'Google Derebeyliği': Teknofeodalizm çağında işler bir demokrasi nasıl kurulur?

Son 20 yılda tüm dünyada benzersiz bir tekele dönüşerek üzerinde yükseldiği değerleri hızla terk eden, birçok coğrafyada iktidarlar için kullanışlı bir aparat hâline gelmiş, kârlılık dışında elle tutulur metrikleri olmayan, dijital kamusal alanları dezenformasyonla kirleten Google, belki bir günde düzelemez. Ancak acilen atabilecekleri adımlar var.
'Google Derebeyliği': Teknofeodalizm çağında işler bir demokrasi nasıl kurulur?

Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in içinden geçtiğimiz dönemi adlandırmak için kullandığı "teknofeodalizm" tabiri muhtemelen artık duymaya dahi tahammül edilemeyeceğimiz noktaya gelene kadar tartışılacak. 

  • Nedir? Teknofeodalizm, ölçekleri itibarıyla birçok ulus-devletin sınırlarını katbekat aşan, ellerinde tuttukları veri kümesiyle anayasal düzlemde bir devletin vatandaşlarına dair bilebileceklerinden çok daha fazlasını bilen, toplumu her an izleme yeteneğine sahip, bir toplumsal sözleşme yerine kâr odaklı kuruluş sözleşmeleriyle işlemeleri sebebiyle kararlarında denetlenemez şirketlerin sunduğu yeni bir yönetim biçimi.

Bu şirketlerin bir ülkenin ekonomisine sundukları katkının dolar karşılığı büyüdükçe hesap verebilirlikleri azalırken toplumlar üzerindeki etkileri de günden güne büyüyor. Özellikle gelişmekte olan devletler üstünde Batı’nın bir yumuşak güç unsuru niteliğini taşıyan bu teknofeodal yapılar, kimi zaman birinci dünya ülkelerinin iç işlerinde de büyük açmazlara sebep oluyorlar. 

Öte yandan: Kullanıcı olarak yalnızca verici rolde bulunduğumuz sosyal medyalarda karar alma süreçlerinin parçası değiliz. Zaman zaman moderasyona destek vermek dışında fikir beyan edebileceğimiz alanlar oldukça dar ve ansızın, tek bir kararla sansürlenebilir ya da platform dışına itilebiliriz.

Türkiye’de, bizlerin gündemini dün ve bugün yeterince meşgul eden meseleler, önümüzdeki 10 yılda bu başlığın altında ele alınırken bu tartışmanın bize has olmadığını da göreceğiz. Youtube’dan Wikipedia’ya, Wattpad’den Roblox’a yakın geçmişimizde tanıklık ettiğimiz onlarca yasak gün gelip de “Instagram’ımızı” da elimizden alınca bu durumun ne ilk ne de son olduğunu hatırlamış olduk.

Meta’nın moderasyon, sansür ve dezenformasyon politikalarının denetlenemez oluşu ve devam eden tekelleşme süreci, Türkiye’de doğru işlemeyen karar alma mekanizmalarıyla birleşince zarar gören, önce şirketler ve hayatını içerik üreterek kazananlar olurken toplum da elindeki sınırlı dopamin unsurlarından birini yitirmiş oldu. Böylece bir haftalık Instagram yoksunluğu, Erving Goffman’ın tabiriyle “leke”liliğimizle birleşince anlık olarak maruz kaldıklarımıza dair tepkimiz devamlı maruz kaldıklarımıza karşı geliştireceğimiz tepkinin önüne geçti. 

Fakat Google’ın bilgiye ve habere erişim hakkımızı nasıl hiçe saydığına değinirken bu küresel fenomenin Twitter, Instagram, Youtube ve TikTok gibi medyumlarda nasıl etkili olduğunu da ele almak hâlâ çok önemli çünkü Google demokratikleşmeden yarı-otoriter rejimlerin işler demokrasilere dönüşmesi de pek mümkün görünmüyor.

Google’ın reklam canavarı, alternatif medyayı yuttu

Ekosistemimizdeki birçok duayen gazeteci, kanaat önderi ve ajans yöneticisi geriye dönüp baktıklarında 2013 yılına işaret ediyorlar. Google’ın 2000’lerin başında aktifleştirmeye giriştiği reklam algoritmaları (2000 yılında kurulan AdWords ve 2003 yılında kurulan AdSense) tüm dünyada birçok bireysel ve kurumsal yayıncı tarafından aktif şekilde kullanılsa da 2013 yılında Türkiye’de kurulan reklam ajanslarıyla beraber şirketlerin medya satın alım bütçelerinin ciddi bir kısmı programatik reklam alanlarına, dolayısıyla Google tarafından sunulan spotlara kaydı. 

  • Daha düşük birim maliyetlerle daha geniş demografik gruplardan olası müşterileri hedefleme imkanı veren ve arama sonuçlarından bir websitesindeki sütunlara kadar birçok farklı noktada reklam göstermeyi mümkün kılan bu modeller denetlenemez, güvensiz ve dezenformatif özelliklerine rağmen hızla yayıldılar.

Ayrıca: “Display Ads” kategorisindeki reklamlar, çeşitli websitelerinin filtrelenmesi yoluyla sadece yeterince makul, anaakım, iktidarın fikir ve programlarına yakın, alternatif bakışlara kapalı, tabiri caizse “sakıncasız” medya organizasyonlarının ticari işletmelerin kaynaklarıyla fonlanması için de yeni bir yol oluşturdu. 

  • Hem birim karede daha yüksek sayıda reklam gösteren hem de kullanıcı deneyimi ve arayüzün etkililiği gibi konuları pek kıymetli görmeyen haber siteleri, Google algoritmaları vasıtasıyla (özellikle Google News sorgularında daha üst sıralarda listelenmek suretiyle) daha fazla sayıda insanın bilgi alma durağı olurken her türlü toplumsal manipülasyon ve dezenformasyon için de merkez hâline getirildi. 

Neticede vatandaşların alternatif seslere maruz kalmasını ve demokratikleşmesini mümkün kılacak, tabularını yıkacak, başka yaşam tarzlarıyla karşılaşmalarını sağlayacak, doğru eleştirilerin gündeme gelmesine alan yaratacak medya kuruluşları, haber siteleri ve bloglar giderek arama sonuçlarında aşağı itildiler. Aşağılara itilemeyecek durumda olanların bir kısmı da yasaklandı tabii.

Toplumun tutkalı sayılabilecek ılımlı ve açık görüşlü kalabalıkları büyütecek her türlü fikir, kârı önceleyen bir yaklaşımın neticesinde iktidarla iyi geçinme gayretiyle aşağı itildi, onun yerini birim zamanda ve birim alanda daha çok reklam gösterdiği için öne çıkarılan sakıncasız robotlaştırma sayfaları aldı. 

  • Öte yandan okuruna sırtını çevirmeyenler, yeri geldiğinde UX’i (kullanıcı deneyimini) yeri geldiğinde ortalama içerik kalitesini korumak için fedakarlık yapmaktan kaçınmayanlar cezalandırıldılar.

Tüm bu sürecin sonunda, daha önce programatik reklamlara başvurarak kolaya kaçmak yerine tüm medya paydaşlarını kabiliyetleriyle beraber tanıyan, yayıncılarla düzenli anlaşmalar yaparak medyanın sürdürülebilirliğini mümkün kılan, adil bir gelir dağılımıyla medyanın 4. güç olma özelliğini koruyan, etik ve nitelikli reklamcılık peşinde koşan, yaratıcılığı önceleyen, anlık dönüşümler yerine sadık müşteriyi kıymetli gören reklam ajansları ya yok oldu ya da programatik reklamlara teslim oldu. 

Alternatif sesler ve yayıncılar sıralarda aşağı itildi, daha çok reklam gösteren sakıncasız anaakım medya Google tarafından daha üst sıralarda listelenmeye başladı. Toplum artık her bilgiyi tek elden, tek haber ajansından, otomatik olarak yeniden düzenlenmiş cümlelerle, standart SEO metinleri arasında bir cümle okuyabilmek için dakikalarca debelenerek ediniyor. Çoğulcu bir medya ekosistemi ve Google’sız ayakta kalma hayalleri, Google-ajans-haber sitesi üçlüsü tarafından vahşice yok edilmiş oldu.

4. gücün işgali

2023 yılının Ağustos ayında Gülin Çavuş’un araştırmalarıyla Teyit.org tarafından yayımlanan “İfade Özgürlüğü ve Doğru Bilgiye Erişim Bağlamında Google’ın Dezenformasyon ve Medya Politikaları” raporu işler bir demokrasi için en az yasama-yürütme-yargı üçlüsü kadar kıymetli olduğunu bildiğimiz bu 4. güce dair çarpıcı notlar ve istatistikler barındırıyor.

Raporun birçok noktasında yukarıda sözü edilen anti-demokratik, tekelci, çokseslilik karşıtı, birçok coğrafyada iktidar aklayıcı ve şeffaf olmayan Google politikalarının izlerini görmek mümkün fakat bazı kritik bulgular durumun vehametini anlamak için burada altını tekrar çizmeyi hak ediyor. 

  • Arama motorunun kamuya açık olmayan ve denetlemeyen algoritmasının yerleşik kanaatleri güçlendirerek alternatif bakış açılarının alanını kısıtlayabileceği 2019 Hindistan genel seçimlerindeki yanlı içerik silsileleri bu durumun örneklerinden. 
  • Bugün ise ABD’de yaklaşan başkanlık seçimi öncesi Google’ın ve diğer teknoloji devlerinin Demokrat aday Kamala Harris’in tanıtıldığı içerikleri Cumhuriyetçi aday Donald Trump’a kıyasla daha çok listelediği, arama sonuçları arasında daha sık gösterdiği ve politikalarıyla toplumu manipüle ederek bir adayın avantajına çalıştıkları konuşuluyor. 

Aslen kâr odaklı olan, algoritmaları düzenli denetimlere tabi olmayan ancak çatıları altında en büyük kamusal alanları barındıran teknoloji devleri uygun gördükleri politikaları uygulayarak cirolarını artırabilecek bir adayı öne çıkarmakta bir problem görmeyebilirler. Toplumları etkileme kapasiteleri iyi kurgulanmış ve katılımcı bir dijital toplum sözleşmesiyle irdelenip sınırlandırılmadığında 2020’li yıllar büyük teknoloji şirketlerini yöneten bir avuç insanın dünyanın kaderini tayin ettiği bir distopya yaratabilir.

Rapor, 5. bölümünde daha fazla trafiğin daha yüksek gelir anlamına geldiği Google reklam algoritması gereği SEO tuzaklarına ve tık tuzağı haberlere başvuran birçok yayıncı kişi ve grubun dünyanın pek çok yerinde Google tarafından gizli tutulduğunu, teyitleme mekanizmalarının bu yayınlar için işletilmediğini ve nihayetinde büyük infialler yaratacak içeriklerin viral olduğunu vurguluyor. 

Referans verilen ProPublica makalesinde, yalan haberlerle Barack Obama'nın casusluktan tutuklandığını, Papa Francis'in çocuk pornosu bulundurmaktan ve “insan kaçakçılığından” tutuklandığını ve Pfizer CEO'sunun eşinin COVID-19 aşısı olmaya zorlandıktan sonra öldüğünü iddia eden bir websitesinin uzun zaman Google reklamları almayı sürdürdüğü iddia ediliyor. 

  • Ve ne yazık ki kimi ülkelerde doğrudan Google News arama sayfalarında gösterilen teyitli haberler, Türkiye’de uygulamaya konmuyor. Bu pasif tavrın, toplumu düzenli olarak manipüle etmeye dayalı siyasi propaganda metotlarının işlerliğini bozmamak için ortaya konduğunu düşünmek pek de yanlış olmaz sanıyorum.

Raporun belki de en çarpıcı kısımlarından olan 6. bölüm, Google’ın Türkiye’deki haber trafiğini çoğunlukla iktidara yakın gruplara dağıttığını vurguluyor. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün 2020’deki raporuna atıfla verilen ilk istatistiklerde görülüyor ki anaakım iktidar yanlısı medyanın 48 milyon kullanıcısına karşılık alternatif medya organlarına yalnızca 33,5 milyon kullanıcı ulaşabilmiş. Vatandaşların bilgi almaya dair tüm çabası Google-iktidar işbirliğinde daha fazla propaganda materyaline ulaşmalarıyla son bulmuş. 

  • Örneğin, “En Çok Okunan Haberler” kısmındaki haberlerin %90,6’sı yalnızca 3 medya kuruluşundan, 3’ü de iktidara yakınlıklarıyla biliniyor. Gösterilen haber içeriklerinin %73,8’i anaakım medyadan gelirken yalnızca %26,2’si alternatif kaynaklardan geliyor. 

Yani ajanslar, markalar ve belki de bireysel reklam verenlerin kaynağı Google eliyle, bile isteye, kullanıcıların kendi isteklerine ve doğal dağılımlarına aykırı olarak iktidar yanlısı medyaya aktarılıyor. Google, bizim öz kaynağımızla, kendi geleceğimize dair tüm perspektiflere vakıf olarak söz söyleme hakkımızı “algoritma böyle yapıyor” diyerek elimizden alıyor. 

Dolayısıyla: Türkiye’de Google’a güvenerek “Gündemde neler olup bitiyor, şöyle bir bakayım” diyen bir kullanıcının alternatif fikirleri duyması, eleştirileri görebilmesi, farklı çıkar gruplarının varlığından haberdar olması, önemli bir yolsuzluk haberini yakalaması, bir hak hukuk mücadelesine destek olacak kavrayışa gelmesi neredeyse namümkün. 

Bilgi edinme hakkının gaspı

Artık, bunu bir pasif tutumdan ziyade, aktif bir iktidar propagandası olarak düşünmek, Google-iktidar işbirliğinin bilgi edinme hakkının gaspına vardığını anlatmak yanlış olmaz. 

  • Yine ProPublica raporları incelendiğinde 6 Şubat depremleri sırasında Google’ın yalnızca iktidara yakın medyayı öne çıkararak çeşitli kademelerdeki yöneticilerin hata, ihmal ve yolsuzluklarına dair haberleri kendi eleğinden geçirdiğini ve tartışmayı anaakımın odaklandığı temalar dışına çıkarmadığını görebiliyoruz.

Google, yıllar içinde değiştirmemekte ısrar ettiği SEO algoritmasıyla internette “kendi arazisini” kapmış büyük oyuncuların daha yeni, daha güçlü, daha iddialı ve daha iyi muadilleri tarafından yerinden edilmesine de pek müsaade etmiyor. Yukarıda sözünü ettiğim trafiğin dağıtımı, bir kaynak dağıtımı problemine işaret ederken aynı zamanda yeni oyuncuların rekabet alanını da kısıtlayan bir unsura dönüşüyor. 

Bir yandan yerini garantiye almış oyuncular olası her bir birim trafiği sitelerine çekmek için gelecekteki herhangi bir tarihte yaşanması muhtemel herhangi bir gelişmeye dair URL’leri (örneğin: “1 Eylül İstanbul elektrik kesintileri” başlığını aradığınızda çoktan bir site tarafından bu alanın tutulduğunu görebilirsiniz) bugünden oluşturuyor, içini robotlarla oluşturulmuş şablon haberlerle dolduruyor, etrafını hiçbir anlam ifade etmeyen ve tek bir bilgi zerresi içermeyen kelime kalabalıklarıyla çevreliyor. 

Türkçe internetteki içeriklerin ciddi bir kısmının yalnızca SEO tuzaklarından oluştuğunun, bunun kullanıcı için zaman ve sabır maliyetinin ayyuka çıktığının altını çizmek gerek. Bunun yalnızca bir elektrik kesintisi, Covid-19 hasta tablosu, yemek tarifleri ya da spor haberleri için yapıldığını düşünmek de saflık olur. Bir sonraki seçimde en çok tartışacağımız konular dahi bugünden internetteki yerini almış olabilir.

Bu iş nasıl çözülür?

Dezenformasyonun, yanlış bilginin ve sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde iktidar yanlısı haberciliğin finansman bulmasında ciddi bir payı olan Google’ın bir günde düzelmesi mümkün değil. Ama birtakım adımlar atabilirler. Acil olduğu görülen ve Türkiye’nin demokrasi yolculuğu için hayati önem taşıyan birkaç öneri şunlar olabilir:

  • Teyitçilik organizasyonlarıyla işbirliği: Google, dezenformasyona karşı dünyanın başka yerlerinde de kurduğu işbirliklerini Türkiye’de teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfuruş gibi organizasyonlarla, hatta eşzamanlı olarak tümüyle başlatmalı. Belirli bir trafiğin, sirkülasyon hızının, sosyal medya kaynaklı trafiğin, paylaşım frekansının yakalandığı birçok içerik bu organizasyonların süzgecinden geçmeli; dezenformatif içerikler ve websiteleri bu esasla etiketlenmeli, okurun dikkatine sunulmalı.
  • Reklam modeli değişikliği: Google, web sayfalarının güvenilirliğini, doğruluk/dezenformasyon skorunu, iktidar-partiler ya da ilgili gruplarla yakınlığını, her haber ve içerik için okurun harcayacağı ortalama süreyi, okur davranışlarını analiz ederek daha adil bir reklam dağılımı sağlamalı. Kimi zaman kimi organizasyonlar dezenformatif içerikleri yayından kaldırana kadar reklam ağının dışına çıkarılmalı, medyanın topluma karşı sorumlulukları reklam moderasyonunun kritik bir unsuru olmalı.
  • SEO algoritması tümden değişmeli: Robotlarla oluşturulmuş şablon içerik barındıran URL’lere, artık standart hâle gelmiş anahtar kelime hilelerine, tık tuzağı başlıklara mahal vermeyecek şekilde SEO standartları değiştirilmeli.

Velhasıl: Bunlar son 20 yılda tüm dünyada benzersiz bir tekele dönüşerek üzerinde yükseldiği değerleri hızla terk eden, birçok coğrafyada iktidarlar için kullanışlı bir aparat hâline gelmiş, kârlılık dışında elle tutulur metrikleri olmayan, sunduğu hizmetler itibarıyla demokratik bir alan yaratması gerekirken dijital kamusal alanları dezenformasyonla kirleten, şeffaf olmayan ve kirli bir reklamcılığı öne çıkaran Google’ın yarı-otoriter sistemimizi kalıcılaştırmaması için yapması gerekenler. 

Dünyanın birçok yerinde bunların farkına varan toplumların ve yasa yapıcıların etkileriyle atılan bu adımlar, internetin bir distopyaya dönüşmesinin önüne geçti. Türk interneti de bu çoraklaştırma, sündürme, yok etme politikasına karşı koymak zorunda.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Umutcan Savcı

Co-Founder at Aposto

Quando İçgörü

Teknoloji ve bilim dünyasını şekillendiren trendlere yönelik analizler, sektörlerden içgörüler, güncel veriler ve etki yaratan raporlar.

İLGİLİ OKUMALAR