
Wimbledon’ın 2 numaralı kortu 1970’lerden itibaren pek çok favorinin erken elenişine ev sahipliği yaptı. Öyle ki bu şöhreti nedeniyle “Şampiyonların Mezarlığı” lakabını aldı. En büyük kurbanını ise 2002 yılına saklamıştı.
ABD medyası ve spor izleyicisi, sporculara lakap takma işine bir hayli meraklıdır ve epey de başarılıdır. Lakap takma işi Pete isimli bir sporcuya gelince seçim bellidir: “Pistol Pete”. Bu lakaba ilk sahip olan 1970’lerin en büyük basketbol efsanelerinden Pete Maravich’ti. Topu sağ tarafından kaldırarak attığı şut stilini bir kovboyun silah çekmesine benzetenler ona bu lakabı uygun görmüştü.
Pistol Pete denince akla gelen ilk isim Maravich olsa da bu lakabı 1990’larda yeniden anlamlandıran bir isim vardı. Tabancadan çıkan bir mermiyi andıran servisleriyle dönemin kazanan tenis stratejisi servis-voleyi belki de tarihte en iyi oynayan Pete Sampras. Bu stratejiyle 14 Grand Slam kazanan Sampras, 2000’lerde önce Roger Federer ardından Rafael Nadal ve Novak Cokoviç’in ortaya çıkışına kadar en fazla Slam kazanan erkek tenisçi unvanına sahipti. Sadece Roland Garros’ta zirveye çıkamadı. Ne de olsa toprak hala Sergi Bruguera, Gustavo Kuerten ve Jim Courier gibi servis-voleden farklı ihtisaslara sahip tenisçilerin turnuvasıydı.
Sky Sports
Pete’in Yeri
Bugün her ne kadar erkek tenisini büyük üçlü domine etse de 2000’lerden önce durum biraz daha farklıydı. Özellikle Roland Garros ve ABD Açık’ta sürpriz isimlerin şampiyonlukları olağan bir durumdu. Ancak sürprize pek mahal vermeyen bir Slam varsa o da Wimbledon’dı. 1968’de başlayan açık dönemde tek bir Wimbledon zaferi kazanan çok az isim bulunuyor. Dönemine damga vuran tüm büyük oyuncular, Wimbledon’a da birden fazla kez damga vurmuştur.
Pete Sampras ise bu büyük oyuncuların en büyüğüydü. Tenisin en popüler arenası Wimbledon’ın da. 1993 yılından 2000’e kadar oynanan sekiz turnuvada yedi şampiyonluk kazandı. Sadece 1996’da şampiyon Richard Krajicek’e çeyrek finalde mağlup olarak kupaya ulaşamadı. Açık dönemde yalnızca Wimbledon’da değil, herhangi bir Grand Slam’de en fazla şampiyonluk yaşayan erkek tenisçiydi.
ABD’li tenisçi için 21. Yüzyıl yedinci Wimbledon şampiyonluğuyla açıldı ama devam eden yıllar maalesef hayal kırıklıklarıyla doluydu. Sampras 2000 yılında elde ettiği zaferden sonra 2002’ye kadar tek bir turnuva bile kazanamadı. En ağır yenilgisini ise efsaneleştiği yerde alacaktı.
The Mirror
2 Numaralı Lanet
Wimbledon 2 numaralı kortu. 2009 yılında yıkılana kadar bu kortun adını duyan bütün büyük favorilerin herhalde tüyleri diken diken oluyordur. Burada sürpriz mağlubiyetler alıp elenen isimler bir yıldızlar geçidi gibi: John McEnroe, Jimmy Connors, Pat Cash, Andre Agassi, Serena ve Venus Williams. Pete Sampras ise bu isimlerin arasına 2002 yılında katıldı. Tenis tarihinin en şaşırtıcı maçlarından birinin sonunda.
Sampras 2000 zaferinden sonra aslında 2001 Wimbledon’da da hayal kırıklığı yaşamıştı. Dördüncü turda o zamanlar tenisin büyükler sahnesine yeni yeni adım atmaya başlayan İsviçreli bir gençle karşılaştı. Sahada zaman zaman öfkesini kontrol etmekte zorlanan ama yeteneği tartışılmayacak bir genç. Bu gencin adının Roger Federer olması, mağlubiyetin ilerleyen yıllarda Sampras açısından çok büyük bir başarısızlık olarak kabul edilmemesini sağlayacaktı.
Ancak bu hikâyenin 2001 Sampras-Federer maçıyla hiçbir ilgisi yok. Kahramanımız yine İsviçre’den ancak Federer’le karşılaştırıldığında profesyonel bile sayılamayacak bir oyuncu: George Bastl. 2002’de Pete Sampras’ı mağlup etmemiş olsa adını en takıntılı tenis severin bile bilmeyeceği birisi.
Bastl’ın kariyer performansına bakıldığında bu galibiyetin ne kadar olağan dışı olduğu daha net anlaşılıyor. ATP Tour’da hiçbir şampiyonluğu olmayan, tek finalini 1999’da Taşkent’te oynayan bir isim. En büyük başarıları dört Challenger turnuvası şampiyonluğu. Kariyer tekler maç kaydı 50-93 ve 2000 yılının Mayıs ayında gördüğü 71’incilik ATP sıralamasındaki en yüksek yeri. Bastl, katıldığı turnuvaların çoğunda ilk turu bile geçemeyen bir tenisçi. Grand Slam’lerdeki en büyük başarısı Sampras’ı eleyerek çıktığı 2002 Wimbledon üçüncü turu. Diğer Slam’lerden sadece ABD Açık’ta iki kez ilk turu geçme başarısına sahip.
2002 Wimbledon’a gelirken, Bastl’ın kendi seviyesinin en tepesinde olduğunu söylemek de imkânsız. Turnuva başlarken 145’inci sırada ve ana tabloya adım atabilmek için önce elemeleri geçmek zorunda. Ancak geçemiyor.
Bu öylesine absürd bir maç ki, aslında hiç oynanmamış olması gerekiyordu. Çünkü Bastl ana tabloda yer alma şansını kaybetmişti. Eleme turunun finalinde Almanya’dan Alexander Waske’ye üç sette kaybettikten sonra tam valizini hazırlayıp evine dönecekken önüne kariyerinin en büyük performansının yolunu açan bir şans geldi: Felix Mantilla’nın sakatlığı. Bastl’ın şansı Mantilla’nın sakatlığıyla da bitmedi. İlk turdaki rakibi kendisi gibi bir başka şanslı kaybeden Denis Golovanov oldu. Rakibini üç sette deviren Bastl, kariyerinin en büyük maçına çıkmaya artık hazırdı. Davut’un Golyat’a karşı olan mücadelesinde bile güç dengesi herhalde bu kadar tek taraflı değildi.
George Bastl’ın karşısında epeyce yaralı bir Golyat olduğu da bir gerçekti. Bu durum onun başarısını küçültmese de karşısında yüzde yüz gücünde bir Sampras olsa durumun zaten bu şekilde sonuçlanmayacağı kesin. Son ATP Tour zaferini 2000 yılında yine Wimbledon’ın yeşil çimlerinde Pat Rafter’a karşı kazanan Maryland doğumlu süper yıldız, sonraki iki senede başarıdan oldukça uzak kaldı. Wimbledon’a da sadece 13 numaralı seri başı olarak katıldı.
Mucizeden Öte
Sampras’ın zirve döneminden oldukça uzak olmasına rağmen kimse, kariyerinde bu maçtan önce sadece üç Grand Slam galibiyeti olan George Bastl’ın şansı olduğunu düşünmüyordu. Ancak 27 yaşındaki tenisçi maça iyi başlayan taraftı ve ilk seti 6-3 kazandıktan sonra yakaladığı momentumla ikinci setten de 6-2’lik zaferle ayrıldı. Bastl, Sampras karşısında sadece 2-0 öne geçmemiş, bunu oldukça rahat şekilde gerçekleştirmişti. Bastl’ın kariyerinde alacağı en büyük zaferin yolu oldukça açık görünüyordu. Diğer tarafta Sampras mental olarak karanlık bir tünele girmişti. Sürekli basit forehand hataları yapıyor, servisini bulmakta zorlanıyor ve kortta eskisine kıyasla çok daha yavaş görünüyordu. Kendisini bu tünelden çıkaran ışık, eşi Bridgette Wilson’ın verdiği motivasyon notlarıydı.
Bu notlar işe yaramış olacak ki, Sampras nihayet üçüncü sette servisini bulmaya başladı ve 6-4’le seti kapattı. Dördüncü sette de Bastl’ın servisini iki kez kırdı ve 2-0 geriden gelerek setlerde 2-2’yi yakalamayı başardı. Herkesin beklentisi beşinci setin de momentumu eline geçiren Sampras’ın istediği şekilde sonuçlanmasıydı. Sampras eski performansından uzaktı ve iyi bir maç başlangıcı yapmamıştı ama geri dönmeyi başarmıştı. Buradan sonra onun gibi bir efsanenin maçı kaybetmesi düşünülemezdi.
Bastl ise düşünülemez olanı gerçekleştirmekte kararlıydı. Beşinci set boyunca Sampras’a yanıt vermeyi başardı. Beşinci oyunda servis kırma puanı da elde etti ancak Sampras buna izin vermedi. Sekizinci oyundaysa Sampras seti 5-3’e getirecek fırsatı eline geçirse de bu kez de Bastl hayır dedi. Dokuzuncu oyunda George Bastl, Pete Sampras’ın servisini kırarak nihayet avantajı eline geçirdi. Onuncu oyunda galibiyet için servislerini kullanırken bir hayli gergin görünüyordu. Üçüncü puanda çift hata yaparak 15-30’la Sampras’a yarım bir şans verdi. Dördüncü puandan önceyse derin bir nefes aldı, rahatladı ve servisini kullandı. Sampras servisi karşılasa da Bastl harika bir backhand passing shot’la rakibini avladı ve durumu 30-30’a getirdi. Sonraki iki puansa biri fileye giden, diğeri geri çizginin çok dışına vurulan iki Sampras forehand basit hatasından ibaretti. Bastl, tenis tarihinin en büyük sürprizlerinden birine imza atmıştı.
Maçın ardından Bastl “Kendime şanslar yarattım çünkü son üç haftadır çimde çalışıyordum. Son üç maçımı da kazanmıştım ve giderek oyunumun geliştiğini hissediyordum. Ufak da olsa bir şansım olacağını hissediyordum.” diyordu. Herhalde maçın heyecanından ne diyeceğini şaşırmıştı çünkü üç haftalık bir çalışmayla tarihin en büyük çim kort oyuncusunu yenebileceğini düşünecek kadar saf olamazdı. Ayrıca son üç maçını da kazanmamıştı zira elemelerin finalinde kaybetmişti.
Sampras “Wimbledon’daki yolculuğumu bu mağlubiyetle bitirmeye niyetim yok. Burada daha yüksek performanslı bir kapanış yapmak istiyorum. O yüzden geri döneceğim” diyerek turnuvadan ayrıldı.
George Bastl bir sonraki turda David Nalbandian’a 6-2’lik üç sette kaybederek turnuvadan elendi. Sampras’a karşı aldığı sadece Grand Slam’lerdeki son galibiyeti değildi. Bir daha hiçbir Slam’de ana tabloya bile çıkamadı.
Pete Sampras ise Wimbledon sonrası ABD’de kötü bir yaz sezonu geçirdi. Cincinnati ve Long Island’da sırasıyla ilk ve ikinci turlarda elendi. Ancak ABD Açık’a gelindiğinde bambaşka bir Sampras korttaydı. 17 numaralı seri başı olarak başladığı turnuvada finalde ezeli rakibi Andre Agassi’yi dört sette mağlup ederek 14’üncü ve son Grand Slam zaferine ulaştı. Aynı zamanda bu ABD Açık son turnuvası olacaktı. Büyük efsane 2003 yılında henüz 32 yaşındayken emekliliğini açıkladı. Pete Sampras hala kariyerinin son turnuvasında Grand Slam şampiyonluğu kazanan tek erkek tenisçi.
Boris Becker’in Bastl maçından sonra yaptığı tahmin doğru çıktı ve bu, Pete Sampras’ın son Wimbledon’ı oldu. Geri döneceğim dediği yeşil çimlere maalesef geri dönemedi. Ancak kariyerini de kendisine yakışan şekilde, şampiyon olarak noktaladı. Bastl ise kariyerinde hiçbir zaman vasatı bile bulabilen bir oyuncu olmadı. Ama tarihe geçmek için bazen tek bir maç yetiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş





