Enflasyonla Mücadele Döneminde Artan Vergiler

Türkiye ekonomisi, 2021 yılı Ekim ayından bu yana enflasyon ve onun yarattığı ekonomik tahribatla mücadele ediyor. Zaman zaman dış politika gibi farklı konular gündeme gelse de, enflasyonun neden olduğu (özellikle toplumun en düşük gelir grubunun) alım gücündeki sert düşüş en önemli mesele olarak tartışılmaya devam etmekte. Enflasyonla mücadelede iki temel araç bulunuyor: para politikası ve maliye politikası. 2024 yerel seçimlerinden sonra para politikası sıkı bir şekilde uygulanmaya başlasa da, maliye politikasında enflasyonla mücadeleye yönelik yeterli adımlar atılmadığı gözlenmektedir. Bu iki aracın uyum içinde hareket etmemesi ise enflasyonla mücadele çabalarını olumsuz etkilemektedir. Bu uyumsuzluğun temelinde, maliye politikasında bütçe harcamalarının kontrol altına alınamaması yatıyor.
Her ne kadar yukarısıyla çelişkili görünse de, bütçe konusunda disiplinli bir ekonomi yönetiminin var olduğu söylenebilir. Bu mali disiplin, AK Parti döneminin ekonomik anlamda en belirgin özelliklerinden birisi. Bozulan ekonomi ve deprem gibi olumsuz etkilere rağmen, bütçe disiplini sağlanmaya devam edilmekte. Bu devamlılık sayesinde 2025 yılı için kamu bütçesi açığının milli gelire oranı %3,1 olarak beklendi. Bu oran, bir dönem Türkiye’nin katılmayı hedeflediği Avrupa Birliği’nin Maastricht Kriterlerinde belirtilen %3 seviyesine oldukça yakın bir oran. Bu çelişkili durumu açıklayan temel faktör, kamu harcamalarının yüksek olmasına rağmen, aynı oranda yüksek vergiler toplanarak dengenin sağlanmasıdır. Daha düşük bir kamu harcaması ve gelir seviyesi mümkün olmasına rağmen, ekonomi yönetimi bu seviyeyi yukarıda tutmayı tercih etmektedir. Bu dengenin yükselmesindeki temel neden ise kamu harcamalarının kontrol altına alınamamasıdır. Harcamaları kısamayan iktidar, gelirleri artırmak için vergi oranlarını yükseltmek zorunda kalmaktadır.
Vergilerdeki artış ise enflasyon üzerinde iki olumsuz etki yaratmakta. Birincisi, artan kamu harcamaları talepte yeterli bir düşüşe yol açamamakta, bu da enflasyonun hızlı bir şekilde düşmesini engellemektedir. İkincisi, yüksek vergi oranları mal ve hizmet fiyatlarını artırarak enflasyonu yukarı doğru itmektedir. Bu doğrultuda, kamu hizmetlerinin fiyatlarında yeniden değerleme oranının %43,93 gibi yüksek bir seviyede tutulması enflasyondaki düşüşü sınırlamaktadır. Bunlara ek olarak, daha önce dolaylı ve dolaysız vergilerle finanse edilen bazı kamu hizmetleri yeni kararlarla ücretlendirilmeye başlandı. Bunun en yakın örnekleri, geçtiğimiz hafta alınan iki yeni kararda görülmektedir.
Bu kararlardan ilki, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın şirketler, odalar, barolar ve noterler gibi tüzel kişilerce yapılacak sorgulamalardan artık ücret talep etmesidir (2). Örneğin, bilanço sorgulaması için alınacak ücret 518 TL’ye kadar çıkmakta. Böylelikle, bu zamana kadar mevcut vergilerle finanse edilen ve edilmesi gereken sorgulamalar için kamu vergisi ödenmiyormuşcasına ek ücret istenmektedir. İkinci karar ise bazı sağlık raporlarının artık ücret karşılığında verilmesiyle ilgili. Örneğin, ehliyet raporu almak isteyen vatandaşlar, ödedikleri vergilere ek olarak ehliyet raporuna özgü ayrı bir hizmet bedeli ödemek zorunda kalacaklar (3). Kamu harcamalarını finanse etmek için getirilen yeni vergilerin adeta her hizmetin yeniden vergilendirilmesi anlayışıyla hayata geçirildiğini düşündürmektedir. Ekonomi yönetimi, vergi artışları ve yeni vergilerle 2025 yılı için vergi gelirlerinin beklenen enflasyonun oldukça üzerinde artacağını öngörmekte ve bu gelirlerin %46,5’lik bir artışla 11 trilyon 139 milyar TL’ye ulaşacağını tahmin etmektedir.
Kamu gelir ve giderlerindeki bu yüksek artışlar, yukarıda belirtildiği gibi enflasyonla mücadeleyi zorlaştırmakta ve Merkez Bankası'na daha ağır bir yük yüklemekte. Kamudan yeterli destek alamayan Merkez Bankası ise dolar kurunu daha uzun süre mevcut seviyelerde tutmak zorunda kalarak enflasyonla mücadele etmeye çalışmakta. Bu durum, dolar-bazlı ürünlerin değer kazanmasıyla oluşan fiyat anomalilerinin ekonominin daha geniş alanlarına yayılmasına ve dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca, kamu harcamalarının kısılmaması, enflasyon beklentilerini de olumsuz etkilemektedir. Ancak kamu harcamalarının bu denli yüksek oluşu yalnızca enflasyonu etkilemekle kalmamaktadır. Kamu gelirleri, vergi ödeyenler için bir harcama kalemi iken, kamu harcamaları başka gruplar için bir gelir kaynağıdır. Kamu harcamalarının verimsizliği göz önünde bulundurulduğunda, bu kaynak aktarımının etkinliği de oldukça sorunludur. Tüm bu sorunlar, bizi piyasa ekonomisinden daha da uzaklaştırarak, gelirin ve gelir dağılımının merkezî bir şekilde en tepeden belirlendiği bir sisteme doğru yöneltmektedir.
* Dr. Caner Gerek
1 Venice Commission, Türkiye - Opinion on the composition of the Council of Judges and Prosecutors and the procedure for the election of its members, adopted by the Venice Commission at its 141st Plenary Session (Venice, 6-7 December 2024) CDL-AD(2024)041-e
https://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-AD(2024)041-e
2 https://www.ekoturk.com/haberler/gelir-idaresindeki-sorgular-ucretli-oldu-iste-en-dusuk-sorgulama-ucreti/
3 https://www.ekonomim.com/gundem/ayakta-tedavide-katki-payi-10-kat-artirildi-aile-hekiminden-alinacak-bazi-raporlar-artik-ucretli-haberi-791970
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Venedik Komisyonunun HSK’ya İlişkin Görüşü, Enflasyonla Mücadele Döneminde Artan Vergiler, Kayyum, Gözaltı ve Öcalan’ın Serbest Kalması.
13 Oca 2025

YAZARLAR

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR


