
Yazar: Orhan Ertürk, Fütüristler Derneği Üyesi, Eğitmen, Yazar, Mentor
Yeşil gelecek aslında bizim geleceğimiz. Küresel iklim değişikliği, artan çevre kirliliği ve hızla tükenen kaynaklar bize başka alternatif bırakmıyor. Yeşil ekonomiyi oluşturan; yenilenebilir enerji, sürdürülebilir üretim sistemleri, sürdürülebilir ulaşım, atık yönetimi ile biyolojik üretim ve arıtma teknolojilerine olan ihtiyacın önemi ise her geçen gün artıyor.
Gündelik hayattaki faaliyetlerimiz ve tüketimimizle atmosfere yayılan karbondioksit gazı dahil tüm sera gazlarının ton eşdeğeri cinsinden miktarını ifade eden karbon ayak izini hesaplamak ve azaltmaya yönelik tedbirler başlangıç noktası. Karbon ayak izini doğaya verdiğimiz tahribatın sayısal karşılığı olarak kabul edebiliriz. Sera gazı artışının asidik yağmurların artması, küresel ısınma sürecinin kısalması, iklim değişikliği gibi önemli sonuçların sebepleri arasında olduğunu bilmek oldukça rahatsız edici.
Yaşanan doğa olaylarının sosyoekonomik ve toplumsal olarak birçok olumsuz etkisinin bulunmasından dolayı sürdürülebilir bir çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Öte yandan tükenmekte olan fosil yakıtlar, yenilenebilir biyolojik kaynakların alternatif olarak öne çıkmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle, yeşil gelecek ile birlikte anılan sürdürülebilirlik her öznenin sıfatı olmalı. Birleşmiş Milletler’in 2005 Dünya zirvesinde sürdürülebilir kalkınma; ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması olarak kabul edilmiştir. Geleneksel üretim modelinin sürdürülebilir versiyonu olan döngüsel ekonomi için; ‘azalt, tekrar kullan ve geri dönüştür’ ilkesine uygun olarak yeşil üretim ve yeşil ürün, bu anlamda önemli kavramlar arasındadır.
Üretim için ham madde kullanımı ile atık oluşumuna kadar olan sürecin sürekliliğine ve çevrenin korunmasına odaklanan döngüsel ekonominin kârlılığı, kaynakların geri dönüşümden kazanılması ve atıkların yeni kaynaklara dönüşebilmesiyle ölçülür.
Döngüsel ekonominin önemli başlıklarından birisi de ekolojidir. Günümüzde ekoloji denilince atıkların kaynağında ayrıştırılması ve yenilenebilir enerjiden çok daha fazlası anlaşılıyor. Sorunların çözümü için mevcut üretim ve tüketim kalıplarına ilişkin zihni bir dönüşümün gerçekleşmesi gereklidir. Bu nedenle ekolojik sürdürülebilirliği çatı kavram olarak kabul etmeliyiz. Bu bir tercih değil zorunluluk!
Çünkü hızla tüketiyoruz ve kirletiyoruz…
Elektronik atıklar kirliliğe çok çarpıcı bir örnek. Birleşmiş Milletler 2020 Küresel elektronik atık izleme raporuna göre 2019 yılında dünya çapında toplam 53,6 milyon ton; kişi başı ise 7,3 kg e-atık üretilmiş. En fazla elektronik atık üreten ülkeler sıralamasında 7 milyon tonla ABD lider, onu 6 milyon tonla Çin ve 2.2 milyon ton atıkla Japonya izliyor. Ülkemizde ise yıllık e-atık üretimi toplam yaklaşık 847 bin ton, kişi başı 10,2 kg düzeyinde.
Rapor, 2019 yılında dünya genelinde e-atıkların sadece %17,4’ünün (9,3 milyon ton) resmi olarak geri dönüştürüldüğünü söylüyor. Atıkların geri kalanına ne olduğu ise bilinmiyor. En yüksek e-atık geri dönüşüm oranına sahip ülke %62,6 ile İsveç; bu oran ABD’de %14, Çin’de %21, Japonya’da %23, Türkiye’de ise sadece %5.
Sürdürülebilir Kalkınma için öncelikle zarar verdiğimiz sistemleri onarmamız gerekiyor. Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için; dolaylı ve direk karbon ayak izini azaltmak, kaynakların verimli kullanımını artırmak, israfı önlemek, çevresel etkinin azaltılması adına bugün doğru kararlar almak gerekli.
Geçtiğimiz günlerde BM genel sekreterinin malumun ilanı niteliğindeki sözü halen gündemde:
“Küresel ısınma dönemi sona erdi, artık küresel kaynama dönemi başlamış durumda”
İklim değişikliğinin global ölçekte insan faaliyetleriyle ilişkili olduğu bir sır değil. Fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, ormansızlaşma, tarım ve hayvancılık gibi etkenlerle atmosferde artan sera gazları güneşten gelen ışınları tutarak gezegenin ısınmasına sebep olur, bu da iklim değişikliğine yol açar.
Türkiye’nin de içinde olduğu IPCC’ye üye bütün ülkelerin üzerinde anlaştığı Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu net bir gerçekliğin altını çiziyor:
“Küresel iklimdeki ısınma olağandışı! Atmosfer ve okyanuslar ısındı, kar ve buz miktarları azaldı, ortalama deniz düzeyi yükseldi ve sera gazlarının atmosferdeki birikimleri ekstrem hava olaylarını artırdı. Hem gezegenimiz hem de bizler büyük risk altındayız!”
Rapora göre, 1951–2010 döneminde küresel sıcaklıklardaki artış, kesin olarak (%95 ihtimalle) insan etkinliklerinden kaynaklandı.
Sonuç ne dersiniz… Dünyanın yüzde 85’i küresel iklim değişikliğine bağlı sorunlardan etkileniyor. Yaklaşık 3,5 milyar insan ise iklim değişikliğine karşı oldukça savunmasız durum ve koşullarda yaşıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) açıklaması durumun ciddiyetini bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Dünyanın sıcaklık artış sınırı olan 1,5° C hedefine ulaşmak için 2030 yılına kadar enerji verimliliği ilerlemesini iki katına çıkarması ve yenilenebilir kapasiteyi üç katına çıkarması gerekiyor.
İklim değişikliği, insan refahı ve küresel sağlık için bir tehdittir. Önümüzdeki 10 yıl içinde fosil yakıtlara veda edilmezse küresel iklim krizini önleme şansı kalmayacak. İklim değişikliği ile mücadele için kapsamlı önlemlerin alınmaması durumunda kasırgaların ve kuraklıkların artacağı ve deniz seviyelerinin yükseleceğinin belirtildiği rapordaki öngörüler gerçekleşirse, üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin de büyük risk altında kalacağının altı çiziliyor.

Ülkemiz açısından durumu değerlendirdiğimizde yeşil ekonomi yolculuğunda madde madde yapılacakları kısaca özetleyebiliriz:
📌AB’nin yıllar önce oluşturarak adım adım uyguladığı yeşil dönüşüm stratejisi bir süreç ve bizim yolumuz oldukça uzun. AB yeşil ekonomisi yaklaşık 2 trilyon € gelire ve 22 milyon istihdama sahip, Türkiye için yeşil ekonomi büyüklüğünü gösterir veri yok!
📌Stratejik yol haritamızın oluşturulması, mevzuatın güncellenmesi, teşviklerin sağlanması ve bireylerin farkındalığının geliştirilmesi ile ilgili ilerledikçe yeşil tonların artacağı bir sürecin başındayız.
📌Türkiye’nin ekonomisi dışa bağımlı ve enerji ithalatın içinde en büyük paya sahiptir. Cari açık veren ve kaynakları kısıtlı bir ülkenin ekonomisi için yenilenebilir enerji ve geri dönüşüm potansiyelini zorlamak paha biçilmez bir kaynak.
📌Yeşil ekonomiye geçiş sürecinde inovasyon ile katma değer yaratmaya odaklanarak bir ekosistem oluşturma seferberliği gerekiyor. Yenilenebilir enerjiye yönelik teşvikler, düzenlemeler ve yatırım fırsatları Türkiye'nin enerji ithalatı sorununa alternatif çözümler sunabilir. Son 15 yıldır güneş ve rüzgâr enerjisi, finansal destek olmadan bile fosil yakıtlara göre rekabetçi pozisyona geldi. (Güneş enerjisinin üretim maliyeti 2010'da en ucuz fosil yakıtlı çözümden %710 daha pahalıyken 2022'de en ucuz fosil yakıtlı çözümünden %29 daha ucuz hale geldi.)
📌 Türkiye imalat sanayinin omurgasını oluşturan KOBİ’lerin yeşil dönüşümünü hızlandıracak düzenlemeler acilen yapılmalıdır.
📌Türkiye’nin stratejik gücü olarak ekonomik refaha çıkış yolları arasında olan tarıma; nüfus artışı, küreselleşme, gıda güvenliği gibi nedenlerle yatırımlar yapılması gerekmektedir. Biyo-teknolojinin tarım sektörüne uygulanması kaliteli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşımı daha kolay hale getirmektedir. Türkiye’de son yıllarda önem kazanan bu alanlar biyoçeşitliliğin korunmasını öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Biyo-ekonomi, ekolojik tarımı (organik tarım) desteklemektedir. Biyo-ekonominin gelişmesi demek aynı zamanda yerli üreticilerin desteklenmesi anlamına da gelmektedir.
📌Yeşil ekonomiye dönüşümün önemli paydaşları arasında ülke yönetimleri, yerel yönetimler, STK’lar, sanayi kesimi, akademi tarafı ve tabiki bireyler var. Bireysel ve toplumsal farkındalık, ekosistemin en önemli dinamikleri arasındadır.
📌Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de ekolojik ayak izinin en önemli bileşeni %46 ile karbon ayak izidir. Özellikle enerji yoğun üretim ve ithalat yapısının neden olduğu karbon ayak izinin boyutlarına dikkat çekmektedir.
Kızılderili atasözünü hepimiz biliriz; “Bize bu dünya atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık”.
Özetlemek gerekirse, yeşil gelecek için karbon ayak izimizi küçültmeli, yeşil ürün ve hizmetleri tercih etmeli ve belki de en önemlisi doğanın yeşilini daha çok sevmeliyiz…
Sevgili Okuyucularımız,
Fütürist Bülten hakkındaki görüş ve önerilerinizi [email protected]'a e-posta atarak bizlere iletebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Fütürist Bülten
Fütüristler Derneği tarafından haftalık olarak yayınlanan makalelerden oluşan bültendir.
İLGİLİ OKUMALAR



