Gazi Paşa'nın Ankara'daki izleri: Bir rota

Ziraat Mektebi
19 Mayıs’ta Kurtuluş Savaşı’nın ateşini yakan Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, Erzurum Kongresi sırasında, delegeler arasından doğu illerini temsil etmek ve kongrenin kararlarını uygulamak üzere 9 kişilik kurul seçilir. Heyet-i Temsiliye adı verilen bu kurul, Sivas Kongresi sırasında seçilen yeni üyelerle birlikte, kongrenin ardından 27 Aralık 1919’da Ankara’ya hareket eder. Ankara’da heyeti, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ve Vali Vekili Yahya Galip Bey (Kargı) ile birlikte binlerce Ankaralı coşkuyla karşılar. Ali Fuat Paşa'nın rehberliğinde Keçiören tepesinin yamacına doğru yol alan heyet, burada kendilerine tahsis edilen Ziraat Mektebi’ne yerleşir.
Çubuk Çayı'nın çağlayışı, türlü kuşların ötüşleri ve köpek havlayışlarının sardığı Ziraat Mektebi'nde; Mustafa Kemal Paşa, üst katta kendisine çalışma odası olarak ayrılmış bir odada kalmaya başlar. Bu okul, onun Millî Mücadele sırasındaki ilk karargahı ve ilk barınağı olacaktır. Aralık ayının son günlerinden TBMM’nin açıldığı 23 Nisan’a dek, bütün kararlar Ziraat Mektebi’nde alınır.
Bir gün Mustafa Kemal Paşa’yı Ziraat Mektebi'nde muayene eden ve mektebi konut olarak kullanmasını sağlığı açısından uygun bulmayan Doktor Refik Bey (Saydam), onun Direksiyon Binası'na taşınmasını tavsiye eder.
(Mektep, Kurtuluş Savaşı boyunca Genelkurmay Başkanlığı binası olarak da kullanıldığı için bazı kaynaklarda ismi Erkan-ı Harbiye-i Umûmiye Karargahı olarak da geçmektedir.)
Direksiyon Binası
Direksiyon Binası, 19. yüzyılın sonlarında Bağdat Demiryolu inşaatı sırasında hattı yapan Alman demiryolu şirketinin idare merkezi olarak inşa edilir. Mustafa Kemal Paşa, buraya yerleşmeden önce de yakın arkadaşlarını, kurmaylarını ve yabancı konuklarını kesme taştan yapılmış bu binada kabul etmektedir. Paşa, burayı hem evi hem de çalışma ofisi olarak kullanır.
“Ev, 'ecnebi'den kalma, 'o zevkle' döşeli dayalı: Mütevazı bir salon; kenarda düz bir piyano, Sevres vazolarında, yapma güller; duvarlarda, iki 'taklit' Renoir; pencerelerde, kornişIi kadife perdeler; maun bir kütüphane ve 'stil' mobilyalar; öteki taraftaki, yoksul kışla hayatı düşünülürse, 'aşırı' mondaine bile sayılamaz mı? Şahane çini soba, hava poyrazdan karayele döndüğü için, yakılmış; hafif bir çıra ve is kokusu, havada dolaşıyor.” (Attilâ İlhan, Allahın Süngüleri “Reis Paşa”, s.504)
Mustafa Kemal Paşa hakkında İstanbul hükûmetinin çıkardığı idam kararından sonra İstanbul’dan ayrılarak Ankara’ya gelen Fikriye Hanım, evin genel düzenini sağlama görevini üstlenir. Binayı donuk Fransız “resmiyetinden” çıkarıp Paşa'ya layık, “sıcak bir aile yuvası”na dönüştürür. Gelgelelim, Gazi Paşa’nın yaverleri Muzaffer Kılıç, Salih Bozok ve Bozok’un oğlu Cemil de binada yaşamaya başladıktan sonra, bina misafirleri ağırlama konusunda yetersiz gelmeye başlar. Daha önemli bir durumsa Direksiyon Binası'nın güvensizliğidir. Dört bir yanı açık hedef olan binada savunma önlemleri almak kolay değildir. Ayrıca düşman uçakları istasyondaki asker trenlerini hedef almak üzere bazı günler bu bölgeyi bombalamaktadır. Tüm bu sebepler, Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya tepesindeki köşke taşınmasında önemli rol oynayacaktır.
(Bina, günümüzde Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi olarak hizmet vermektedir.)
Çankaya Köşkü
Yakın arkadaşlarından Ruşen Eşref (Ünaydın), sohbetleri sırasında bir akşam Paşa’ya, Çankaya denen yerde çok güzel bir köşk olduğunu söyler. Atatürk, Fikriye Hanım’dan ve Ruşen Eşref’in eşi Saliha Hanım’dan köşkü görmelerini rica eder. Köşkü gezen Fikriye Hanım ve Saliha Hanım, aynı gece Direksiyon Binası'nın yemek salonunda Mustafa Kemal Paşa'ya; etrafında altın sarısı üzümler yetişen bağların bulunduğu köşkü bir "masal cenneti" gibi anlatır:
“Firuze mavisi, yaz aydınlığı; ufuktan, salkım salkım, sabun köpüğü beyaz bulutlar sarkıyor; hepsi, Bulgurzadeler’in bağ köşkündeki havuza yansımış; suyun üzerinde yüzen yeşil yapraklar, uçuşan su sinekleri. Küçük bir koyun ve kuzu sürüsü, yalınayak çobanı tarafından haydalanarak, bağın arkasında kaybolmaktadır; ağaçlarda, çeşitli kuşların kalabalık cıvıltı: Huzur ve sükûn.
Köşk ahşap, büyük de sayılmaz; kapısı önünde, Direksiyon Villası’ndan taşınmış, bazı ev eşyası; bir iki hurç, kilime sarılı büyük bir denk, vs; yanıbaşında, Mustafa Kemal Paşa’nın otomobili duruyor; beş on adım ötesinde, sigarasını avucunda içen, kasketli şoförü. Birden, bilinmez neredeki yuvalarında, bir leylek çiftinin; ışık tozlarının pırıltılı sessizliğini, uzun takırtılarıyla dağıttıkları işitiliyor.” (Attilâ İlhan, Gazi Paşa, s.188-189)
Mustafa Kemal Paşa ve Fikriye Hanım, Çankaya'ya 1921 yılının bahar aylarında taşınır ve köşk Fikriye Hanım’ın zevkine göre döşenir (Hıfzı Topuz, Gazi ve Fikriye, s.176). Yakalanmış olduğu verem hastalığının tedavisi için 1922 yılında Münih'teki sanatoryuma gidene kadar Çankaya Köşkü'nün hanımı Fikriye olacaktır.
1923 yılında Atatürk ile evlenmesinin ardından Latife Hanım, yeni devletin başkenti Ankara’ya gelerek köşkte yaşamaya başlar.
“M. Kemal Paşa eşinin onayını alarak Çankaya Köşkü'nün genişletilmesine karar verdi. Mimar Vedat Bey'le görüştü. Yaptığı planı beğendiler. Bu çabuk yapılacak ama evi genişletip güzelleştirecek bir plandı. Haziranda hazırlıklara başlandı. M. Kemal Paşa ve eşi, inşaat sırasında bahçede kurulan bir çadırda, bir bağ evinde, zaman zaman da Direksiyon Binası’nda kalacaklardır.” (Turgut Özakman, Cumhuriyet - Türk Mucizesi, s. 417)
1924 yılının başlarında, Ziraat Mektebi’nin önündeki çiçek bahçesiyle havuzu gören Gazi Paşa, Çankaya'nın da yeşillendirilmesini ve bedii bir yer olmasını ister. Bunun üzerine İzmir'deki Mersinli Örnek Bahçesi'nin Fen Memuru Mevlüt Baysal, Çankaya Köşkü'ne atanır.
Köşkün kayalık alanlarını çam ağaçlarıyla donatan Baysal, köşk kapısının ilerisinde bulunan ve Paşa’nın estetik açıdan çirkin bulduğu kocaman bir kaya kütlesini de ışıklandırıp yapay bir çağlayana dönüştürür. Ayrıca çamların en güzellerini köşkün yaslandığı tepede park olarak tasarladığı alana diktirerek şimdiki parkın temellerini atar. Baysal, Ankara'nın bozkırına dayanıklı fidanlar ve tohumlar almak için İstanbul’a gittiği günlerden birinde, köşkün havuzunda güzel duracağını düşündüğü kırmızı süs balıklarından da Çankaya’ya getirir.
İki katlı küçük köşk, ilerleyen yıllarda yetersiz kalmaya başlar. Bunun üzerine Gazi Paşa, mimar Clemens Holzmeister’ı köşke davet eder. Holzmeister, var olan köşke dokunmayıp yeni bir köşk (Pembe Köşk) yapmaya karar verir. Paşa’nın bu köşke yönelik iki isteği olur: Ziyadesiyle kitap alacak büyük bir çalışma odası ve çocuklar için güzel odalar. Holzmeister, Atatürk'ün bu talebini de yerine getirerek; gereksiz tek süsün, fazlalık bir eşyanın bile olmadığı sade ve zarif bir köşk inşa eder.
Milli Mücadele’deki manevi gücün kaynağı olan Çankaya Köşkü, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gayrimümkün şartlar altında kurulan Cumhuriyet’in kalbinin attığı yerdir.
Kaynaklar:
- Esra Sazyek, Türk Romanında Ankara, Koç Üniversitesi VEKAM Yayınları.
- Attilâ İlhan, Gazi Paşa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Attilâ İlhan, Allahın Süngüleri “Reis Paşa”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Turgut Özakman, Cumhuriyet - Türk Mucizesi, Bilgi Yayınevi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta ODTÜ Vişnelik'te açık hava etkinliklerine devam ediyor, Joseph K ile hareketleniyoruz.
26 Ağu 2024

YAZARLAR

Görkem Demir
Editor at Ankara Havası

Aposto Ankara
Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.
İLGİLİ OKUMALAR






