Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Yazı: Rauf Kösemen

Butlan sürecinin yalnızca CHP içi bir mesele olmadığında tüm demokratik aktörler hemfikir. Mutlak butlan kararı, aynı zamanda toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. Bu nedenle, yalnızca CHP ve iç dengeleri açısından değil, bütün demokratik muhalefeti kapsayan siyasal ve toplumsal stratejik perspektiften bakmak gerekiyor.

Bu yazı, Türkiye’de muhalefetin içine sürüklendiği siyasi sıkışmayı, özellikle CHP üzerinden yürütülen müdahalelerin yarattığı tahribatı ve bu tahribatın nasıl aşılabileceğine dair yolları tartışmak için yazıldı. Sadece durum analizleri değil, muhalefetin yeniden güç kazanabilmesi için hangi stratejik yönelimlere ihtiyaç olduğuna dair akıl yürütmeler de içeriyor.

Bu nedenle, dikkatleri parti içi tartışmalardan, daha geniş bir özgürlük cephesi inşasına çekecek, yönü saptırılmaya çalışılan dağınık muhalif enerjiyi yeniden ortak bir hatta buluşturmaya yönelecek bir siyasal çerçeve oluşturmaya çalışacağım.

CHP’nin felç edilen kurumsal siyaseti

İmamoğlu’nun siyasetten tasfiyesi için başlatılan sürecin geldiği noktada, 3’ü büyükşehir, 2’si il olmak üzere 27 CHP’li belediye başkanının da aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin tutukluluğu devam ediyor. Temmuz ayına Kılıçdaroğlu'nun İmamoğlu-Özel çizgisinin partinin kurumsal olanaklarından tümüyle dışlanmasına yönelik operasyonları ile girdik. Halihazırda CHP’nin kurumsal siyasi faaliyeti tümüyle felç edilmiş durumda.

Bu öyle bir felç ki CHP’yi bir yandan memleket gündeminin ana konusu hâline getirirken, diğer yandan hem politik hem de pratik olarak kendi içine döndürdü. Bu içe dönüş, muhalif kitlelerin gündemini de CHP gündemine kaydırdı. Özel'in liderlik performansıyla Erdoğan’ı ve diğer iktidar aktörlerini hedefler hale gelen kitlesel eleştiri ve öfke, şimdilerde Kılıçdaroğlu’na ve ekibine yöneldi.

Öfkenin yönünü değiştirme hamlesi

Toplumsal öfkenin ana hedefi olan bir siyasal aktöre yönelen tepkiler, bir başka “nefret öznesi” yaratılarak ona aktarılıyor. Kitle iletişiminde “narrative shifting / anlatı değişimi” diye adlandırdığımız bu taktik, iktidarın ustalıkla kullandığı “perception shaping / algıyı biçimlendirme” hamlelerinden biri. Belki de bugüne kadarki tüm hamlelerin en etkilisi.

Bunun bir tuzak olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun bir öfke paratoneri olarak işe koşulduğunu görmek zor değil. Zor olan, bu hamlenin boşa çıkarılması için hangi adımları atmak gerektiğine karar vermek. Bugüne dek gördüğümüz tablo, İmamoğlu-Özel ekibinin bu meseleyi aşmak için gerekli stratejik kararları üretmekte zorlandığını düşündürüyor.

Bir söylem analizi

21 Mayıs’tan Haziran sonuna kadar seçilmiş başkan Özel ve ekibinin konuşma ve açıklamalarında en yoğun işlenen konu Kılıçdaroğlu ve mutlak butlan oldu. "Genel merkeze kayyum", "mutlak butlan", "kurultay", "grup başkanlığı ile grup toplantısı" tartışmaları ve “parti iradesine el koyma” temaları, tüm konuşma içeriklerinin yarısını oluşturdu.

  • Diğer yarıyı “yargı darbesi” ile “AKP, Erdoğan ve saray rejimi” temaları oluştursa da çoğu metinde ana fail ya da siyasi arka plan olarak altı çizilen Erdoğan, “butlan” ve “yargı” başlıkları kadar merkezî bir biçimde yer al(a)madı.

“AKP’nin yargı kolları”, “hukuksuz karar”, “yargının siyasallaşmasının somut figürü olarak Gürlek”, “seçimle yenemediği muhalefeti yargı, operasyon ve baskı yoluyla kontrol etmeye çalışan Erdoğan rejimi” gibi temalar her konuşmada yer alsa da sokağın sesine kulak verince, takipçi kitlelerin zihninde ve öfkesinde Kılıçdaroğlu kadar yer işgal edemediği açıkça görülüyor.

Yukarıdaki söylem analizi gösteriyor ki CHP'nin seçilmiş genel başkanının gündemiminin ana gövdesi, tam da atanmış olanın istediği ve yönlendirdiği gibi butlan, kongre ve CHP örgütlerinin görevden alınması gibi “parti içi meseleler” tarafından işgal ediliyor.

Siyasi sıkışma nasıl aşılabilir?

Böyle gider, paratoner işini yapmaya devam eder ve muhalefet kitlesi dikkatini butlancı ekip ve onların uzantıları ile mücadeleye yönlendirmeyi sürdürürse rejime karşı kullanabileceği gücünün önemli bir kısmını heba edecek. Bu duruma son vermek için Kılıçdaroğlu’nu “yok hükmünde” ilan edip muhatap almamak bir yol olabilir. Böylece ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlara derinlemesine odaklanabilmek ve toplumsal muhalefetin gündemini bu hakiki sorunlar üzerinden yeniden yapılandırabilmek mümkün hâle gelir.

CHP'nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltması ve odağını muhalefeti örgütlemeye yöneltmesi kritik önem taşıyor. Butlancılara yönelik siyasi, hukuki ve ahlaki teşhir mesaisinin parti içinden daha alt düzeydeki aktörlere, mesela belagati kuvvetli bir ilçe başkanına bırakılması da bir yol olabilir. 

Bu tutum, Özel ve kurmaylarının muhalefeti birleştirmeye odaklamalarını ve önceliklerini yeniden istiflemelerini kolaylaştırır. Butlancı ekibin politik ağırlığını hak ettiği seviyede değerlendirmek, Özel ve arkadaşlarına diğer muhalif kesimlerle kurulması gereken geniş mutabakat zemini için de daha fazla hareket alanı yaratacaktır.

CHP’yi aşan bir özgürlük cephesi nasıl kurulabilir?

İronik bir biçimde, CHP iktidarı için mevcut araçlar ve geleneksel yollarla siyaset yapmak CHP'yi iktidara götürmeye yetmiyor. Demirtaş'ın tutuklanmasından mühürsüz oyların geçerli sayılmasına, Haziran 2015 genel seçiminin ve hatta 31 Mart 2019 İstanbul yerel seçiminin yenilenmesinden kayyum atamalarına, belediye başkanlarının tutuklanmasından milletvekili transferlerine, yolsuzluk soruşturmalarından casusluk davalarına kadar sayısız irili ufaklı operasyon bunu göstermiş olmalı. 

Mesele, seçim kazanmaya odaklı siyasetin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Bu sınır aşımının yarattığı dağınık siyaset zemininin ihtiyaçlarını bir ya da birkaç partinin bağımsız hareketlenmesiyle ile karşılamak mümkün görünmüyor. Ancak farklı toplumsal kesimleri biraraya getirebilecek geniş bir siyasal cephe bu ihtiyaca cevap verebilir. Bu cephe, ülkenin içine sürüklendiği politik, ekonomik ve hukuki karanlığa karşı yeni bir toplumsal güç odağı oluşturmak için olduğu gibi, güçlü bir yeni parti yaratmak için de gerekli. 

  • Sandık siyaseti, sokakta, işyerlerinde, üniversitelerde, mahallelerde ve elbette meydanlarda biriken itirazlarla buluşmadıkça, hakiki ve kalıcı bir dönüşüm imkanı doğmayacağı gibi, CHP’nin iktidara gelmesi de mümkün olmayacak.  

CHP’nin bugün Özel'in liderlik ettiği mücadeleci kanadı, bu cephenin öncülüğünü yapabilecek kapasitede görünüyor. Ancak bu öncülük, partinin sınırlarını aşarak demokrasinin yeniden inşaası sürecine liderlik edebilirse anlam kazanır. Özel ve İmamoğlu için CHP’yi kontrol altında tutmaktan daha önemlisi, partinin örgüt tabanını ve toplumsal desteğini daha geniş bir cephenin kurulması için harekete geçirmek ve motive etmek olmalı.

İmamoğlu adaylık yoklamasının gösterdiği imkanlar

Memleket tarihinde eşi görülmemiş bir sivil itaatsizlik ve kitle seferberliği örneği olan İmamoğlu adaylık yoklamasında, 1 milyon 650 bin civarındaki CHP üyesine ek olarak 14 milyona yakın seçmenin, yani 15,5 milyon insanın mobilize olduğunu unutmayalım.

Dayanışma Sandıkları, belki de Türkiye’nin gördüğü en büyük sivil direniş eylemiydi. 18 yaşın üzerindeki milyonlarca insan evlerinden çıkıp gittikleri yerlerde sıra bekledi ve oy kullandı. Orada bulunan diğer yurttaşlarla umudunu, öfkesini ve kaygılarını paylaştı. Bu sosyal hareketliliğin CHP dahil tüm partileri aşan bir şey olduğu ortada. İmamoğlu isminin etrafında mobilize olan kitlelerin ortaya koyduğu bu performans, iktidar karşıtı cephe oluşturma siyasetinin başarılı bir deneysel uygulaması olarak görülebilir.

Türkiye’de artık mesele yalnızca bir yönetim değişikliği meselesi değil. Özgürlüklerin baskılandığı, yoksulluğun derinleştiği, hukukun siyasal bir silaha dönüştürüldüğü ve toplumun geniş kesimlerinin geleceksizliğe mahkûm edildiği ve içinden geçtiğimiz rejim değişikliği sürecinin de tetiklemesiyle gittikçe derinleşen bir krizle karşı karşıyayız. Tarihte böyle krizlerin alışılagelmiş parti siyasetiyle aşıldığı bir örnek yoktur.

Özel ve İmamoğlu ekibi, yükselen toplumsal muhalefetin desteğini almakla sınırlı kalacak türden bir eylem hattını aşamazsa kendilerine yönelen saldırıyı da püskürtemez. Toplumsal muhalefeti yalnızca CHP’nin arkasında hizalanacak bir destek gücü olarak görmek, hem bu potansiyeli küçümsemek hem de onu zayıflatmak anlamına gelir.

CHP'yi aşan yeni bir hareket

Toplumsal birikimi kurucu / onarıcı bir cephe için harekete geçirmek; emekçilerin geçim mücadelesini, gençlerin özgürlük taleplerini, kadınların eşitlik arayışını, emeklilerin hayatta kalma çabasını, öğrencilerin gelecek kaygısını, çevre direnişlerini, kentsel hak mücadelelerini ve adalet arayışlarını aynı siyasal hatta buluşturmaktan daha işlevsel bir mücadele olamaz.

İktidarın istemediği şey de budur. Tek başına bir parti baskılanabilir, kuşatılabilir, yargı operasyonlarıyla sınırlandırılabilir. Fakat CHP’nin mücadeleci kanadının alttan alta mayalanan dalgayla birleşmesi ve bu birleşmeden CHP’yi de aşan yeni bir hareket doğması, iktidar açısından büyük bir tehdit olur.

  • Özel-İmamoğlu hareketi bu ihtimali taşıdığı için durdurulmak isteniyor. Çünkü mesele yalnızca CHP içinde güçlenmeleri değil, Özel’in şahsında belirginleşen mücadeleci damarın toplumun farklı alanlarında biriken dirençle birleşerek yeni ve daha büyük bir mücadeleci güce dönüşme ihtimali.

Özel-İmamoğlu ekibi, CHP içindeki dar alana sıkışmayı reddeden bir stratejik hamle yapmalı ve CHP’nin mücadeleci damarını da içine alan, fakat onu aşan kurucu bir toplumsal cepheyi inşa etmeyi hedeflemeli. Özgürlükleri savunacak, ekonomik cendereyi gevşetecek, hukuksuzluk karşısında toplumu koruyacak ve iktidarın baskı düzenini geriletecek gerçek güç, ancak böyle bir ortak cepheden doğabilir.

Siyasi cephe ve yeni partiyi birlikte inşa etmek

Kurucu bir özgürlük cephesi yönelimi, aynı anda farklı örgütsel ve siyasal biçimlerin gelişmesine alan açacaktır. CHP içinde mücadele etmek ile CHP’den ayrılarak yeni bir siyasal yapı kurmanın birbirini dışlayan seçenekler değil. Aksine doğru kurgulandığında bu iki tercih birbirini besleyen ve güçlendiren paralel hatlar olarak ilerleyebilir.

Cephe, mevcut kurumsal sınırların ötesine geçmek isteyen toplumsal enerjiyi, daha esnek ve kapsayıcı bir zeminde örgütleyebilir. Hatta yeni partinin başlangıçta keskinleşmemiş siyasal sınırlara sahip olması bu enerjiyi daha isabetli hedeflere yöneltecek bir önderlik üretmesini sağlayabilir. CHP içindeki mücadele de geniş kitlelere erişim, kurumsal deneyim ve siyasal görünürlük açısından önemli bir dayanak sunmaya devam edebilir. Bu iki hattın, cephe yönelimiyle birlikte yürütülmesi, hem mevcut gücün korunmasını hem de yeni bir siyasal alanın açılmasını mümkün kılar.

Böylece bir kısım CHP’linin aklını meşgul eden “kalmak mı gitmek mi” ikileminin yerini farklı mücadele biçimlerini aynı stratejik hedef doğrultusunda eşzamanlı olarak örgütleme iradesi alabilir. Kurucu siyasi cephe perspektifi, tam da bu esnekliği ve çoğulluğu mümkün kılan bir çerçeve sunar.

Muhalefeti aynı cephede toplamak

Bu cephe yalnızca CHP’nin etrafında şekillenen bir yapı olarak kalamaz. Diğer muhalefet partilerini de çekebilmesi için katılıma açık, kapsayıcı ve çoğulcu bir zeminde inşa edilmesi gerekir. Farklı ideolojik konumlara sahip partilerin ortak asgari demokratik ilkeler etrafında buluşabilmesi, hem toplumsal meşruiyeti genişletir hem de iktidarın muhalefeti parçalama stratejilerini boşa çıkarır.

Bu tür bir genişleme, yalnızca sayısal bir büyüme değil, aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerle daha derin bağlar kurabilen, daha dirençli ve sürdürülebilir bir siyasal güç yaratılması anlamına gelir. Stratejik olarak bakıldığında, muhalefetin ortak bir özgürlük hattında birleşmesi, seçim süreçlerinden sokak mobilizasyonuna kadar her alanda etkisini artıracak ve rejimin baskı araçlarına karşı güçlü bir denge unsuru oluşturacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak