Gözleri Tamamen Kapalı

Gözleri Tamamen Kapalı
Gözleri Tamamen Kapalı

Stanley Kubrick’in bu efsane filmini bir çoğunuz hemen hatırlamıştır sanırım (Hoş, filmin orijinal ismi olan “Eyes Wide Shut” tam olarak bu anlama gelmese de, Türkçe olarak aklımıza kazınan hali bu.). Filmde, ilişkilerinde her şey yolunda gözüken bir çift, katıldıkları bir davetten sonra hayata başka gözlerle bakmaya başlıyordu. Her neyse bu yazımızda konu film olmayacak fakat, “gözüm kapalı kendimi teslim ederim” ya da “bu işi gözüm kapalı yaparım” dediğimiz şeylere değineceğiz. 

Katıldığım yoga kampında, bir grup insanla bir oyun oynadık. Oyunun başında, bulunduğumuz alanın içinde serbestçe yürümeye başlıyoruz. Bu sırada müzik çalıyor tatlı tatlı. Sonra bir anda uyarı geliyor ve hoop o sırada en yakınımızda kim varsa onunla eşleşiyoruz. 

Sonra işler yavaş yavaş eğlenceli hale gelmeye başlıyor. Elimizde birer kumaş parçası var. Belli ki bir yere bağlanacak. Beklenen yönlendirme geliyor; partnerinizin gözlerini bağlayın! Hadi buyur buradan yak. Yoga kampına geliyorsun, sabah akşam yatıp kalkıp yoga yapıp, konfor alanından çıkacak kadar çok yeni insanla tanışıyorsun, bir de yetmiyor geliyor birisi böyle bir ortamda gözlerini bağlıyor! O sırada inanılmaz tuvaletim geldi diye ortamdan kaçılabilir; aa yok bende karanlık fobisi var denebilir; bant burnumu da kapatır, nefes alamam gibi bahaneler pek tabii üretilebilir, fakat bir yoga kampına gelen yogi bilir ki, orası er meydanıdır, kendi gerçekliğin her neyse, ağırlığınca ortaya konulur.

Şaka bir yana, bu yönlendirmeyi alan çiftler olarak, hepimiz bir süre melun melun bakıştıktan sonra peki madem şeklinde, aramızda anlaşarak ilk kurbanı belirliyoruz ve gözler bağlanıyor. Benim durumumda kurban ben oldum ve ilk olarak partnerime “sen hiç zahmet etme” şeklinde bir hareket yaparak gözlerimi bağlayıverdim. Sanırsın ki savasanada gözüme göz yastığı koyuyorlar, öyle bir rahatlama hali bendeki. (Bilmeyenler için savasana, ceset pozu da denilen, yoga pratiğinin en sonunda uygulanan yerde sere serpe yatılan poz ve bu haldeyken gözüne lavantalı bir göz yastığı bırakılması müthiş bir duygu). Neyse gözler bağlandı ve sonraki yönlendirme geldi. “Şimdi gözü açık olan kişi, partnerinin omuzlarından tutsun ve yavaş yavaş odanın içinde yürütmeye başlasın.”

Baktım tatlı tatlı ilerliyoruz, hatta bu ayaktaki hareket dinamiği biraz tangoyu anımsattı, iyice mutlu oldum. Müzik güzel, hafif bir esinti geliyor. Ayak tabanlarımı hissediyorum. Partnerim de dikkatli gibi. Kendimi kasmıyorum, iyiyim gayet. Sonra bir ses, “Vitesi ikiye alın”. Ne oluyor ya diyorum, bilinçli farkındalık yürüyüşü yapmıyor muyduk? E araba olduk biz? Derken hızlanmaya başlıyoruz. Sonra vites üçe geçiyor, sonra dörde ve en son beşe. Olay lunapark trenine bağladı, ama eğlencesi de arttı. Sağdan soldan geçenler, sert dönüşler, başkalarına çarpmamak için yapılan manevralar, artan rüzgar, sorumsuzluğun getirdiği özgürlük, güvenmenin verdiği rahatlık, görmemenin getirdiği duyumsal haz, hepsi birbirine karışıyor kısa bir süre için. Koşmuyorum ama yürümüyorum da. Deneyimin rengi değişiyor, ortam bambaşka bir hal alıyor. Arada dikiz aynasını sürttük sanki hafif, ama hala yerinde duruyor. Derken bitiş düdüğü duyuluyor ve araba olarak park ediliyorum, gözler açılıyor. Hoş geldin gerçek dünya!

Rolleri değişme zamanı. Sürücü koltuğuna geçiyorum (malum, vites değiştirmeden sonra araç-sürücü ilişkisine ikna olduk). Partnerimin gözleri kapanıyor, ellerimi omuzlara yerleştiriyorum. Hafifçe aynaları kontrol, koltuk ayarlama…Hadi bakalım başlıyoruz.

Yavaş yavaş, minik adımlarla ilerliyoruz. Anın tadını çıkarmak gitti bende, sürekli sağa sola bakmaya başlıyorum. Bu kadar insan var mıydı yahu bu ortamda? O alan o kadar kalabalık geliyor ki bir an için, az önce bu kadar kişinin arasından nasıl o kadar rahatça hareket ederek geçtiğimizi anlayamıyorum. Ne kadar iyi sürmüş meğersem beni diyorum. O sırada duygular, düşünceler akına başlıyor. Ben kontrolümde olan, sorumluğunu aldığım bu aracı hakkıyla sürebilecek miyim? Bu yolculuk hoşuna gidecek mi? Çok mu hızlı döndük? Karşıdan gelen de biraz dikkatli olsa ya! Sonra vitesler artmaya başlıyor, hareket arttıkça içimdeki “yeterince iyi miyim”, "yeterli miyim" soruları ağırlığını arttırırken bir yandan bırakabilme hissi de yükselmeye başlıyor. Ne olursa olsun keyfini çıkar, kontrol sende diye en iyi şekilde kontrol etmek zorunda değilsin! En son viteste artık koşuyoruz biraz. Arabamız rüzgarı arkasına almış gidiyor. Oh be diyorum, güvenerek bırakmak güzel, güvenilmesine izin vermek daha da güzel.

Herkes park haline geçtikten sonra bir çember kuruluyor ve yavaş yavaş deneyimlerimizi paylaşmaya başlıyoruz. Her birimizin biricikliğini ve aynı zamanda da ortak hallerimizi fark ettiğimiz, şefkatli bir alan açtığımız yer burası. Her birimizi dinledikçe içimde yeni yapraklar yeşeriyor. Kiminin kontrol edilmekten ortaya çıkan endişeleri, kiminin bırakmaya duyduğu özlem ve haz, ötekinin sorumluluktan kaçması, berikinin diğerlerinin kaosundan zorlanması, kiminin de sessiz anlardan rahatsızlığı. Bin türlü halimizle döküldük orta yerine çemberin. Hayretle ve merakla tüm yeni duygularımıza.  

Şimdi sen bu oyuna gözlerini kapatıp dahil etsen kendini, neler çıkardı içinden, hayal edebilir misin?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

HAZİRAN ' 1

Gündemden uzaklaşmak için bahanen!

02 Haz 2021

HAZİRAN ' 1

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR