Günlerin bugün getirdiği: 1 Mayıs'tan notlar

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Sarper Özsan, “Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır” sözlerini yazarken, bu sözlerin 1 Mayıs’ın Türkiye’deki tarihini özetleyeceğini tahmin etmiş midir bilmiyoruz ama 1 Mayıs’ın bizim için genellikle ızdırap dolu olduğuna şüphe yok. 2024’ün 1 Mayıs’ı da öncekilerden ayrılmadı ve 43 bin polisin eşlik ettiği güvenlik önemleriyle “Polis Taksim’e hücum etti, vatandaş şehre giremedi” dedirten manzaralar yaşandı.
DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 2024 yılının emekçiler için ağır bir tabloyla başladığını söylüyor.
Nedir bu ağır tablo? DİSK-AR tarafından yayımlanan rapora göre, geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 811 bin kişi arttı. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi tedbirleri kapsamında uygulayacağı politikalar, çalışan kesimlerin üzerinde yeni bir krizin habercisi gibi duruyor. Üstelik bu yıl Temmuz ayında asgari ücret zammı olmayacağı da biliniyor. Nisan ayı yoksulluk sınırının 57.736 TL olduğu da hesaba katılırsa, yoksulluk sınırının da bir zenginlik sayıldığı günlerden geçiyoruz.
1 Mayıs İşçi Bayramı’nda, emek-sermaye çelişkisini toplumun farklı kesimleri benzer şiddette yaşıyor desek, yanılmış olmayız.
Peki bugünü nasıl geçiriyoruz?
“...İşçi ve sendika kültürünün yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı yalnızca 1 Mayıs günü orada olanların dayanışmasının değil, aynı zamanda emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı'nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için burada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle anılan mekânın sınırlanması aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olmaktadır.”
Bu sözler kişisel bir görüşü ifade etmiyor, doğrudan Anayasa Mahkemesi tarafından alınan ve 15 Aralık 2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Mayıs kararının ta kendisi. Buna karşın, bugün yine Taksim’e uçan kuşlara bile güzergah soruldu.
Ancak bu böyle gitmez...
2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim’de düzenlenen ve olaysız, gerilimsiz tamamlanan 1 Mayıslardan sonra Taksim krizinin bittiğine ve bundan sonraki 1 Mayıslarda sorun yaşanmayacağına ilişkin inanç sağlamdı.
Ondan önceki yıllarda, Taksim’e çıkmak demek deveye hendek atlatmak demekti. Gazeteciler için yılın en istenmeyen günleri bunlardı. Bazen 10 kiloyu bulan ekipmanlarla oradan oraya koşturmaktan 2-3 Mayıs’ta çok insan perte çıkardı.
2013 1 Mayıs'ı ve bugün
Ancak, eskilerin “öküzün büyüğü ahırda” demekle ne kast ettiklerini 2013’ün 1 Mayıs’ında anladık. Akıl dışı bir kapanma süreci yaşanıyordu. Taksim demir parmaklıklarla ta Unkapanı’na kadar “gözaltına” alınmıştı.
2012’de ne yaşandı da 2013’te Taksim yine “yasak kardeşim” statüsüne kavuştu, bunu şimdilik bilemiyoruz. Ancak 2013 yılı hayatımıza gaz maskesini kalıcı olarak soktu ve bir daha da ayrılamadık ondan. Bu yılın önlemleri de bana 2013’ü düşündürttü.

Beyazıt'ta köpekler ve sessizlik.
Gümüşsuyu’na parmaklıklar Pazartesi inmeye başladı, Taksim Meydanı yine işçi ve emekçilerin taşıdığı bu bariyerlerle tuğlayla örülür gibi örüldü. Salı gününe gelindiğinde, güvenlik önlemleri Eminönü ve Aksaray’a kadar uzanmış, büyük bir teyakkuz hâli için bütün tuşlara aynı anda basılmıştı. Benim “Yarın Taksim’e gideyim” perilerim de tam o anda geldi. Prensip olarak, bu kadar zora koşulan bir bayramı kutlamaya çalışmaktan sıkıldım ama hem işçiyim hem emekçi hem de inatçı, o halde şarkının “Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez”kısmına geçebiliriz.

Taksim’e, Saraçhane’ye gitme ihtimali olan bütün yollar saat 8.00 itibarıyla kapanmıştı. Hasbelkader bulduğum otobüs, Edirnekapı’ya gelince kontak kapadı. İki çocuk yanaştı yanına, “Abi, Vezneciler’e gitmez mi?” diye sordu. Yok yanıtını alınca canı sıkıldı çocukların, otobüs bedava olunca Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversitesi’ni görmek istemişler. Herkes mecbur indirdikten sonra uzun yürüyüş başladı.
Bugün aksi gibi bir de Çarşamba Pazarı vardı Fatih’te ve bu pazara Türkiye’de 1 Mayıs’ın ne anlama geldiğini bilmeyen turistler de geliyor. Dolayısıyla Edirnekapı-Fatih yönünde turistler, resmî tatilde işe çağrılan emekçiler ve eylemciler yürüyüşe geçti.

Fevzipaşa Caddesi
Normalde yoğun trafiğiyle tanınan Fevzipaşa Caddesi bomboştu. İnsanlar giderek seyreldi ve en nihayet polis barikatlarına doğru “bir eylem alanı olarak Fatih”e pek aşina olmayanlar ile basın mensuplarının oluşturduğu kalabalık kaldı geriye. Sabahın ilk saatlerinde Saraçhane de sakindi. “İyi bari, çok bir sıkıntı olmayacak herhalde” diye aklımdan geçirdiğim anda Bozdoğan Kemeri’ni gördüm.
19 Aralık Hayata Dönüş Operasyonu’na giden günlerde yapılan bir eylem sırasında, gözüm Sıhhiye Adliyesi’nin önündeki beyaz yığınlara ilişmişti ve şöyle düşünmüştüm: “Kar da yağmadı dün, bu kadar kar yığını nereden çıktı?” Kar yığını sandığım şey, beyaz polis kasklarıydı ve o kadar çoklardı ki üniformalar görünmüyordu. Bugün de şöyle düşündüm: “Bu demir parmaklıklar bu kadar sıkı mıydı, niye arkası görünmüyor?” Benim demir parmaklık sandığım, etten bir duvarmış meğer.
Bu ilk şoku atlattıktan sonra, alandan çıkıp Beyazıt’a yöneldim.
Ellerinde valizler, yürüyor bu turistler...
12 Eylül 1980’de bayram statüsünden çıkarılışından 29 yıl sonra 1 Mayıs yeniden bayram ilan edildiğinde, üzerindeki bu tabu da kalkar zannedilmişti. AB standartları falan konuşuluyordu, belki onun getirdiği iyimserlikten.

Eminönü
Bunun asla bu kadar basit olamayacağını yıllar içinde tekrar tekrar öğrendik. Beyazıt’a doğru, Vefa Lisesi’nden Süleymaniye’ye kadar her yerin kapatıldığını görerek yürüdüm. Beyazıt Meydanı’na gelirken, bir grup şaşkın turistle karşılaştım. “Nereden gidebiliriz, tramvay bulabilir miyiz, metro niye çalışmıyor” sorularını tebessümle göğsümde yumuşattıktan sonra Beyazıt civarında vakit geçirmelerini, akşamüstünden önce hareket etmelerinin zor olduğunu söyledim.
Biri büyük bir şaşkınlıkla şöyle sordu, “Neden?”
“Evren bir toz bulutuydu ve 1 Mayıs Türkiye’de bir tabuydu” diye başlayan dev bir açıklama gözümün önünden geçti ve şöyle dedim: “Valilik kararı.”

Eminönü
Eminönü’ne indikçe her şey daha da enteresanlaştı. Bir kere iğne atsan yere düşmez sokaklar bomboştu, dükkanına ulaşabilen esnaf burnundan soluyordu. Çoğu kapalıydı. Hâl böyle olunca Eminönü’nün bomboş sokaklarında bir ben, bir şaşkın turistler vardı. Çiçek yazısında bahsi geçen Nizam Bey’e uğradım. Çiçekçilerin de hatırı sayılır kısmı kapalıydı, Nizam Bey de işe gelene kadar yürümek zorunda kalmıştı. “Ya artık bu kadarı da nedir” falan deyip, hızla begonvillere atladık. Siyasi inatlara akıl yormaktan çok daha anlamlı.

Galata Köprüsü
Unkapanı, Haliç Köprüsü kapalıydı. İşe gitmesi gerekenler Sosyal Güvenlik Kurumu sayfasını açıp sigortalı oldukları işyerinin kaydını gösteriyor, hastaneye gideceklerini söyleyenler “Bugün randevu alamazsınız” diye yüz geri döndürülüyordu. Turistler pasaportlarını hazırlamış, sıradaydılar. Ben keyfime gezdiğim için üç kere denedim şansımı, baktım olmuyor, oturdum kahvemi içtim. Nihayetinde bayram bir yerde.
Saat 12’ye gelirken, Unkapanı köprüsünün önünde turistler sıra olmuştu. Küçük sinir krizleri yaşayanlar, kendini anlatmaya çalışanlar, “Böyle olur mu ya” diye isyan edenler karşısında taviz verilmedi, Karaköy Eminönü’nden korundu. Turistler için de ellerinde valizlerle kilometrelerce yürüdükleri, unutulmaz bir gün oldu. Türkiye Mayıs ‘dump’ına eklerler.
Ulusların gürleyen sesi...
O sıralarda Saraçhane’de CHP Genel Başkanı Özgür Özel açıklama yapmaya başlamıştı. Alınan önlemler arasında sinyal bozucularla interneti bozmak da olduğu için, açıklamayı tam dinleyemedim. Tekrar Saraçhane’ye döndüm. Döndüğümde DİSK Taksim’e yürümeyeceklerini açıklıyor, alandan protesto sesleri yükseliyordu.
Polisin “Dağılın” uyarısı da tam bu esnada başladı. Uzun bir zamandır, eylemlere müdahale edilmesi pek çok insan için gerginlik sebebi. Müdahale sırasında kullanılan plastik mermiler, göz yaşartıcı bombalar ve orantısız şiddet yinelenen bir tehdide dönüşmüş durumda. İnsanların buna maruz kalmak istememesi de anlaşılır.
Yine DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’na kulak verelim. KRT’de katıldığı programda şöyle demişti:
“Taksim talebimizi bir inat ya da bir gerilim meselesi hâline getirmeyi asla istemiyoruz ama ortada çok açık, çok hukuksuz, çok akıl dışı bir durum var. Bunu da bir ortadan kaldırmak lazım. Türkiye’nin bu yasaktan kurtulması lazım. 23 Nisan günü İstanbul valisinin koltuğuna oturan kız çocuğu ‘Tabii ki izin vereceğim’ demişti. Bir çocuk doğallığında baktığınızda ortada akıl dışı bir uygulama var.
1 Mayıs emektir, 1 Mayıs özgürlüktür. 1 Mayıs adalettir, demokrasidir, taleplerimiz son derece açık ve net. 2024 1 Mayıs’ını öyle ağır bir tabloyla karşılıyoruz ki bizim açımızdan 1 Mayıs yeni bir mücadele döneminin de başlangıcı olacak.”
Çarşamba Pazarı'ndan
Polis insanları kendi tabiriyle “süpürürken” ben bariyerin tekrar Fatih tarafına düştüm. Madem buraya kadar geldim, Çarşamba Pazarı'na da uğrayayım deyip kırdım yönümü Malta Çarşısı’na.

Çarşamba Pazarı
Pazar müdavimlerinin kar, boran, fırtına, toplumsal olay, olağanüstü hâl ve afet dinlemeyen bir kararlılığı var. Dolayısıyla Çarşamba Pazarı yine kalabalıktı. Her zamanki kadar değil ama yine kalabalık. Pazarın hemen girişinde baba incir satan bir kadına denk geldim. Kilolarca incir toplayıp ayıklamaktan elleri kararmış, incirin sütünden parmakları yanmış. 3 yıldır inciri 40 liraya satıyor. Emek aynı emek, değer aynı değer ama onun dışında ekonomi sırtından hep yoksulları atıyor. “Ver abla” dedim, aldım bu yılın incir istihkakını.

İncirler ve kapanış
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlamasa da incir soyuyor, çimento karıyor, haber kovalıyor, “İstanbul’da nasıl yaşayacağız” diye kafa yoruyor. Bu düzen böyle gitmesin, otobüsler ücretsizken yollar bu kadar kapalı olmasın, iki yer görsün diye hayal kuruyor. Onun yerine, hep kahır hep kahır.
Olsun, yıllar önce yine Cem Karaca söylemişti: “Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini...”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
1 Mayıs'ta 216 gözaltı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel biraraya geldi. Numan Kurtulmuş, yeni anayasa turuna çıktı.
03 May 2024

YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.
23 Tem 2026

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?




