Emekli oldular, çalışmayı bırakamadılar: Türkiye’de emekliler nasıl ağır ve güvencesiz işlere mahkum bırakıldı?

Türkiye’de Sosyal Güvenlik Destek Primi kapsamında kayıtlı olarak çalışmayı sürdüren emeklilerin sayısı 2,2 milyona yaklaştı. En düşük emekli aylığı, Ankara’da tek başına yaşayan bir çalışanın hesaplanan aylık yaşam maliyetinin yarısına bile ulaşmıyor. Hastane refakatinden AVM temizliğine uzanan işlerde çalışan dört emekliyle, geçim zorunluluğunun emeklilik hayallerini nasıl ikinci bir mesaiye çevirdiğini konuştuk.
Emekli oldular, çalışmayı bırakamadılar: Türkiye’de emekliler nasıl ağır ve güvencesiz işlere mahkum bırakıldı?

60 yaşındaki Zeynep, emekli olduğunda deniz kenarında daha sakin bir hayat kuracağını düşünüyordu. Bugün ise hastanelerde yatan hastalara refakat ediyor. Bir nöbeti 24 saat sürüyor; karşılığında 2 bin 500 lira alıyor.

Adalet Bakanlığı’ndan 2021’de emekli olan Zeynep’in o dönemde 4 bin 25 lira olan aylığı bugün 39 bin 200 lira. Ancak üniversitede okuyan kızının giderleri, aylık 10 bin lirayı aşan faturalar ve evde aniden çıkan bir tamir masrafı, emekli aylığının yetmediğini kısa sürede gösterdi. Kışın doğalgaz faturası da eklendiğinde yalnızca evin sabit giderleri 15 bin lirayı aşabiliyor.

  • “Emekli olduğumda çalışmak zorunda kalacağım hiç aklımın bile ucundan geçmiyordu. Hayal ettiğim şey bir deniz kenarına yerleşip hayatımı orada geçirmekti. Şu an çalışmak zorunda olduğum için evimde bile oturamıyorum. Hayalim başkaydı, şu an yaşadığım hayat başka” diyor.

Zeynep’in hikayesi istisna değil. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Kasım 2025 verilerine göre Türkiye’de emekli sayısı 17 milyona yaklaşmış durumda. SGK verileri üzerinden hazırlanan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) bültenine göre ise Nisan 2026’da Sosyal Güvenlik Destek Primi kapsamında kayıtlı olarak çalışan emeklilerin sayısı 2 milyon 195 bin 668’e ulaştı. Kayıt dışı çalışanlar bu sayıya dahil değil.

Bu artışın tamamını geçim sıkıntısıyla açıklamak mümkün değil. Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesi, emekli aylığı almaya başladıktan sonra aynı işte çalışmayı sürdürenlerin sayısını da artırdı. Ancak Forum Toplum Araştırmaları Enstitüsü’nün 12 bölgede 400 emekliyle yürüttüğü araştırma, ekonomik zorunluluğun belirleyici olduğunu gösteriyor: Emeklilik sonrasında çalışan ya da iş arayan katılımcıların %89,4’ü bunu geçinebilmek için yaptığını, %75,8’i ise aylığı anlamlı ölçüde artarsa çalışmayı bırakacağını söylüyor.

Maaş ile hayat maliyetleri arasındaki uçurum

Türkiye’de dosya bazında ödenen en düşük emekli aylığı Temmuz 2026’dan bu yana 23 bin 552 lira. Düzenleme yaklaşık 5 milyon emekliyi kapsıyor ancak bu tutar kök aylıkların yükseltildiği anlamına gelmiyor, Hazine aylığı belirlenen taban seviyeye tamamlıyor.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) Eylül 2026 araştırmasına göre Ankara’da yaşayan bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 48 bin 885 lira. Dört kişilik bir ailenin yalnızca yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama 37 bin 801 liraya, gıda dışındaki temel ihtiyaçlar da hesaba katıldığında yoksulluk sınırı 123 bin 130 liraya ulaşıyor. En düşük emekli aylığı, tek kişinin hesaplanan yaşam maliyetinin yarısından az.

Üstelik hayat giderleri artmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre Eylül 2026’da yıllık tüketici enflasyonu %29,73 oldu. Konut, su, elektrik, doğal gaz ve diğer yakıtları kapsayan gruptaki yıllık artış ise %39,99’a ulaştı. Emekli aylığının büyük bölümünü kira, fatura ve gıdaya ayıranlar için genel enflasyondaki düşüş, gündelik hayatın ucuzladığı anlamına gelmiyor.

5 Ekim’de DİSK’e bağlı Devrimci Emekliler Sendikası üyeleri de İstanbul’da SGK İl Müdürlüğü, Ankara’da TÜİK önünde biraraya geldi. “Bir ömür verdik, onurumuzu çiğnetmeyeceğiz” sloganıyla yapılan açıklamalarda emekli aylıklarına seyyanen artış, farklı dönemlerde emekli olanlar arasındaki aylık farklarını giderecek intibak düzenlemesi, kira desteği ve sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim talep edildi.

'Geçinemiyoruz, yalnızca idare ediyoruz'

60 yaşındaki Mustafa, 2012’de emekli oldu. Emekli aylığı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyince sonraki yıllarda dönem dönem çalışmayı sürdürdü. Bugün Türkiye Emekliler Derneği’nin (TÜED) yönetim kurulunda görev yapıyor ve haftanın beş gününü emeklilerin sorunlarıyla ilgilenerek geçiriyor.

34 bin liralık aylığı, gıda, telefon, su, elektrik, doğalgaz ve ulaşım giderlerinin ardından hızla tükeniyor. Bir market alışverişinin 3- 4 bin lirayı bulduğunu, kredi kartı borcu bulunduğunu ve çocuklarının eğitim giderlerini karşılamakta zorlandığını anlatıyor.

“Emekli maaşları yetersiz, hayat pahalı, giderler fazla. Mecbur para kazanmak zorundayız. Geçimi sağlıyoruz diyemeyiz, sadece idare ediyoruz. ”

Mustafa’nın emeklilikten beklentisi ise bugünkü hayatından oldukça farklıymış. Çalışma hayatının ardından bir araba sahibi olmayı, daha rahat bir yaşam sürmeyi hayal etmiş. Ancak ekonomik koşullar nedeniyle bunun tam tersini yaşamak zorunda kaldığını söylüyor:

“Arabam olur sanmıştım ama evim gitti. Hiçbir şey umduğum gibi olmadı. Çalışmaya devam etmek zorundayız. Çocuğun geleceğini sağlayamadık. Bir ay maaş alamazsak açız.”

Bu kırılganlık, emekli aylığının artık yalnızca emekliyi geçindirmemesinden de kaynaklanıyor. Zeynep üniversite öğrencisi kızına, Mustafa çocuklarının eğitimine destek oluyor. Emeklilik geliri, yaşlılık dönemine ayrılmış bireysel bir güvence olmaktan çıkıp bütün hanenin eğitim, sağlık, gıda ve borç ödemelerini taşıyan bütçe kalemlerinden birine dönüşüyor.

Emeklilikten sonra daha ağır ve güvencesiz işler

Emekli aylığının yetersizliği, insanları çoğu zaman önceki mesleklerinden daha ağır ve güvencesiz işlere yöneltiyor.

İstanbul’da yaşayan 65 yaşındaki Ahmet, bir alışveriş merkezinde temizlik görevlisi. En düşük emekli aylığını aldığını, iki çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmak zorunda olduğunu söylüyor. Günün büyük bölümünü ayakta geçiriyor, yerleri siliyor ve sırt ağrılarıyla çalışıyor:

“İş beni fiziksel olarak çok zorluyor. Her gün saatlerce ayaktayım, yerleri siliyorum. Ama çocuklarım için çalışmak zorundayım.”

Ahmet’in sorusu kısa ve net: “Ben bu yaşta neden çalışmak zorundayım? Bu ülkede tüm emeklilerin durumu aynı. 70 yaşına geldim ama hâlâ çalışmak zorundayım. Neden?”

51 yaşındaki Nermin ise 2023’te Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesi kapsamında emekli oldu ancak çalışma hayatında fiilen hiçbir şey değişmedi. Ankara’daki bir alışveriş merkezinde yarı zamanlı temizlik görevlisi olarak çalışmayı sürdürüyor. Haftanın altı günü işe gidiyor; salı ve çarşamba günleri ayrıca bir oto ekspertiz merkezinde temizlik yapıyor.

Nermin’in 23 bin 552 liralık emekli aylığına alışveriş merkezinden 15 bin, ikinci işinden 4 bin lira ekleniyor. Üniversitede okuyan oğluyla birlikte anne ve babasının evinde yaşıyor. Babasının da 27 bin liralık emekli aylığı var. Ancak anne ve babasının kronik hastalıkları, ilaç ve hastane harcamaları, ev giderleri ve oğlunun eğitimi bütçeyi zorluyor.

“İstediğini alamıyorsun, yiyemiyorsun. Oğluma bir üniversite kitabı alamadım, fotokopisi 450 lira tuttu. Kendime kaban almam gerek, çok pahalı.”

Nermin için emeklilik, işe veda etmek bir yana, ikinci işi bırakabilmek anlamına bile gelmemiş. Tatil yapmak ya da dışarıda bir şeyler yiyip içmek de ulaşılması güç bir harcamaya dönüşmüş durumda. Günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken sağlık harcamaları da bütçesini etkiliyor:

“Emekli olduğumu anlayamadım, yine aynı çalışıyorum. Hiçbir şey hayal etme özgürlüğüm olmadı ki. Tatile gitmek ütopik bir hayal. Bir kahve, çay içmek, bir tavuk döner yemek dışarıda lüks. Bir grip oldum, 410 lira para ödedim en basitinden...”

Daha yüksek ücretli tam zamanlı bir işe başvurmak istediğini ancak yaşı nedeniyle iş bulamadığını söylüyor: 

“Ölene kadar çalışmak zorundayım. Tam zamanlı bir iş bulsam gideceğim, yaştan dolayı vermiyorlar.”

Emekliler ne istiyor?

Emekli aylıklarının düzeyi yalnızca son yıllardaki fiyat artışlarıyla açıklanamaz. Aylıklar; kişinin çalışma statüsüne, prime esas kazancına, prim gününe ve çalışma süresinin hangi dönemlere denk geldiğine göre farklı hesaplanıyor. Bu nedenle aynı süre çalışmış iki kişi, emeklilik tarihine ve primlerinin ödendiği döneme göre farklı aylıklar alabiliyor.

Nermin’in sözünü ettiği 2008 sosyal güvenlik reformu bu tartışmanın temel başlıklarından biri. 5510 sayılı Kanun, Ekim 2008’den sonraki çalışma süreleri için aylık bağlama oranını her 360 gün için %2 olarak belirledi. Geçmiş kazançların güncellenmesinde ekonomik büyümenin tamamı yerine %30’unun hesaba katılması da aylık hesaplama sistemini değiştirdi. Düzenlemenin etkisi kişinin çalışma geçmişine göre farklılaşsa da özellikle 2008 sonrasındaki süreler için bağlanan aylıkların düşüklüğüne yönelik eleştirilerin merkezinde bu iki değişiklik bulunuyor.

Memur emeklilerinin itirazları ise başka bir başlıkta yoğunlaşıyor. Çalışan memurlara Temmuz 2023’te “ilave ödeme” adıyla verilen seyyanen artış, emekli aylıklarının ve ikramiyelerinin hesabına dahil edilmedi. Memur maaşıyla memur emeklisi aylığı arasındaki fark da bu nedenle büyüdü.

Zeynep, aylığındaki kaybı bu düzenlemenin yanı sıra birinci dereceye yükselen tüm kamu görevlilerine 3.600 ek gösterge verilmesi vaadinin hâlâ tamamlanmamasına bağlıyor. Kendi hesabına göre iki kalem aylığında toplam yaklaşık 31 bin liralık fark yaratıyor. Bu tutar Zeynep’in kişisel hesabı; kişinin unvanına, hizmet süresine ve mevcut ek göstergesine göre değişiyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2023’te birinci dereceye yükselen memurlar için 3.600 ek gösterge düzenlemesinin hayata geçirileceğini söylemişti. Ancak düzenleme henüz yasalaşmadı. Yükseköğrenim görmüş ve birinci dereceye ulaşmış tüm kamu görevlilerinin ek göstergesinin 3.600’e çıkarılmasını öngören son kanun teklifi, 23 Eylül 2026’da TBMM’ye sunuldu ve Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bekliyor.

Çalışmanın bedeli yalnızca yorgunluk değil

Emeklilikten sonra çalışmak, yalnızca daha az dinlenmek anlamına gelmiyor. İleri yaşta uzun süre ayakta durmak, ağır temizlik yapmak, geceyi hastanede geçirmek ya da bir günde iki farklı işe yetişmek sağlık sorunlarını artırabiliyor. Buna rağmen yaş ayrımcılığı, emeklileri daha hafif ve niteliklerine uygun işlerden uzaklaştırıyor.

Zeynep, 60 yaşından sonra yeniden masa başı bir işe alınma ihtimalini düşük gördüğü için refakatçilik yaptığını söylüyor. Ahmet, saatlerce ayakta çalıştığı için sırt ağrısı çekiyor. Mustafa, yaş ilerledikçe hastalıkların arttığını ancak dinlenmeye ne zaman ne de maddi imkan kaldığını anlatıyor. Nermin ise haftada altı gün çalışmasına rağmen daha fazla gelir sağlayacak bir iş arıyor.

Forum Enstitüsü’nün araştırması da bu güvencesizliği gösteriyor. 400 kişiyle yürütülen saha çalışmasına katılan ve emeklilik sonrasında çalışanların yalnızca %38’i sosyal güvencesi bulunduğunu belirtirken %62’si kayıt dışı çalıştığını söyledi. Katılımcıların %56,6’sı tam zamanlı çalışıyor; %28’i haftada 46-60 saat arasında mesai yapıyor.

Sabah otobüsündeki emekliler

Nermin, işe giderken otobüste kendisi gibi çalışan çok sayıda yaşlı insan gördüğünü anlatıyor:

“Sabahları otobüste yaşlı amca ve teyzeleri görüyorum. Hepsi Ümitköy, Çayyolu, Beytepe gibi bölgelere temizlik, bahçe bakımı veya çocuk bakımı için gidiyor.”

Onun gözlemlediği sabah yolculuğu, emeklilik sonrasında işgücünde kalmanın sınıfsal yönünü de gösteriyor. Çalışma hayatını tamamlayan insanlar, kendi evlerinde dinlenmek yerine başka evleri temizlemek, çocuklara ya da yaşlılara bakmak, bahçelerle ilgilenmek için kentin bir ucundan diğerine gidiyor.

Emeklilerin çalışıp çalışmamasından önce gelen soru artık şu: Çalışmamayı seçme imkanları var mı? Aylıklar temel ihtiyaçları karşılamadığında emeklilik, çalışma hayatının sona erdiği bir dönem olmaktan çıkıyor; yalnızca maaş bağlanan, fakat mesainin bitmediği yeni bir statünün adına dönüşüyor.

*Haberdeki isimler değiştirilmiştir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR