
Geri dönmek, kaçmak ve kalmak arasında kilitlendiğim o üç saniye bu büyük organizmanın içinde barındırdıklarına ek, tanımadığım bir coğrafyanın nasıl da derin ve soluk kesici olduğunun kanıtıydı. Kendi memleketimde her gün en az bir kadının sokakta öldürülüyor olması ve benim buranın sahibi olduğum düşüncesi geldi aklıma! Daha güvenli bir kentte olmama rağmen ait olmama durumuydu belki de yaşadığım. O tren garında yalnız olmamama, Avrupa’nın başkentlerinden birinde olmama rağmen beni kabul etmeyen ya da kabul öncesi testler uygulayan bir büyücüydü Brüksel.

Ortaçağda tasarlanmış binaların yanında modern mega yapılar ve orada yaşayan çeşitli insanlar bir kentin; moda, mimarlık ve kültür kavramlarının giriş kapısıydı. Sokakta alelade yürüyen her insanın bir tarzının olması ve o tarzın o sokakla olan uyumu her şeyiyle başkalığı anlattı bana. Hiç bilmediğiniz bir şehri arşınlamak her zaman tatlı ve öğreticidir. Brüksel de bana bir kez daha tasarımın, modanın kentle olan bağını göstermişti hiç çekinmeden!
Bu, geçmişin güzel anılarından geleceği iple çeken bir metindi.
Haftaya görüşmek üzere, hoşça kal!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



