Gezgin girişimci

Sevil Mert
Gezgin girişimci

1- Maceranızı en başından dinlemek isteriz. Sevil Mert kimdir, gezgin olmaya ve bu yaşam tarzını profesyonel olarak devam ettirmeye ne zaman karar vermiştir?

Madem en baştan dediniz, iyice başa döneyim. Burdur’un Karamanlı ilçesinde doğup büyüdüm. Üniversite için İstanbul’a gelip geri dönmeyenler kervanına katıldım. Üniversite yıllarımda çalışma hayatına atıldım, bankacılık sektöründe başlayıp çevrimiçi dünyada devam eden bir kariyerim oldu. Uzmanlık alanım pazarlama. İş hayatına atılıp kendi paramı kazanmaya başladıktan sonra seyahat hayatıma girdi, önce yurt içi, sonra yurt dışı seyahatler yapmaya başladım. Seyahatlerimi görenler bu konuda benden tavsiye, fikir istemeye başlayınca “en iyisi bunları yazayım ben” diyerek, 2008 yılında Çok Okuyan Çok Gezen adlı seyahat blogumu açtım. Benim için hobi olarak başlayan seyahat etme ve seyahatlerimi yazma serüveni zamanla hayatımda daha fazla yer edinmeye başladı. Daha bir seyahatte iken bir sonrakini planlamaya başlıyordum. Ben buna seyahat virüsü adını verdim, kanınıza bir kez işleyince kurtulamadığınız bir hastalık. Ancak kurumsal hayatın içinde kısıtlı izin günlerinde isteklerimi gerçekleştiremiyor, gittiğim yerlerde gezmekten çok yapmak istediklerimi, yapılacaklar listemi gerçekleştirmek için koşturup duruyordum. Tam olarak ne zaman “yeter” dediğimi kestiremiyorum; ama bir noktadan sonra iş hayatımı kurumsal olarak devam etmek istemediğime, seyahat merkezli bir iş yapmak istediğime karar verdim ve plan yapmaya başladım. Benim planlar biraz uzun sürdü. İş hayatımın 19. yılında pek çok insanın olmak isteyeceği bir konumda iken istifa ettim. İstifa ettiğimde, elimde 10 yıldır yazmakta olduğum bir blogum, iş hayatım nedeniyle iyi bağlantılarım ve hayallerim vardı. “Her şey çok güzel olacak” deyip işi bıraktım. Şu an hem seyahat yazarlığı yapıyor, hem de 19 yıllık iş tecrübemi aktarabileceğim danışmanlık işleri yaparak geçiniyorum.


2- Peki akıllardaki soruyu soralım. Bir influencer/blogger ne zaman bu işle geçinebilmeye başlıyor? Sırrı nedir, x sayıda takipçi mi, tıklama mı? 

Herkesin en çok merak ettiği, en çok sorduğu soru bu gerçekten. Influencer veya blogger olarak hayatınızı idame ettirmek için tanımlayabileceğim bir süre yok aslında. Çok çalışarak, gecenizi gündüzünüze katarak kaliteli içerik üretir ve bir yılda para kazanmaya başlayabilir veya sakin sakin ilerlerim deyip yıllarca ufak ufak paralar kazanabilirsiniz. Rakamların da çok bağlayıcı olduğunu düşünmüyorum bu noktada, çok niş bir alan yakalarsınız, belki trafiğiniz ve/veya takipçi sayınız düşüktür; ama sizden başka o alanda içerik üreticisi yoksa, herkesin aradığı bir isim olabilirsiniz. Mesela karavanla seyahat içeriği üretmeye 2-3 sene önce başlayanlar çok hızlı büyüdü; çünkü o dönemde Türkiye’de karavanla seyahat konusunda içerik üreten kişi sayısı çok azdı, pandemi ile birlikte karavan birden popüler olunca sayılar birden arttı, ilk başlayanlar bu işin ekmeğini en çok yiyenler oldu. 


Influencer olarak para kazanma meselesinin bir diğer boyutu ise bağlantılar ve çevre. Bu işler hala ve çoğunlukla tanıdık vasıtası ile ilerliyor. 100bin takipçisi olan ve etkileşimi yüksek bir influencer çok az iş yapabilirken, 30bin takipçisi olan bir influencer (ben), pek çok marka ile işbirliği yapabiliyor. Bu noktada yine birkaç önemli nokta var: Birincisi markanın ihtiyacını net olarak anlayıp ona uygun bir çözüm üretebilmek gerekiyor, ikincisi ise bağlantılar. Ajanslar ve marka tarafında kontağınız olduğunda, aklınızdaki projeleri onlar size gelmese de siz aktarabiliyorsunuz. Kendi adıma yıllardır geliştirdiğim bağlantılarımın çok desteğini gördüğümü söylemeliyim. Bu işlere yeni başlayan özellikle gençlerin en çok zorlandıkları noktaların bunlar olduğunu düşünüyorum. 


3- Sosyal medyada çok fazla insan, çok fazla mesaj var. Dikkat çekmek, öne çıkmak için nelere dikkat edilmeli? Herkes influencer olabilir gibi; ama sanıldığı kadar da kolay değil, çok fazla algoritma var. Siz nasıl dengede tutuyorsunuz?

Ben bu işlere başladığımda buralar dutluktu desem yeri var. O zamanlar, 15 sene önceden bahsediyorum, içerik üreticisi çok azdı, kaliteli bir içerik ürettiğinizde çok hızlı bir şekilde karşılık buluyordu. Dünyamız çok değişti, herkes içerik üreticisi oldu, ki bundan şikayetçi değilim, ancak aradan sıyrılmak gerçekten zorlaştı. Blog yazarken de sosyal medyaya içerik üretirken de en önemli konu istikrar. Düzenli ve kaliteli içerik üretmekten asla vazgeçmemek, trendleri yakından takip etmek, takipçi/okuyucu kitlenisini iyi tanıyıp analiz etmek gerekiyor. Bu biraz “sanat sanat için mi, sanat toplum için midir?” tartışmasına benziyor. Kendin için seyahat ediyorsan yani “sanat sanat içindir” diyorsan ve dijital bir günlük tutuyorsan ne düzenli içerik üretiyorsun, ne trendleri takip ediyorsun, ne de analiz yapıyorsun. Ama bunu bir iş olarak yapmaya başladığında artık tartışmanın “sanat toplum içindir” tarafına geçiyorsun, o zaman tüm trendleri takip etmen, hangi fotoğraf açısının, fotoğraf filtresinin daha çok beğeni aldığını, ne yazdığında okuyucuların daha fazla ilgi gösterdiğini yakından takip etmeye başlıyorsun. Yeteri kadar emek veren ve doğru kitleyi yakalayabilen herkes olabilir mi? Kesinlikle olabilir. 


Ben kendimi yarı emekli bir influencer olarak tanımlıyorum. Özellikle gençlerin daha egemen oldukları sosyal medya kanallarında varlığımı sürdürüyorum; ama agresif bir öne çıkma kaygım yok. Benim asıl oyun alanım blogum, orası ana mecram, bu nedenle sosyal medya kanallarına (instagram/youtube gibi) %20-30 enerjimi harcıyor, geri kalan zamanımı ise bloguma ayırıyorum. 


4- Pandemi süreci gezginler için oldukça zordu. O süreci nasıl atlattınız? Aslında bitmiş de değil; ekonomik kriz de cabası. Bu dönemde neler yapıyor, kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Pandemi süreci kesinlikle çok zordu, hala zor. Korona virüsü konuşulmaya başladığı ilk günlerde itibaren birkaç ay sonra her şeyin biteceğine dair bir inanç geliştirip o birkaç ayı en acısız şekilde geçirmeye çalıştım. 9. ayın sonunda artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağına ikna oldum. Türkiye’de pandemi yasakları başlamadan üç gün önce Malezya seyahatimi yarıda kesip Türkiye’ye dönmüştüm, o son uzak yol seyahatim oldu. İlk aylarda bekleyip ne olacağını görmekten başka elimden birşey gelmiyordu, bu nedenle kendimi yine üretime verdim ve bu kez el işi çantalar örmeye başladım, sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemdi. Sosyal medyada çantalar çok ilgi görünce, 2 ayda 50’den fazla çanta örüp sattım. Sokağa çıkma yasakları kalkıp yurt içinde gezmeye başlayınca el işi çanta maceram da son buldu. Pandemi döneminde beni ayakta tutan danışmanlık işlerim ve blogum oldu. Markalar sosyal medya bütçelerini kıstılar; ama SEO uzun soluklu bir yatırım olduğu için blog işbirlikleri hiç durmadı. Düzenli çalıştığım ajans ve markalardan projeler gelmeye devam etti. 


İşin parasal boyutu bir yana, kariyerimi daha fazla seyahat etmek için bırakmış biri olarak pandeminin bende yarattığı en büyük travma, seyahatlerimi engellemesi oldu. Aylarca bırakın gezmeyi, evden çıkamamak benim gibi evde kalmayı sevmeyen ve sosyal biri için çok zordu. Yasaklar kalktıktan sonra dahi kalabalığa girmeden ve sadece yurt içinde seyahat edebildim. Bazı günler yataktan dahi çıkmak istemedim, romantik komedi filmleri izleyerek kafamı dağıtmaya çalıştım. Yurt içinde seyahat etmek başlarda heyecan veriyordu; ancak süreç uzadıkça aynı kütürün farklı coğrafyaları da heyecanımın azalmasına sebep oldu. Türkiye’de az bilinen antik kentler, bilinmeyen rotalar gibi beni de heyecanlandıracak yerlere rotamı yönelttim. Yine de farklı kültürlere, coğrafyalara özlemim sürüyor.

Pandemi döneminde uzun zamandır hiç vakit geçirmediğim kadar ailemle vakit geçirdim, onları sık sık ziyaret edip kiraz hasadı, ceviz hasadı gibi dönemlerde yardımlarına gittim. Herkesin doğaya döndüğü bu dönemi ben de daha çok doğada geçirdim. Almak istediğim bazı eğitimler vardı; yaratıcı yazarlık, diksiyon, fotoğrafçılık, kameramanlık gibi… Bu eğitimleri aldım. Pandeminin bana bir faydası da uzun zamandır dilimde olan ancak seyahatlerim nedeniyle gerçek adımlar atamadığım bazı projelerim için zaman yaratması oldu. Özetle, tüm bu süreci farklı alanlarda üretmeye devam ederek geçirdim ve motivasyonumu böyle sağlamaya çalıştım. 


5- Başka bir ülkede yaşamayı düşünüyor ya da istiyor musunuz? 

Bu soruyu ben de kendime sık sık soruyorum ve cevabım hep HAYIR oluyor. Seyahat etmeyi, farklı kültürleri tanımayı çok seviyorum, ancak yaşamak için daha iyi bir yer “benim için” yok. Üniversite için geldiğimden beri, yani 24 yıldır İstanbul’da yaşıyorum ve asıl istediğim bir an önce İstanbul’dan gitmek. Hayalim Fethiye’nin köylerinden birine yerleşmek. 


6- Senelerdir blog yazıyor, içerik üretiyorsunuz. Raflarda bir kitabınızı görecek miyiz?

Az önce yıllardır vakit bulamadım dediğim projelerimden biri kitabımdı. Kitap beklendiği üzere gezi rehberi gibi bir kitap değil. Tür olarak biyografik roman diyebiliriz. Çıkış noktası benim hayatımda çok önemli bir rolü olan bir kadının hikayesini anlatmaktı, ancak metin geliştikçe, farklı kadın hikayelerini bir arada bulabileceğiniz bir roman ortaya çıktı, devamını da yazmak istiyorum yani bu ilk kitap diye düşünebilirsiniz. Pandemi sayesinde belli bir noktaya geldi. Kağıt fiyatlarındaki artışın gazabına uğramazsa 2022’de raflarda olmasını ümit ediyorum. 


7- Blog açmak/influencer olmak isteyen; ama cesaret edemeyen kişilere tavsiyeniz nedir?

Blog yazmak, influencer olmak, içerik üreticisi olmak, fotoğrafçı olmak, youtuber olmak veya el işi çanta örmek, aslında hepsi için gereken tek bir şey var. Çalışmak ve istikrarlı olmak. Yoluna çıkan ilk engelde pes etmemek. Herhangi bir konuda uzmanlaşmak için belli bir kilometreyi aşmak gerekir. O kilometreyi kimisi 2 ayda alır, kimisi 1 yılda. Önemli olan sizin kilometreniz sizin istediğiniz hızda mı, kalitede mi, eksiklerim var mı, geliştirmek için ne yapmam gerek, engelleri aşmak için hangi konularda kendimi geliştirmeliyim gibi konulara odaklanmak. Ben 2008’de blog yazmaya başladığımda benimle birlikte başlayan blogların %90’ı artık yok. Veya blogları iyi okunan arkadaşlarım yeni mecralara ayak uyduramadıkları, Google’in yeni güncellemelerini takip etmedikleri için piyasadan silindiler. 


Ben herkesi yazmak veya üretmek konusunda destekliyor, cesaretlendirmeye çaba gösteriyorum. Hatta benimle konuştuktan sonra blog açan, instagram hesabı açan pek çok insan var; ama hepsine aynı şeyi söylüyorum, “oksijensiz ortamda nefesinizi tutabilir misiniz, veya ne kadar tutabilirsiniz?  Artık rekabet çok yüksek, içerik kalitesinde çıta çok yüksek, oraya ulaşmak için nefesinizi tutabilmeniz gerek”.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Thiscover MeThiscover Me

BÜLTEN SAYISI

Çok Okuyan Çok Gezen

Sevil Mert, GPDP

26 Ara 2021

Çok Okuyan Çok Gezen

YAZARLAR

Thiscover Me

Girişimcilik ve yatırımcılık dünyası hakkında sizi bilgilendirir.

İLGİLİ OKUMALAR