Fransa seçimleri: Kumarı kaybeden, kumarı oynayan mı?

Dün Fransa’da yapılan Parlamento seçimlerinin ilk tur sonuçlarına bakıldığında şunu söylemek mümkün: Cumhurbaşkanı Macron bir kumar oynadı, Fransa Cumhuriyeti ve demokrasisi kaybetti.
Fransa seçimleri: Kumarı kaybeden, kumarı oynayan mı?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Dün Fransa’da yapılan Parlamento seçimlerinin ilk tur sonuçlarına bakıldığında şunu söylemek mümkün: Cumhurbaşkanı Macron bir kumar oynadı, Fransa Cumhuriyeti ve demokrasisi kaybetti. 

Macron’un bir kumar oynadığına, bu kumarı her zamanki kibirli tavrıyla yakınındaki siyaset arkadaşlarına danışmadan, onlara haberi yalnızca tebliğ ederek oynadığına şüphe yok. Çok kısa sürede ülkenin en popüler ve ümit vadeden siyasetçisi olmaktan neredeyse en çok nefret edilen siyasetçisi hâline gelmesinde de Macron’un tepeden bakan, küstah ve “Her şeyi en iyi ben bilirim zira herkesten akıllıyım” tavrının etkisi kuşku götürmez. Ülkedeki adalet duygusunu derinden zedeleyen ekonomik eşitsizliklere bigane kalmasının da elbette gelmiş olduğu konuma ciddi katkısı oldu.

Bu seçim sonuçlarının Avrupa sathında ciddi yankıları olacaktır. Çok karamsarsanız AB’nin liberal demokratik değerlerin kurumsallaşmış hâli olmaktan çıkacağını da öngörebilirsiniz. Ya da aslında Fransa’da ortaya çıkan siyasi tabloyu, yıllardan beri oluşan eğilimlerin sonucu olarak görebilirsiniz. 

  • Bu durumda Hans Kudnani’nin provokatif olduğu kadar düşündürücü Eurowhiteness (Avrupabeyazlığı) kitabındaki tezlere yeniden bakmakta yarar olabilir.

İlk turun galibi gözüken ancak kamuoyu yoklamalarının öngördüğünden daha düşük bir oranda, yüzde 33,1’de kalan aşırı sağ Rassemblement National (Ulusal Birlik Partisi/RN) bir ihtimalle gelecek Pazar yapılacak ikinci turun ardından parlamento çoğunluğuna da sahip olabilir. O durumda Fransızların co-habitation (birlikte yaşama) adını verdikleri Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın farklı partilerden geldiği bir yönetim şekline geçilir. 

RN çoğunluğu elde edemezse o zaman Fransa ciddi bir siyasi kaosa sürüklenecek gibi duruyor. Bu konuya birazdan döneceğim ancak Macron’un şahsiyetinin ve izlediği politikaların ötesinde yıllar içinde birikmiş, merkeze duyulan büyük ve derin antipatinin, öfkenin yansıması sayılacak bu sonuçların alındığı Fransa’nın ekonomik durumuna bir bakmak gerekir.

RN lideri Marine Le Pen, Fransa’yı “genel bir çöküş içinde” diye tanımlıyor. Le Pen’e göre topluma intibak etmeleri imkansız beyaz olmayan erkeklerin başlattığı şiddet, Fransa köylerini sarmış durumda. Bir içsavaşın yakın olduğuna inanıyor. Gene Le Pen’e göre Fransa borçlulukta, işsizlikte, fakirlikte dünya şampiyonu; bir neoliberal enkaz alanı. Bu enkazı yaratan da fabrikaları kapatıp, emeklilik yaşını 64’e çıkaran Macron. Fransız toplumunun yüzde 82’si de “Fransa düşüşte” önermesini doğru buluyor. 

Rakamlar aslında farklı bir mesaj veriyor. Fransa’nın borcunun çok yüksek olduğuna, Macron’un programını uygulamak ya da toplumsal hareketleri yatıştırmak için borçlanarak para harcadığına şüphe yok ancak tablo bunun dışında aslında hiç de fena değil. 

  • Simon Kuper’in verdiği rakamlara göre “gaddar neoliberal” Fransa devleti 2023 yılında millî gelirin yüzde 23,8’ini sosyal yardım harcamalarına ayırmış. AB üyeleri arasında en yüksek oran bu. Piyasa değeri üzerinden bakıldığında AB’nin en büyük 5 holdinginden üçü Fransız lüks eşya üreticileri. Bunların en namlısı Louis Vuitton markasının da sahibi olan LVMH’nin piyasa değeri, Alman otomotiv devi Mercedes’in beş katı. Fransa’nın işsizlik oranı yüzde 7,5 ile 1982’den beri en düşük seviyede.

Göçmenlere yüklenen şiddet eylemleri ve suç oranlarına bakıldığında da Le Pen’in gerçekleri pek yansıtmadığı anlaşılıyor. Ülkedeki cinayet sayısı 1993’ten beri yarılanmış. Ülkenin tarihinden gelen şiddet yoluyla siyasi gelişmelere itiraz etme eğilimi aynen sürse de geçen yılların en önemli direniş eylemlerinden “Sarı Yelekliler”in isyanı, Fransa taşrasının, yani unutulduklarını, hakir görüldüklerini, dertlerinin kimse tarafından ciddiye alınmadığını düşünen “beyaz” Fransızların isyanıydı. 

Asıl toplumsal mesele, ki merkez siyasetteki büyük çöküşü de açıklıyor, eski Fransa’nın geleceksiz kalması. Nüfusun yüzde 18’i hızla boşalan ve fakirleşen köylerde yaşayan Fransa’nın toplam tarımsal ürün ihracatı, LVMH’nin ihracatından düşük. Bazı taşra şehirleri nüfus kaybettiği gibi fiziksel olarak da çöküyor. Yerleşik seçkinlerin bu dertlerle hiç ilgilenmedikleri de giderek yaygınlaşmış bir inanç. Dolayısıyla sol ve sağ popülistlere verilen desteğin bir tarafında ekonomik olarak vatandaşların kendilerini daha müreffeh veya güvende hissetmemeleri varsa diğer tarafında da büyük okullardan mezun, kast görüntüsü veren seçkinlere yönelik öfke var. Macron’un politikaları kadar kibirli tavrı da bu dinamiği besleyen faktörlerden birisi oldu.

Yıllar içinde evrilen RN oylarının dağılımına bakıldığında kapanan maden ocakları, fabrikalar, geri kalmış tarımsal yörelerle partinin oy aldığı yerler hemen her zaman örtüştü. Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ve dünkü seçimlerde çöken merkez siyasetin bıraktığı boşluğa da RN’nin yerleşmekte olduğunu görüyoruz. 

Marine Le Pen’in partinin kurucusu olan süzme ırkçı ve antisemit-Nazi hayranı babasını partiden ihraç ederek başlattığı partinin imajını temizleme operasyonunun başarısını da yansıtıyor bu durum. 

  • Bir bakıma “Millî görüş gömleğini çıkardık” diyen AKP’ye benzetmek mümkün. Zaten kanımca bugünkü Fransa siyaset tablosunu 2002 Türkiye’sine de benzetmek mümkün. O yıl yapılan seçimlerde çökmüş merkeze karşı bir zamanların radikal akımı “Millî Görüş”ün genç ekibi oyların üçte birinden biraz fazlasını alabilmişti. Merkez son yerel seçimlere kadar bir daha kendisini toparlayamadı.

Aslında Macron'un tarihsel misyonu artık ömrünü tamamlamış eski usul Fransız merkez sağ ve solunun yerine yeni ve ülkenin modern güçlerini arkasına almış bir yeni merkez yaratmaktı. Artık ya kibirinden, ya tembelliğinden, ya Avrupa’yı ve dünyayı kurtarmak için binbir fikir üretirken kendi ülkesinde siyasi yeniden yapılanmaya ayıracak vakit bulamadığından, Macron kendi kurduğu ve şimdiki adı Ensemble (Birlikte) olan hareketi/partiyi köklü bir parti hâline getirmedi. Bunun bedelini de şimdi ödüyor. Merkezin çöküşünün ve yeniden kurulamamasının meyvelerini de aşırı sağ ve sol iki popülist hareket topladı. 

  • Sağda Le Pen’in RN’i ile solda demagog Jean Luc Mélenchon’un La France Insoumise (Başeğmeyen Fransa) partisi. Mélenchon’un partisi, seçime ortak listeyle giren solun en büyük oy tabanını temsil ediyordu. 1930’ların Halk Cephesi'nden esinlenerek Nouveau Front Populaire (Yeni Halk Cephesi) adıyla kotarılan ve solun tüm renklerini biraraya getiren bu koalisyon da yüzde 28.1 oyla ikinci sıraya oturdu. Ensemble yüzde 21’de kaldı.

Fransa’nın efsanevi siyasi şahsiyeti ve bugünkü 5. Cumhuriyet’in kurucusu Charles de Gaulle’un şöyle bir sözü vardır: “246 çeşit peyniri olan bir ülkeyi nasıl yönetebilirsiniz?” Buradaki temel mesaj elbette köklü bir başkaldırı geleneğine sahip ve genelde hiçbir şeyden memnun olmadığı izlenimi veren, canlı bir toplumsal hareket alanına ve siyaset geleneğine sahip Fransa’nın yönetilmesinin ne kadar güç olduğunu dile getirmekti. 

Macron’un oynadığı kumarın bir nedeninin RN’in seçimleri kazanması durumunda önümüzdeki üç yıl iktidar sorumluluğunu alarak aslında ülkeyi yönetme ehliyetine sahip olmadığının görülmesi olduğu söylendi. Eğer gelecek hafta RN Parlamento çoğunluğunu alır ve 28 yaşındaki lideri Jordan Bardella başbakan olursa bu hesabın tutup tutmadığı ya da kumarın sonuç verip vermediği de görülecektir.

  • Fransız sisteminde her seçim bölgesinde yüzde 12,5’in üzerinde oy alan partiler/adaylar ikinci tura katılabiliyor. Bu seçimlerde rekor sayıda seçim bölgesinde üç aday ikinci tura katılma hakkını elde etmiş. Bu nedenle önümüzdeki 48 saat süresince üçüncü adayların çekilmesi, yeni işbirliklerinin kurulabilmesi, belki Yeni Halk Cephesi içindeki merkeze yakın solcuların Macron’un partisiyle ortaklıklar kurabilmesi için kıyasıya pazarlıklar yapılacak.

Gelecek Pazartesi sonuçlara bağlı olarak sonrasının analizini yapmaya çalışacağım.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🎡 Fransa sağa, İngiltere sola

Lübnan-İsrail gerilimine İran müdahalesi. İsrail ve ABD'nin sekülerizmle imtihanı. Kolombiya'da karışık bir darbe girişimi. Kenya'da vergi konusunda geri adım. Fransa'da aşırı sağın yükselişi.

02 Tem 2024

🎡 Fransa sağa, İngiltere sola

YAZARLAR

Soli Özel

Akademisyen. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim görevlisi.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Kızıl Çin'in Beyaz Kitap'ı: Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor?

Çin, Haziran 2026’da yayımladığı yeni “Beyaz Kitap”la küresel yönetişim vizyonunu daha açık biçimde ortaya koydu. Pekin, BM’nin güçlendirilmesini, Küresel Güney’in karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını ve ticaret ile tedarik zincirlerinin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in ABD ile rekabetinde doğrudan bir hegemonya arayışından çok, ekonomik yükselişini sürdürebileceği daha çok kutuplu ve daha az korumacı bir düzen talebine işaret ediyor.

Birol Oğuz

·

07 Ağu 2026

Kızıl Çin'in Beyaz Kitap'ı: Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı