
Özellikle Kanal İstanbul süreci ile çevre dostu bireyler bir kez daha sürdürülebilir bir yaşam için sadece kendilerini değil, etrafındaki toplumu da değiştirmeleri gerektiği gerçeği ile yüzyüze gelmiş durumda.
Bireysel değişikliklerin ve bilinçli tüketim kavramlarının çok büyük önemi olsa da yine de bazı yerlerde sınırlı kalabildiğini kendimize hatırlatmakta fayda var.
Bu süreçte yerel ve ulusal yönetimler, kurumlar ve şirketlerin yani büyük oyuncuların da ciddi adımlar atması lazım. Peki bireysel diyalog yeterli olmadığı zaman bireyler neler yapabilir?
İşte ekolojik vatandaşlık konsepti burada devreye giriyor.
Bireysel hakları savunmaya ek olarak, bireysel haklarımızın sadece birbirimizi değil, doğayı da nasıl etkilediğini düşünmeye iten bir aktif vatandaşlık biçimi, ekolojik vatandaşlık.
Yani aslında politik ve kurumsal alanda doğaya da ses vermiş oluyoruz. Bireyler olarak doğanın ve içindeki canlıların haklarını savunurken, daha eşit ve adil bir yaşam için toplumsal haklarımızı da savunmuş oluyor.

Ekolojik vatandaş olarak sadece bireysel çözümler değil, siyasal iktidarın belirlenmesine katılmak ve karar alma süreçlerinde söz sahibi olmak da bir o kadar önemli.
Bu katılım, toplantı ve gösteri hakkından dernek kurmaya, siyasal partiler ve STK’lara üye olmaktan kamu denetçilerine başvurmaya kadar vatandaşlık haklarını aktif olarak kullanmayı içeriyor.
Zira bu hakların kullanılmadığı yerlerde, yaşama, çalışma, seçme-seçilme gibi haklarımız ihlal edildiği için sağlıksız, bozulmuş ve iklim krizinden etkilenmiş bir doğa da beraberinde geliyor.
Bu yüzden ancak birlik olarak ve vatandaşlık haklarımızı kullanarak kendimizi ve doğamızı koruyabiliriz.
Bu konuyu geçtiğimiz hafta Prof. Dr. Levent Kurnaz’ın Soz Buzul Erimeden söyleşilerinde detaylı olarak ele aldım. Daha fazla bilgi almak için buraya tıklayarak söyleşiyi izleyebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



