
Okumak deyince hepimizin aklına uzanmış keyifle kitap okuyan biri geliyor. Benim için ise durum biraz farklı. Ben okuma eylemini damıtmaya benzetiyorum. Metni parça parça klasörlere ayırdığım ve zihnimde kendimce haritalandırdığım bir okuma tekniğim var.
Bunu da üç bölümde kategorize ediyorum:
- Okumadan Önce Yaptıklarım
- Okurken Yaptıklarım
- Okuduktan Sonra Yaptıklarım
1. OKUMADAN ÖNCE
Öncelikle bence konuşulması gereken şey felsefe ile ilişki kurma biçimimiz, yani felsefeye olan ilginizin motivasyonudur.
2500 senelik felsefe tarihindeki tüm metinleri okumaya imkân yok. Bu yüzden felsefeyle kurduğumuz ilişki de, kendi aradığımız soruya yanıt verenler kümesini tespit ederek başlamak olmalı. Felsefeyle yakından ilişki kurmak istemenizin altında yatan temel sebep ne? Hangi soru uykularınızı kaçırıyor? Ya da neyin önemli olduğunu düşünüyorsunuz? gibi soruları başlamak için iyi bir yer. Çünkü felsefe, kapalı kutuda gizli tek bir hakikat ve biz onun üstündeki örtüyü kaldırıyoruz herkes birden bire aydınlanıyor türevi bir etkinlik değil. Bir düşünme pratiği, kendisini eyleminde tanımlıyor. Haliyle bu pratiğin nereden nereye doğru kullanılacağını düşünmek gerek.
Bu şekilde sizi o pratiğe götüren asıl soruyu çok daha net bir şekilde görerek ilgi alanlarınıza göre sizin için anlamlı olan bir ilişki kurarsınız. Bir İngiliz anahtarı ancak ona ihtiyacınız varsa gereklidir. Her okuma kendini bir ihtiyaçla zorunlu kılar, bu açıdan ben kitapların veya genel olarak metinlerin kişiye kendilerini zorunlulukla okuttuklarını düşünüyorum.
Her metin, bir karşılaşmadır. Nasıl ki sokakta kara düzen karşılaştığınız birini dinleyerek saatlerinizi harcamak istemezseniz aynı şeyi metinler içinde söyleyebiliriz. Muhtemelen sokaktaki herkesin de anlatacak bir hikâyesi vardır. Tüm bu hikâyelerden yalnızca sizin için anlamlı olan kişiler kümesini seçer o kümenin de en iyisine ulaşıp dinlemek istersiniz. Herhangi bir metne yaklaşımınız bence en az bu kadar hassas olmalı. Bir kitaba yaklaşırken ben hangi soruya yanıt aramak için bu kitabı açıyorum sorusunu kendinize sormazsanız felsefi bir metnin içerisinde kaybolmanız işten bile değil.
Bu yüzden böylesi çok katmanlı metinlerde sizi tekrar o anlamlı yere getirecek bir sorunuz olmalı. Çünkü zihnimiz içerisine her şeyi atarak bodrum kata bıraktığımız ıvır zıvır kutusu değil. Nasıl ki önüme çıkan herkesin anlattığı şeyi dinleyip saatlerimi harcamıyorsam aynı şekilde her metne de bu zamanı harcamak istemem.
Aristoteles’in bir sözü vardır: “Bilginin amacı bilgi bile değildir, eylemdir.” Bilgi edinmekteki amacımız nedir? Bu enteresan bir soru, yani bilginin değeri gerçekten nedir?
Geçtiğimiz sene felsefeye merak saran bir arkadaşım Aristoteles'in Metafizik adlı kitabını aldığını ve okuduğunu, bazı notlar çıkardığını, çoğunlukla anlamadığını ama anladığı kısımdaki bilgiyle ne yapacağını alaycı bir şekilde sordu. Bu çok iyi bir soruydu. Bu kitabı, metni okumaktaki amacım nedir?
Bu yüzden ilk tavsiyem: Sorunuzu belirleyin. Hangi soruya yanıt aradığınızı bir kağıda yazın ve masanıza, duvarınıza veya o kitabın iç kapağına yapıştırın. Bu durumda o okuma sizin için anlamlı bir seyre dönüşür. Çünkü örneğin Saf Aklın Eleştirisi gibi bir kitap çok fazla soruya yanıt verir. Eğer Kant üzerine özel bir çalışma yapmıyorsanız, ki bu bülteni okuduğunuza göre yapmadığınızı varsayıyorum, bu tarz kitapların sizin merakınız ve arayışınızla ilgili bölümlerini okumak çok daha faydalı olabilir. Soru belirlemek, bir araştırma, tez veya makalenin de en önemli parçalarından biridir. Bu önerinin yazı konusunda da geçerli olduğunu hatırlayabiliriz.
Bundan sonra ikinci kısma geçebiliriz.
İkinci tavsiyem, okuyacağınız alanı sizin için anlamlı olan bir alana daraltmak. Yukarıdaki öneri yani soru belirlemek ve bu okuma pratiğini anlamlı hale getiren amacı açığa çıkardıktan sonra zaten ister istemez belirli çağlara, düşünürlere, kitaplara odaklanıyorsunuz. Eğer merakınız toplumsal cinsiyete dair bir problem ise, Sokrates öncesi doğa filozoflarını okumanın pek faydası olmayacaktır. Bırakınız, sorunuz sizi için kişiselleştirilmiş bir felsefe tarihi listesi yaratsın.
Bulduğunuz filozof veya felsefi öğretiler havuzuna daldığınızda ise benim önerim bağlantılı bir örüntüyü takip etmek olacak. "Aristoteles'in Birinci Analitikler’ni okudum, sonra Spinoza’yı okudum. Ama hiçbir bağlantı kuramadım." diyen oluyor. Şaşırtıcı değil.
Bu tamamen benim tavsiyem, gerçi hepsi öyleydi, sorunuzla kendiniz için daralttığınız kişiselleştirilmiş felsefe tarihi alt kümesinde tarihsel akışa sahip olmanın işe yaradığını düşünüyorum. Bunun nedeni ise çok basit ve çok kökensel. Felsefe, diğer tüm düşünsel etkinlikler gibi kavramlarla yapılır. Bu kavramların tarihsel - toplumsal - kültürel dinamikler dolayımı ile gelişimi ve dönüşümü var. Bu yüzden okumalarınızı tarihsel bir bağlamda yapmak o metni anlamak konusunda anahtar sunar. Çünkü kavramlar, tarihsel şeylerdir. Örneğin; Platon’un, John Locke ’un ve Edmund Husserl’in ‘idea’ kavramı ile anlatmak istediği şey aynı değildir.
Yine de örneğin sorununuz bilinç problemine dair ise tüm o tarihsel süreci okuma zahmetine girmek istemeyebilirsiniz. Bu durumda elbette öneriler sözlükler olacak.
- Stanford Felsefe Ansiklopedisi
- Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü
- Say Yayınları'ndan çıkan filozoflara özel sözlükler serisi gibi ve çoğaltılabilir.
2. OKURKEN
Ben okurken bir açıdan kitabı yeniden yazıyorum. Bununla ne demek istiyorum bunu biraz açayım.

Notion uygulamasını kullanıyorum ve kitaba dair notlar almaya başladığımda önce kendimce bir tanıtım yazıyorum. Sonrasında kendi zihnimde bu içeriği parçalıyor ve ona alt başlıklar oluşturuyorum. Örneğin görseldeki kitabın politika, benlik, plastikiyet gibi alt başlıkları/bölümleri aslında yok. Ben okuduğum bilgileri benim için anlamlı olan bazı kategorilere bölüyor, böylelikle kitabın omurgasını kendimce yeniden yaratıyorum. Dilarasal bir içindekiler sayfası oluyor.
Aynı kitabı okuyan insanlar aynı alt grupları kurgulamıyorlar. Çünkü herkes kendi sorusunun dümeninde kitapla ilişki kurduğu için farklı kişilere farklı bölümler parlayabiliyor. Böylelikle bir yandan kendi sorunuzun rehberliğinde kendi kitabınızı oluşturmuş oluyorsunuz. İşte bu yüzden okuma eylemi benim için bir sindirme işlemi. Nasıl ki mide işine yarayanları alıp yaramayanları atıyorsa sizin de kitapla ilişkiniz böyle olmalı diye düşünüyorum. Her bilgiyi ezberleyerek hatırlamaya çalışmak bilginin hamalı olmaktan öteye gitmiyor. Bu kitabı neden okudum, hangi soruya yanıt arıyorum, bu bilgiyle ne yapacağım, bu arayışın amacı nedir gibi soruları hatırlamak okuma deneyimini kendinizce anlamlı ve verimli bir hale getirmenizi sağlıyor. O yüzden aslında okurken bizim yapmamız gereken şey bir çeşit bilgi küratörü olmak denilebilir. Nasıl ki bir çağdaş sanat küratörü ortaya bir kavram atarak örneğin "göç" temalı bir sergi hazırlamaya girişiyor ve bu kavram odağında göç üzerine çalışmaları farklı sanatçılardan toplayarak yeniden birleştiriyorsa bizimde okumalarımızda aynı şeyi kurgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Mesele, genel bir resim oluşturmak olmalı. Şu an yerleşmemiş bir puzzle gibi gözükse de.
3. OKUDUKTAN SONRA
Asıl konu, bilgiyi haritalandırmak. Bu haritalandırma işlemini iki kez yapıyorum. Birincisi yukarıda anlattığım yöntem, metin yazarken yeniden kendimce bölümlemek. İkincisi ise Miro gibi uygulamalar ile gerektiğinde diyagramlar oluşturmak.
Okuduğunuz bir metni tartışmak ve onun üzerine konuşmak da okumanın en güzel yöntemlerinden bir tanesi. Kendi deneyimlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki, Aristoteles’in madde kavrayışını anlatmaya çalışana kadar Aristoteles’i anlamadığımı farketmemiştim. O yüzden bir metin önce gözlerle okunuyor, sonra ellerle deftere yazılıyor, sonra söze dökülüyor diyalogda yeniden yeşeriyor.
Zor ve çetrefilli mi? Öyle. Ama felsefi metinler bize zaten gül bahçesi vadetmiyor. :)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş




