Hatay'da bir senelik yaşam mücadelesi: Depremzedelerin gerçek sesi

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
6 Şubat 2023, saat 04.17. O an, milyonlarca kişinin hayatını değiştirdi. O günden itibaren bazıları için hayat bir daha eskisi gibi olmadı. Depremin üzerinden geçen koskoca 1 yılda onlar, belki de hayatlarının en zor dönemini geçirdiler.
Cihan Cihangir 45 yaşında, eşi ve yaşları 20-28 arasında değişen 3 çocuğuyla birlikte Samandağ’da yaşıyor.
“Bir gece deprem oldu ve aniden bütün hayatımız değişti” sözleriyle anlatıyor, geçen seneyi.
Cihan Hanım, yaşadığı apartmanın 5. katında oturuyordu. Depremde apartmanın iç ve dış cephesinin yıkıldığını, oğlunun omzuna duvar düştüğünü, tavanın çatladığını hatırlıyor. Evlerinin çelik kapısı büküldüğü için açılmamış. 2-3 saat evin içinde mahsur kaldıklarını, satırla kapıyı açıp apartmanın terasına, oradan da diğer binaya geçtiklerini söylüyor. Bu esnada apartmandakilere sesleniyorlar: “Sesimi duyan var mı?” Cihan Hanım ve ailesi apartmandan çıktıktan sonra başlarına geleni “Her zaman geçtiğimiz yollar kapalıydı, gidecek yer yoktu” diye anlatıyor.
Yonca Çiçek, yaşları 6-16 arasında değişen 4 çocuğu ve eşiyle birlikte Samandağ Sutaşı köyünde yaşıyordu; halen de köyünü terk etmemiş. Depremden sonraki süreci şu sözlerle anlatıyor:
“Deprem oldu, yaklaşık 1 hafta yemek bulamadık, en küçük çocuğum ‘Anne ben artık açım' dedi o zaman anladım yemek yemediğimizi.”
Yıldız Çiçek deprem anında ilk aklına gelenin 6 aylık ikiz bebeklerini korumak olduğunu söylüyor. Deprem sırasında Samandağ'daki 3 katlı bir binanın 3. katındalar. Yıldız hanım, tam o anda sobayı yakıp, bebeklerini emziriyor. Binadan sağ çıkmalarını sağlayan da o saatte uyanık olmaları olmuş. Ancak o günden bu yana bir daha evleri olmamış.
Depremden sonra geriye sadece yıkıntılar kaldı. Sadece binalar değil, aileler, hayatlar, hayaller de yıkıldı. Afet sonrasında bölgede kalmak ve hayata tutunmak gerçek bir mücadele demekti. Felaketten bir yıl sonra, yaşamak için gereken yemek, su, barınma gibi en temel ihtiyaçları karşılamak bile afet bölgesinde halen bir sorun.
“Depremden sonra annemin yıkılmayan evine geçtik. Evin yanındaki 8 katlı bina gözümüzün önünde çöktü. Korktuk, gidecek yer aradık, babamın restoranını ev olarak kullandık. 35 kişi plastik sandalyeleri, şezlongları birleştirdik; üzerinde yattık. Diğerleri gitti. Ben, eşim ve çocuklarım hâlâ buradayız. Bireysel konteyner başvurum birkaç ay önce onaylandı. Yavaş yavaş orayı yapıyorum.” — Cihan Cihangir
“İlk 10 gün 22 kişi komşumun minibüsünde kaldık. Sonra elbirliğiyle bir serayı barınma alanına dönüştürdük. Çadır bize 2 ay sonra geldi, başımızı sokacak bir yer oldu diye sevindim.” — Yonca Çiçek
"3 gün arabada kaldık, sonra kendi imkanlarımızla çadır kurduk. Bir çadırın içinde 5 aile kaldık. Çadır kışın su aldı, eşyalar ıslandı hep, güneş çıktığında kurutmaya çalıştık. Çocuklar kalabalıktan ve nemden rahatsız oldu, hastalandılar. Birkaç ay sonra kendime ayrı bir çadır yaptım." — Yıldız Çiçek
Depremin ilk gecesi “en uzun gece” olarak anıldı ancak depremzedeler için o geceler hiç bitmedi.
“2 yeğenimi kaybettim; biri 8, diğeri 1 yaşındaydı. İlk gün enkazdan cansız bedenlerini çıkarttık, sadece anneleri hayattaydı.” — Yonca Çiçek
"Ailemden, yakınlarımdan çok kişi vefat etti. Hâlâ korkuyorum, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanların sesleri aklımdan bir türlü çıkmadı, uyutmadı da." — Yıldız Çiçek
Artık “en uzun kış”a geçildi. Hatay’daki kalabalık yerini yalnızlığa bıraktı. Yardımlar bir bir azaldı, geriye sessizlik kaldı.
"Yardımlar tırlarla geldi, ulaşabiliyorduk ama çok karışıktı ve izdiham oluyordu. İlk aylar vatandaşlardan çok yardım geldi. Yardımlar kesilince herkes kendi biriktirdiği paralarla normal alışveriş yapmaya başladı. Evim yıkıldı, kuaför salonum vardı, o da yıkıldı. Hasar tespiti yapmak için yetkililer geldi ama hâlâ bir cevap yok. Bu zamana kadar kira desteği için her ay 5 bin lira alıyordum, telefonla bireysel konteyner talebinde bulundum, başvuruyu yapar yapmaz 2-3 gün sonra kira desteği kesildi. Daha konteynere geçmemiştim bile.” — Cihan Cihangir
“Kış çok zor geçti, ilk 6 ay çadırda kaldık. Yağmur yağdı, çadır su aldı. Olan eşyalarımız da su altında kaldı. Ailem, dayım, halam... Çadırın karşısındaki bahçedeki ağaçlara battaniye sardık, duş aldık, birbirimizi bekledik. Kışın duş almak çok zordu, ateş yaktık. Tuvalet ihtiyacımızı da o bahçede karşıladık, özel bir tuvalet için başvurduk ama dönüş alamadık. 6 ay boyunca biz bunları çektik.” — Yonca Çiçek
İlk ay 5 bin lira kira desteği aldım, sonra konteyner kente başvurdum. Konteyner gelmedi. Yardımı da kestiler diye başvurumu iptal ettim, ancak o günden itibaren o parayı da alamadım. Kimse gelip bir ihtiyacım var mı diye bakmadı. Bahçelere gittik tuvalet için. Bahçede su ısıtıp, battaniye ve örtülerin altında duş aldık. Hâlâ evden indirdiğim birkaç parça kıyafeti giydiriyorum çocuklarıma. Kışın çok zorlandık ama yapacak bir şey yok. Biz başkalarından daha iyiydik, başkaları da bizden daha iyiydi.” — Yıldız Çiçek
Hasarlı binaların yıkılması ve enkazların kaldırılmasıysa bölgede yaşayanlar için ayrı bir külfet hâline dönüşmüş durumda. Hava kirliliği, soğuk ve diğer hijyenik sorunlar bölgede zaten sürdürmesi zor olan hayatı daha da zorlaştırıyor.
“Yıkım oluyor, bu yıkımlardan dolayı hava kirliliğini hissediyoruz. Kaldığımız çadırla yıkımın yapıldığı yerler arasında 50 metre bile yok. Çadırın üstü o tozdan simsiyah oldu. Kışın zatürre oldum; Mersin’de tedavi gördüm. Yazın çok sıcaktı, ne dışarıda oturabildik ne de içeride. Ağustos’un sonuna doğru konteynere yerleştik. Burada çamaşırların toplu yıkanması büyük sıkıntı yarattı. İlk başlarda çocuklarımda kaşıntı oldu. Bazen 4 kilometre uzaklıktaki anneme gidip kıyafetlerimizi orada yıkıyorum.” — Yonca Çiçek
Depremden sonra durma noktasına gelen eğitim ve öğrencilerin okula devam etmesiyse özel bir çaba gerektiriyor.
“En büyük çocuğum Japonya’da; ortanca oğlum üniversiteyi bıraktı. Küçük oğlum da üniversiteyi okumak istemiyor; kendini hazır hissedemiyor.” — Cihan Cihangir
“Eğitim uzun bir süre devam etmedi, o yüzden bir geri kalmışlık var. 16 ve 12 yaşındaki kızım daha iyi ama 14 yaşındaki kızımın psikolojisi hâlâ düzelmedi.” — Yonca Çiçek
Depremzedeler, manevi yükleri kabullenip afetin getirdiği zorluklara alışsalar da maddi yüklerin ağırlığı altında ezildiklerini belirtiyorlar.
“Eşimle beraber tırnaklarımızla yeni yaşam alanı yapıyoruz. Yeniden sıfırdan başladık. 1 yıldır düzenimi kuramadım. Yardımlar kesilince herkes kendi biriktiği paralarla alışveriş yapmaya başladı. Şu an çamaşırhanede asgari ücretle çalışıyorum. Konteynerde kalanlara ayda 4 bin 500 liralık gıda ve hijyen alışverişi için bir kart veriliyor. Nakit olarak değil de bu şekilde veriyorlar. Eşim ufak bir dönerci açtı, ancak işler de iyi gitmiyor.” — Cihan Cihangir
"Depremden önce işyeri açmıştık. Hem tüm birikimimiz oraya gitmişti hem de kredi çekmiştik. İki işyeri ve evim yıkıldı, hâlâ kredi borcunu ödüyoruz.” — Yonca Çiçek
"Eşimin züccaciye dükkanı vardı, depremde yıkıldı. Hem evimizden hem işyerimizden olduk. Komşuların yardımıyla işyerindeki enkazdan bazı eşyaları kurtarabildik. Eşim şu an enkazdan çıkarabildiğimiz eşyaları satmaya çalışıyor." — Yıldız Çiçek
Hataylılar hayatlarını sıfırdan kurmaya çalışıyor. Ne yazık ki ortak hisleri ise yalnızlık.
“Çok yalnız hissettik. Gözlerimle gördüm arkadaşlarımın elleriyle enkaz kazdığını. Herkes üzgün.” — Cihan Cihangir
“Yalnız hissettik. Herkesin kendi kendine bir yaşam mücadelesi var. Herkes kendi hâlinde artık. Bu geçen sene içinde umudumuz bir evdi, ama hayal olarak kaldı. Tek isteğim çocuklarımla birlikte sağlıklı bir hayat kurmak.” — Yonca Çiçek
"Ev için umudum yok, bilgi de verilmiyor. Eşim duymuş çok para istiyorlarmış ama öyle bir para yok. Her gün ağlamaktan bıktım, çocuklarımla rahat bir evim olsun, bir düzenleri olsun istiyorum. Şu an her şey düzensiz." — Yıldız Çiçek
Hataylılar hayatı bir yerinden yakalasalar da depremin acısını hâlâ hissediyorlar. Bu onların gerçek sesi. Depremden sonra yaşadıkları "gerçek" hayat hikayesi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Serra Özgür
Editor at Aposto.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.






