of Hospital Building Activity in Islam” adlı yazısı Prof. Dr. Ahmet Cevizci tarafından yapılan Türkçe çevirisi ile Erdem dergisinde yer almıştır. 

Tezin alt başlıkları içinde Prof. Aydın Sayılı ile en çok anılan ise 174-256 sayfaları arasındaki Rasathaneler (Observatories) bölümüdür. Prof. Sayılı’nın Türk, Türk-İslam ve İslam astronomi tarihi için olduğu kadar dünya astronomi tarihi için de bir başyapıt sayılan The Observatory in Islam and Its Place in The General History of Observatory adlı eseri bu bölümün çok geliştirilmiş hâlidir.

Prof. Sayılı’nın Harvard’dan başlayan astronomi tarihçiliği yolu artık dünyayı dolaşmaktadır. Eseri Türkçeden okumak tabii ki gönlümüzün istediği bir şeydir, ancak İngilizce yazılmış olması bilimsel bilginin entelektüel dolaşımı açısından son derece yerinde olmuştur. Observatory in Islam Türk Tarih Kurumu tarafından 1960’da ve ABD’de Arno Press tarafından 1981’de basılmıştır. Eserin Arapça çevirisi de Prof. Sayılı’nın sağlığında yapılmıştır. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu çevirmen Abdullah el-Omer ile Prof. Sayılı’yı görüştürerek rızasını almış ve kitap Al Marasit al Felekiyye fi’l Alam al Islam adıyla 1995’de Prof. Sayılı’nın vefatından iki yıl sonra Kuveyt’te yayımlanmıştır.

The Observatory in Islam'ın yanında Kopernik/Copernicus and His Monumental Work çalışması da Sayılı’nın evrensel bir astronomi tarihçisi olduğunu gösterir. Polonya devleti bu duruma duyarsız kalmamış Prof. Sayılı’yı 1973’de Kopernik Madalyası ile UNESCO üzerinden ödüllendirmiştir. 

Sayılı’nın doktora tezinin bilim sosyolojisi açısından öneminden bahsedebilir misiniz?

Aslında Sayılı'nın doğrudan bir bilim sosyoloğu olduğunu söylediği bir eseri yoktur. Ancak tarih-sosyoloji bağlamına baktığımızda, bilim tarihinden örneğin rasathaneler gibi bir konuyu ele alırken, hem bilim etkinliği ve bilim tarihi bağlamında bir yere koyar hem de bu etkinliğin kurumsal durumunu açıklar. Örneğin rasathanelerin gelir kaynakları ve kullanım imkanları, hamileri (sponsorlar), kurumu meşru kılan yasal veya geleneksel koşullar, bir rasathanenin yaşatılması için oluşturulan idari ve eğitsel yapı, eğitim verenlerin ve öğrencilerin hiyerarşisi, yöneticileri, rasathanelerin dinî hayatla bağlantısı onun çalışmasını bilim tarihi yanında bilim sosyolojisi çerçevesine de oturtur. 

Bu nedenle doktora tezini bilim tarihine yerleşmiş bir kurumlar sosyolojisi olarak okumak mümkündür. Hatta bilimsel olay ve kurumları, aktörleri yer yer toplumun ne şekilde dikkate aldığı gündeme getirilerek bilimsel zihniyet olgusuna da değinilmektedir. Semerkant ve İstanbul rasathanelerinin yıkılması, yıktırılması, bilimsel zihniyetin din kurumu ile ilişkisinin eğitim ve siyaset tarihi bağlamının vurgulanması bilim ve bilgi sosyolojisi kadar din sosyolojisi açısından da dikkate değerdir. Bilimin oluşumu ve kurumlaşması doktora tezi dışında başka eserlerinde de işlenmektedir.

Sayılı’nın Türkiye’ye dönüş sürecine geçelim. Genç Cumhuriyetin gönderdiği kıvılcımlardan biriydi ve gür bir alev olarak döndü. Ankara’ya geldiğinde hangi dersleri verdi, ne gibi akademik çalışmaları oldu? 

Üniversitede doğrudan öğrencisi olmadım, ancak 8 yıllık çalışma döneminde Sayılı’nın ve öğrencilerinin bazı hatıralarını dinlediğim için akademik hayatıyla ilgili bazı izlenimlerim oluştu: Prof. Sayılı Türkiye’ye (Ankara’ya) geldikten sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Felsefe Enstitüsü'nde bilim tarihi dersleri verirken aslında kürsünün kuruluşunu ve müfredatını da hazırladığı anlaşılıyor. Felsefe müfredatı içinde bilim tarihine yer açması Fakülte’nin diğer bölümlerine bilim tarihi ile tanışma imkanı sağlaması, farklı kuşaklardan öğrencileri tarafından anlatılır. 5 TL'nin üzerine resmi basıldıktan sonra onun öğrencisi olduğunu ifade edenlerin sayısında bir artış görülüyor. Bilim tarihi öğrencilerini gerekli görür ise fen fakültesinin ilgili bölümlerine derse gönderdiğini de öğrencileri ifade ediyorlar. 

Üniversitede görevliyken, bir dönem Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin (International Academy of History of Science) başkanlığını yaptığı, Türk Tarih Kurumu Ortaçağ Araştırmaları kolunda görev aldığı biliniyor. UNESCO’nun yayımladığı altı ciltlik History of Civilisation of Central Asia eserinin komitesinde de yer almış ancak bu göreve Prof. İsenbike Togan’ın devam etmesini istemiştir. 

Antik Yunan uygarlığından önceki dönemde Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının bilim hayatını ele aldığı eseriyle (Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp) uygarlık tarihinin Türkiye’de daha geniş kapsamda anlaşılmasına katkı vermiş ve Sümerliler konusuna dikkat çekmişti. 

Türkçenin zenginleşmesi ve bu zenginliğin bilim dili olarak Türkçeye taşınması için Aydın Sayılı, kendi editörlüğünde hazırlanan Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe adlı eserdeki 300 sayfayı aşan makalesi ile Türk dili tarihi ve geleceği için önemli bir eser ortaya koymuştu. Bu eser onun hâkim olduğu dilleri göstermesi bakımından da önemlidir.

Sayılı’nın kendi alanında Türkiye’ye ve dünyaya sağladığı katkıları nasıl özetleyebiliriz? 

Prof. Aydın Sayılı, Türkiye’de bilim tarihi eğitiminin bir yüksek öğrenim programı çerçevesinde Ankara’da başlamasını sağlamış; diğer şehir ve üniversitelerde kurumlaşmasına ön ayak olmuştur. Onun öğrencileri, öğrencilerinin öğrencileri ve İstanbul Üniversitesi merkezli bilim tarihi araştırmacıları bu bayrağı taşımaya devam ediyorlar. 

Üniversite dışındaki en önemli çalışması; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yaptığı 1983-1993 arası dönemdedir. Bu dönemde kendisi ile çalıştım. Başkan olarak dört yılda bir Uluslararası Türk Kültürü Kongreleri'ni disiplinler arası bir anlayışla toplar ve dünya genelinde kalburüstü bilim insanlarını bu kongreye davet ederek tartışma imkanı yaratırdı. Bunlardan iki kongrenin tüm aşamalarına, 1993’deki üçüncü kongrenin hazırlık aşamalarına başkanlık etmişti. Ayrıca bu dönemde Osmanlı Öncesi Türk Kültürü Kongresi'ni, Uluslararası İbn-i Türk, Harezmî, Fârâbi, Beyrunî, İbn-i Sîna Kongresi ile Mimar Sinan ve Yunus Emre Sempozyumları'nı toplamıştı. Disiplinler arası bir anlayışla Türk kültürünün her yönünü konu edinen kitaplar yayımlatmış ve aynı anlayışla Erdem dergisini kurup yayımlamıştı.

Türk ve İslam entelektüel kimliğinin hem doktora tezinde ele aldığı kurumlar hem de özellikle Rasathaneler üzerinden dünya bilim tarihine (tıp, astronomi, matematik, bilimsel kültür) kaydedilmesi onun en büyük uluslararası başarısıdır. İnternet üzerinden satış yapılmadığı zamanlarda The Observatory in Islam adlı eseri arayan yabancı birisiyle İstanbul’da sahaflarda tanışıp kitabı kendisine göndermiştim. Bu bilim tarihçisi o zamanlar doktora tezi hazırlıyordu ve Prof. Edward Kennedy’nin çalışmalarını da biliyordu. Ona göre Prof. Sayılı, İslam astronomi tarihinin %70’ini bu eserinde ortaya koymuştu. Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu ise önemine binaen bu eserin Arapçaya çevrilmesine ön ayak olmuş ve çeviri için Aydın Sayılı’nın rızasını aldığını bazı konuşmalarımızda özellikle belirtmişti. 

Prof. Sayılı’nın vefatından sonra yayınlanan Erdem dergisi özel sayısına doğu bilimcilerin ve bilim tarihçilerin ilgisi de üç ciltlik yayında kendini gösterecek niteliktedir. 

Sizin de Sayılı hakkında bir kitabınız var. Bundan bahsedebilir misiniz?

Prof. Aydın Sayılı okuryazarlar arasında, gündelik hayatta ya da entelektüel çevrelerde çok bilinen birisi değildi. Onun bir yıldız olduğu bilinse de eserleri ortalama okuyucuda ilgi uyandırmayan ağır metinlerdi. Onu kendi mütevazı hayatı içinde yürüyen bir logosantrik, pozitivist bilim yolcusu olarak kabul etmek gerekir. Ancak bu sessiz sakin bilginin fotoğrafı hiç beklenmedik bir şekilde 5 TL’lik banknotlar üzerine basılınca ilgi arttı ve bir yayına ihtiyaç duyuldu. Ord. Prof. Aydın Sayılı; Bilim Tarihinde Türk Entelektüel Kimliği (2008) adlı çalışmam bu vesileyle kaleme alındı.

Bu kitapta Sayılı’nın hayat hikayesi ve yayınlarıyla birlikte Türk entelektüel kimliğinin onun tarafından bilim tarihine nasıl kaydedildiğine de değindim. Bu aynı zamanda “Göçebe Türk” imgelerinin silinmesiydi benim için. Ayrıca Sayılı’nın çalışmalarının ve anlattıklarının bende yarattığı bazı çağrışım alanlarına ilişkin notlar da düştüm (müzik ve spor tarihi) ve bir-iki anıya değindim. Çalışma o zaman için duygusal bir tonlamadan da uzak değildi. Prof. Sayılı’nın bilimsel bilgiye verdiği önem, pozitivizm etkisi, bilim sosyolojisi ve felsefesi açısından bazı vurgular da çalışmada yer aldı.


Dr. Dursun Ayan kimdir?

1957’de Sivas’ta doğan Dursun Ayan, Hacettepe Üniversitesi’nde sosyoloji lisans ve doktora, Gazi Üniversitesi’nde sosyoloji yüksek lisans programlarını tamamladı. 1986’da Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nda Uzman Yardımcısı olarak işe başladı. Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı ile Uzman Yardımcısı ve Uzman olarak 1993'teki vefatına kadar birlikte çalıştı. 


Daha fazla bilgi için: 

  • Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri projesi
  • Bi’ Dünya Kıvılcım Derneği
  • 24 Kasım'da başlattığımız "Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri" dizisinin ilk röportajında Prof. Dr. Selçuk Şirin cumhuriyetin eğitim vizyonunu, yurt dışına gönderilen öğrencileri ve dönüşlerinde Türkiye'nin her alanda büyük bir atılımlara imza atmasına nasıl yardımcı olduklarını anlatmıştı. Prof. Dr. Dursun Koçer'in hocası Nüzhet Gökdoğan'ın Türkiye'de astronomiye katkısını anlattığı röportaja buradan, Dr. Orhan Veli Özbayrak'ın "Türk Beşleri"ni anlattığı söyleşiye ise buradan ulaşabilirsiniz.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta