Geleceğin ülkesinde altı gün: Çin dünyanın '1 numarası' olabilecek mi?

Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi, en büyük ikinci ekonomisi... Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği, kısır tartışmalarla zaman kaybederken durmadan üretiyor ve ilerliyor. 1 milyarlık iş gücü ve gelecek hayaliyle hedef, dünyanın 1 numarası olmak… Peki 1,4 milyarlık dev nasıl yaşıyor? Altı günlük Çin seyahatimizden izlenimler...
Geleceğin ülkesinde altı gün: Çin dünyanın '1 numarası' olabilecek mi?

Alfabesi, kültürü, dili ve insan ilişkileriyle Türkiye için uzak bir galaksi gibi Çin. Hem kültürel hem de mesafe olarak çok uzak. Asya’nın en batısından bindiğiniz uçakla tüm kıtayı kat ederek 10,5 saatlik yolculuğun sonunda ulaşabiliyorsunuz "Uzakdoğu"ya. 

Bizim uçağımız yerel saatle 05.00’te piste inerken Şanghay’da güneş doğuyor. Eşsiz bir karşılama… Hayatım boyunca filmlerden gördüğüm o kalabalık, esrarengiz şehri tepeden görüyorum. Bir yandan Çin’e ilk ziyaretimde bu müthiş şehirde gezemeyeceğim için hayıflanıyorum. 

Küresel Güney Medya ve Think Tank Konferansı'na katılmak üzere, Çin’in güneyine gideceğimiz için devasa Şanghay Havalimanı’nda dış hatlardan iç hatlara geçmek üzere harekete geçiyoruz. Etraf pırıl pırıl… Çin’e gri pasaportla geldiğimiz için vize almıyoruz. Ama Çinli yetkililer yine de Xinhua Haber Ajansı’nın davetiyesini yanımızda taşımamızı tavsiye ediyor. 

Çin’e girerken davetiyemizi gümrük memuruna uzatıyoruz. İşlemler uzuyor. Seyahatimizle ilgili her ayrıntıyı anlatmak durumunda kalıyoruz. Davetiyemiz dahil, yanımızdaki belgeler sisteme işleniyor. Ciddi, sıkı bir devletle karşı karşıya olduğumuzu daha ilk andan hissettiriyor Çin bize. 

İç hatlara terminal içindeki metroyla geçiyoruz. İç hatlar, dış hatlardan çok farklı. Dünyanın dört bir yanından yolcunun bulunduğu dış hatların ardından iç hatlarda Çinli olmayan neredeyse sadece biziz. Çinliler uçak beklerken gülüyor, eğleniyor. Pek stresli bir ortam yok. 

  • Yaklaşık 1 saatin ardından uçağımız iniyor ve oradan da son aktarmamızı yapıp Kunming’e doğru yola çıkıyoruz. 

Uçakta ikram edilen Çin yemeği, daha önce Türkiye ve Batı’da yediklerime benzemiyor. Son derece lapa, neredeyse lezzetsiz bir pilavı ıslak mendil kabına benzer bir ambalajdan döktüğümüz acı sosla renklendirmeye çalışıyoruz. Benim için zorlayıcı olsa da, “İşte gerçek Çin yemeği” diyorum. 

Yaklaşık 20 saat sonunda 8,5 milyona yakın nüfuslu Kunming’e varıyoruz.

Çin’i anlamanın zorluğu: Ölçekler

86 milyonluk bir ülkeden geldiğimiz için, Çin’de bizi en çok zorlayan konu ölçekler. Her şeyin ölçeği çok büyük. Dünyanın her yerinde “büyük şehir” denecek Kunming, Çin ölçeğinde orta ölçekte bir şehir. 

Yunnan eyaletinin başkenti, otele giderken fark ediyoruz ki bölge için çok önemli bir merkez. Sanayi, ticaret ve insan sirkülasyonunun da tam ortasında. Canlı, hareketli ve çekici… Yollar geniş, otomobillerle dolu. Motorlular özel bir yoldan gidiyor. "İstanbul’un giderek artan motorsiklet problemine çözüm olabilir mi?" diye geçiriyorum içimden. Şehrin çeperlerinde 20 kattan daha uzun gökdelenlerde 10 binlerce Çinli yaşıyor. Vietnam ve hatta Tayland’a benzer yağışlı ikliminden dolayı ise yol kenarları ve boş alanlar yemyeşil…

O akşam konferansın açılış törenine katılmak üzere şehir merkezine gidiyoruz. Açık hava AVM’si olarak özetleyebileceğimiz parkta en çok ilgi çekenler, teknoloji dükkanları. Bu dükkanlar gece saatlerinde ışıl ışıl parlıyor. Mağazalarda elektrikli otomobilden telefon ve tabletlere, dijital buzdolaplarından klimalara onlarca ürün var. İnsanın birçok şey alası geliyor. 

Made in China: Artık kalite göstergesi 

Bizim en çok ilgimizi çekense elektrikli otomobiller… Renk renk, çeşit çeşit, Türkiye ile karşılaştırdığımızda 15-20 bin dolarlık çok uygun fiyatlı elektrikli otomobiller, benzinli araç piyasasında hiç varlık göstermeyen Çin’in yakın vadedeki en büyük ideallerinden biri. 

Pekin yönetimi, bu konuda çok yol almış durumda. Bugün dünyada satılan her üç otomobilin ikisi Çin’de satılıyor. Pekin yönetimi benzinli otomobillerini, elektrikli araçlarla değiştirenlere 2 bin dolar sübvansiyon veriyor. 31 eyaletin çoğunda elektrikli otomobil üretilirken onlarca elektrikli otomobil markası birbiriyle rekabet ediyor. 

  • Çin piyasasının kalbur üstü elektrikli araçları, Türkiye de dahil birçok ülkenin otomobil piyasasını alt üst etmeye hazırlanıyor. Trump yönetimi de gümrük vergileriyle işte bunu önlemeyi amaçlıyor. 

Araçlar binlerce kilometre uzaktan dahi telefon uygulamasıyla kontrol edilebilirken araç içinden komutlarla çalışıyor. Otomobiller telefon, klima veya buzdolabı gibi ürünlerle de entegre. Daha pahalı klasmanda, hızlı şarj sayesinde 15 dakikada deposu doldurulabilen araçlar bulunuyor. 

Çin’de geçirdiğimiz altı günde pek kalitesiz ürüne rastlamıyoruz. İmitasyon üretimle anılan ülke, imajını tamamen değiştirmiş. “Elektrikli otomobil devrimi” de buna katkıda bulunuyor. “Made in China” artık kaliteyi simgeliyor. Tekstil dahil hiçbir alanda taklit ürüne rastlamıyoruz.

İnternet tamamen dışa kapalı

Teknoloji alanında Çin devleti ve özel sektörü, Batılı şirketlerin etkinliğini azaltmaya çalışıyor. Çin genelinde Youtube, Facebook, Instagram, X gibi uygulamalar da dahil olmak üzere ülke dışından hiçbir internet sitesi açılmıyor. Yani “ekonomik açılım” sonucunda akıl almaz büyüme oranlarına ulaşan Çin’de internet açık değil. VPN kullanmayan biri için dünyadan kopmak kaçınılmaz… 

  • İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü için çok kısıtlayıcı olan bu durum, 100 milyonlarca Çinlinin dünyayla entegrasyonu önündeki en büyük engel. Tiktok ve Wechat’in hayatın odağında olduğu Çin’de interneti haber alma açısında kullanma oranı da oldukça düşük. Kullanıcılar en çok kısa, apolitik video’lar izliyor. 

Çin’de beni şaşırtan noktalardan bir diğeri ise havalimanı hariç hemen hiçbir dükkan, restoran ve barda kredi kartı geçmemesi. Ödemeler Ali Baba ve Wechat üzerinden akıllı telefonlarla yapılıyor. Nakit parayla ödeme yapan hiçbir Çinliye rastlamasak da en azından biz nakitle ödeme yapabildik. 

Whatsapp’ın bulunmadığı ülkede Wechat, en önemli iletişim kanalı. İletişim demişken, Çin’de en çok zorlandığımız konulardan biri de insanlarla “anlaşmak” oluyor. Kunming ve daha sonra geçeceğimiz Lijiang’da uluslararası oteller ve dış hatlar dahil, Çinli çalışanların çoğu İngilizce bilmiyor. Bazıları tek kelime İngilizce dahi anlamıyor. 

Konuştuğum kişilere göre yıllar içinde Pekin yönetimi, eğitim alanında İngilizceden iyice vazgeçmiş. Mimik ve jestleri dahi bizden çok farklı olan Çinlileri bir de arada dil bariyeri olunca anlamak iyice zorlaşıyor. Meraklı gözlerle etrafa bakıp anlamaya çalışırken üniversiteyi ODTÜ’de okuyan Çinli mihmandarımıza soru üzerine soru soruyorum. 

İnanması güç ama gerçek: Çin’in nüfus krizi

Bir annenin iki çocuğunun elinden tutması, dünyanın birçok ülkesinde alışılık bir sahne sayılır. Bu sahneyi Çin’de görmek ise yakın zamana kadar imkansızdı. 2016 yılında 44 yıllık uygulamaya son veren Çin, tek çocuk uygulamasını resmen kaldırdı. 

Ama sonuçlar Pekin yönetimini memnun etmedi. Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesinde yenidoğan sayısında hedef tutturulamadı. Öyle ki, 2021 yılında çiftlerin üç çocuk sahibi olmasına izin verilirken devletin çocuk destekleri bile istenilen artışı sağlayamadı. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde olduğu gibi, milyonlarca genç Çinli de artık çocuk sahibi olmak istemiyor. 

Tam 1 milyar aktif çalışanın bulunduğu Çin giderek yaşlanırken sağlıklı gıdalarla beslenen nüfusun yaş ortalaması da artıyor. “Çin’i bir demografik kriz mi bekliyor?” sorusunu sorduğum uzmanın yanıtı ise kısa ve net: 

“Beklemiyor, şu an nüfus krizinin tam içindeyiz.” 

Peki Çin bu krizi aşmak için neler yapacak? Buna aldığım yanıt ise şu oluyor: 

“Her gelişmiş ülke nasıl aştıysa öyle aşacağız.” 

Çin’in alışkın olmadığı şekilde, başta Filipinler olmak üzere çevre ülkelerden ve Afrika’dan göç alacağını anlatıyor. Batı ülkelerinde göçün siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl depremler yarattığını düşündüğümüzde dünyaya çok daha kapalı olan Çin’in yaşayacağı türlü krizleri öngörmek için kahin olmaya gerek yok.

Cinping-Putin-Kim meydan okuması

Pekin yönetimi, dünya siyasetinde daha büyük rol oynamaya talip. Bunun en önemli mesajlarını 2. Dünya Savaşı’nın bitmesinin 80. yılında Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen geçit töreninde verdi. Bir yanına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i diğer yanına Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’u alan, Hindistan Başbakanı Modi’yi de Pekin’e getirmeyi başaran Şi Cinping, devlete değil doğrudan Çin Komünist Partisi’ne bağlı Silahlı Kuvvetler’in askerî ve teknolojik gövde gösterisini gururla izledi. 

Yüz binlerce Çin askeri, komutları etkileyici bir bütünlükle aynı anda yerine getirdi. Çin üretimi son teknolojili insansız hava araçları, roketler, uçaklar, robotlar sergilendi. Şaşaalı gösterinin mesajı rakip ABD’ye miydi? ABD Başkanı Donald Trump önce “İzlememi istiyorlar, izliyorum” dedi. Sonra, “Hindistan ve Rusya'yı en karanlık ve derin Çin'e kaptırdık” sözlerini sarf etti. 

Pekin yönetiminin zorunda kalırsa “Tayvan sorunu”nu bir askerî müdahaleyle çözme isteği sır değil. Aynı zamanda Pasifik’teki etkisini de artırmayı hedefliyor. Uzmanlar ise Çin, askerî anlamda kendisiyle ne kadar övünürse övünsün, ordunun savaş tecrübesinin zayıflığının olası bir çatışmaya yansıyabileceği uyarısında bulunuyor.

Çin’in 'soft power' sorunu

Dünya ekonomisinde giderek etkisini derinleştiren, küresel anlamda sözünün ağırlığı giderek artan Çin, “soft power” olma konusunda Batı’nın bir hayli gerisinde. Kültürel anlamda bölgesel bir güç olduğu kuşkusuz ama küresel anlamda Çin’in etkisi, ekonomik büyüklüğünün çok gerisinde. Televizyon dizileri, dijital platformlar, filmler, spor organizasyonları hep Batı’nın hakimiyetinde. 

Pekin yönetimi de bunun farkında. Sözcü TV olarak bizim davet edildiğimiz organizasyon, ilki geçen yıl Sao Paolo’da yapılan Küresel Güney Medya ve Think Tank Konferası'nın ikincisi. 110 ülkeden temsilcinin davet edildiği konferans, Çin’in güneyindeki, altı dünya mirasına ev sahipliği yapan Yunnan bölgesinde düzenleniyor. Yeşil doğası, yüksek dağları ve Lijians kentine ev sahipliği yapmasıyla öne çıkan bölge, iç turizmde giderek yükselen bir merkez. 

Azınlıklara yönelik tavrı ve baskıları nedeniyle eleştirilen Çin, bu konferansta Yunnan bölgesinin etnik çeşitliliğini öne çıkarıyor. Folklorik giysileriyle, danslarıyla etnik grupların şovlarıyla başlıyor sunum. Üst düzey yetkililerin vurguları da çeşitliliği över nitelikte. 

Çin, “Üçüncü Dünya” olarak adlandırılan ülkelerdeki etkisini artırmayı amaçlıyor. Hedef, kendi liderliğinde “Küresel Güney”in entegrasyonu… Öğle yemeğinde Botsvana’dan Eritre’ye, Barbados’tan Arjantin’e büyük bir çeşitlilikle karşılaşıyoruz. Konferansın onur konuğu Meksika’dan; katılımcılara baktığımızda da Afrika’ya özel bir önem verildiği belli oluyor. 

  • Sigara içmeye çıktığımda bir Rusla sohbet ediyoruz, “Türkiye, Küresel Güney’e dahil mi sence?” diye soruyor. Hızlıca düşünüyorum, “Evet, ama aynı zamanda Kuzey’in de parçası. Türkiye, hem Kuzey hem Güney; hem Batı hem Doğu” diyorum. 

Yapay zekada bir numara olmak istiyorlar

Robotlar, elektrikli araçlar, nükleer reaktörler, güneş enerjisi, insansız hava araçları, yüksek hızlı trenler ve yapay zeka… Çin, şu an teknolojide birçok alanda dünya liderliğini hedefliyor. Dünyanın ilk robot olimpiyatlarını düzenleyen Çin’in yeni hamlelerini dinlemek için konferansın “yapay zeka” sunumuna kaydoluyorum. 

Pekin yönetimi, yapay zeka atılımlarının bir bölümünü bizzat üstleniyor; bir bölümünü de özel sektör üzerinden koordine ediyor. Sunum, 2023’te 207 milyar dolarlık yapay zeka pazarının 2030’da 1,85 trilyon dolara çıkacağı bilgisiyle başlıyor. Birçok kurum ve kişi, yapay zekadan endişe ederken Çin, bunu fırsat olarak görüyor. 

Oyun, eğitim, animasyon, dijital medya gibi alanlarda AI’ın hem maliyetleri düşüreceğini hem de kaliteyi artıracağını düşünüyorlar. E-ticaret, yapay zekanın da katkısıyla daha da gelişmesi beklenen sektörlerin başında geliyor. Gerçek insan görünümü ve sesinde AI tasarımı sunucular ürünleri pazarlıyor. Kıyafetler, üç boyutlu videoyla her açıdan görülüyor. 

Çinli bir uzman, dünyanın en zengin insanı, X platformunun sahibi Elon Musk’ın da yakından takip ettiği uygulamaları Kling AI’yı anlatıyor. Uygulama, ona verdiğiniz metinleri görsele çeviriyor. Bir Hollywood filmi ya da Game of Thrones’dan çıkmışa benzeyen ejderha görüntülerini görünce ağzımız açık kalıyor. Henüz bundan birkaç yıl önce, Game of Thrones ekibinin ejderha sahnelerinin maliyeti çok fazla olduğu için, bu sahneleri minimumda tutmak istediğini hatırlıyorum. Uzmanlar, AI sayesinde reklamcılık masraflarının da yüzde 60-70 dolayında düşeceğini aktarıyorlar. 

Konferansın bitiminde en çok görmek istediğim teknoloji ürünleri çıkıyor karşıma: İnsanımsı robotlar ve robot köpekler… Geleceğe ışınlandığımı zannettiğim an da bu oluyor. Son iki yıldır sık sık haberini yaptığım beş insansı robot yan yana… Kameramanımız Nihat Fındıklı’dan hemen kayda girmesini istiyorum. İnsansı robotla el sıkışıyoruz, sensörüyle hareketlerimi anlayıp ona göre yanıt veriyor. Hiçbir tedirginlik duymuyorum. Ama paylaştığım videoya gelen yorumların çoğu “Korkmadın mı?” şeklinde. 

İnsansı robottan sonra sırada robot köpekler var… Hem askerî hem de insani amaçlarla kullanılabilen bu robotlar çok hareketli. Oldukça yükseğe ve ileri sıçrayabiliyorlar. Biz 10 kiloluk robot köpeklerle çekim yapsak da daha büyükleri de var. İnsanın giremediği yerlere girebildikleri için yangın ve depremlerde kullanılıyorlar. Büyük olanları, 120 kiloya kadar eşya taşıyabildikleri için dağlara bile tırmanabiliyor. 

En büyük sorun: Eşitsizlik

Hızla gelişmekte olan bir ülkeden gelişmiş ülkeye dönüşen Çin’de sorunlar da çok… Dışa kapalı internet ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin yanı sıra eşitsizlik de bu problemlerin en göze çarpanı. Çin’de yürürken kendinizi bir anlığına bir refah toplumunda sanabilirsiniz. Ama sizi bu “rüya”dan uyandıran, birilerinin Ferrarilere binerken diğerlerinin 30 katlı toplu konutlarda yaşadığını görmek oluyor. Bu hâliyle de Çin hâlâ gelişmekte olan ülkeleri andırıyor. 

  • Kısa süre önce Çin’de 600 milyon kişi ayda 150 doların altına geçinirken ekonomik şahlanışın herkesi dünden iyi duruma getirdiği açık. Ama pastanın eşit dağılmadığı ortada. Birileri servetini 10’larca kez katlamış. 

Bunun getirdiği huzursuzluğun önünü almak isteyen Şi Cinping yönetimi, göreve gelir gelmez işe yolsuzluk karşıtı bir kampanyayla başlamış; 10 binlerce bürokratı yolsuzluk nedeniyle gözaltına almışlar. Bu yolsuzluk karşıtı operasyonlar bugün de sürüyor. Çin’den döner dönmez, eski tarım bakanının rüşvet suçlamasıyla yargılandığı davada idam cezası aldığını okuyoruz.

Sokaklar güvenli, suç oranı düşük

Dünyanın kültürel olarak Türkiye’den en uzak bölgelerinde birinde bulunduğumuzu söylemiştim. Sadece dil, alfabe değil, alışkanlıklar da çok farklı. Kunming’den Lijiang’a trenle giderken para üstünü bırakmak isteyince bahşiş kabul etmenin kültürel olarak ayıp bulunduğunu öğreniyorum. 

  • Dikkatimi çeken bir başka ayrıntı pırıl pırıl, çok temiz kamuya açık tuvaletler. Bu tuvaletler ülke genelinde ücretsiz. 

Turistik Lijiang bölgesine girerken ve çıkarken turnikelerden geçiyorsunuz. Yüzünüz taranıyor. İki kişi kavga ettiğinde ilk aşamada birlikte gözaltına alınıyorlar. Bu kavgada suçunuz yoksa bile 1-2 gece gözaltında kalabiliyorsunuz. Bu nedenle sokaklarda gerginlik az. Barlarda bile güvenlik yok, polis var. Hırsızlığın da çok düşük olduğunu öğreniyoruz. Sokaklar güvenli hissettiriyor. 

Turistik ve kozmopolit bölgelerde gece hayatı hareketli. Eski jenerasyonlar her ülkede olduğu gibi gençleri dejenere olmakla suçluyor. Ama genel olarak Çinliler sebatkar ve üretken. Birçok kişi hiç içki içmiyor. Erken yatıp erken kalkıyorlar. Özel sektörde altı gün çalışmak yaygın, kamudaysa 5 gün çalışılıyor. Çin’in 1 milyarlık üretici gücü, dünyanın geri kalan ülkeleri için pek rekabet edilir gibi değil. 

Çin’de hayatın en acı gerçeklerinden biriyse büyük şehirlere çalışmaya giden babalar ve babasız büyüyen çocuklar… Bu çocuklar büyük şehirlerde anne ve babalarıyla değil anneanne ve babaanneleriyle büyüyorlar. Büyük şehirlerde hayat, özellikle de eğitim çok pahalı. 

Alışkanlıklar kolay kolay değişmiyor. Uzun süre yoksulluk içinde yaşadıkları için Çinliler riskten korkuyor. Bu yüzden de çok tasarruf yapıyorlar. Sağlık sektöründe en iyi doktorlar kamu hastanelerinde çalışıyor. Bu nedenle özel hastanelere değil, devlet hastanelerine güven duyuluyor.

Çin’in son yıllardaki yükselişi belirgin şekilde bu ülkenin vatandaşlarına özgüven pompalamış. Peki gerçekten hayat herkes için daha iyi gidiyor mu? 

Yarın bugünden iyi olacak mı?

Popülizm ve otoriterliğin yükselişi, ev ve otomobil almanın giderek zorlaşması, artan kiralar ve iklim değişikliği… Tarihte belki de ilk kez, bir nesil ebeveynlerinden daha kötü maddi koşullarda yaşıyor. Durum böyle olunca, Türkiye’den Fransa’ya, ABD’den Japonya’ya gençler gelecekten umutsuz. “Geleceğin ülkesi” olmayı hedefleyen Çin ise bu konuda bir istisna… 

Çin’de büyüme önceki yıllara göre azalırken artık her yıl yüksek büyüme oranlarına erişilemiyor. Uzakdoğu devinin ekonomisinde de inişler ve çıkışlar yaşanıyor. Konuştuğum Çinliler’e temel bir soru soruyorum: 

“Yarının bugünden iyi olacağına inanıyor musunuz?” 

Yanıt “Evet”.  Hedefleri uzun vadeli, sorunları Çin Komünist Partisi’nin çözebileceğine inananlar çok. Bu inançlarının da son 40-45 yıldaki gelişmelerden geldiğini söylüyorlar. Rüzgarı arkasına alan Çin, ABD’nin hegemonyasının sarsıldığı dönemde açık açık “1 numara” olma hırsını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Başta yapay zeka, teknoloji alanında dünyaya meydan okurken 1 milyarlık üretim gücüyle neredeyse rakipsiz… 

En büyük dezavantajlarından biri, tek partili sistem nedeniyle vatandaşlarını dünyadan uzak tutması. Diğeri ise kültürel hegemonya anlamında ne bir Hollywood’a ne NBA'a ne de Şampiyonlar Ligi’ne sahip olması… 

Her ne olursa olsun, dünyanın merkezi çoktan Pasifik’e kaymaya başladı. “Geleceği” belirleyecek ülkelerin başında gelen Çin’i izlemek, her zamankinden daha önemli… “Pekin laboratuvarı”nda yaşanacak ekonomik ve siyasi gelişmeler, tüm dünyaya örnek olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Burak Tatari

Gazeteci ve Sözcü TV Dış Haberler Müdürü. Mesleğe Tempo Dergisi’nde başladı. Medyascope’ta 5 yıl haber sunduktan sonra Halk TV’ye geçti. 2023 yılından bu yana Sözcü TV’de çalışıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR