
Suya erişim hak mıdır?
Bazı ülkelerin Anayasalarında su hakkı insan hakkı olarak tanımlanmış durumda. Su hakkının “vazgeçilemez” bir insan hakkı olduğunu belirten Ekvador Anayasası buna örnek gösterilebilir (bu vesileyle diğer ülkelerin anayasa metinlerinin İngilizcelerine ulaşabileceğiniz web sitesini tekrar paylaşıyorum.)
Fakat bizim Anayasamızda suya erişim hakkı açıkça düzenlenmiş bir hak değil. Bu, devletin suya erişim sağlama yükümlülüğü olmadığını gösterir mi? Tabii ki de hayır. Zira suya erişim yaşama hakkı (bkz. Anayasa md. 17) ve sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı (bkz. Anayasa md. 56) ile yakından ilgili. Suya erişim olmadan bu gibi hakların yerine getirileceğini iddia etmek mümkün değil. Bu doğrultuda söz konusu hakların öznelerinin “herkes” olduğunu vatandaş/yabancı ayrımı yapmaksızın “herkesin” bu hakka sahip olduğunu belirtmek gerekir. Yani bazı belediye başkanlarının yabancılar için keyfî olarak su tarifelerini orantısız bir şekilde artırmasını Anayasamız pek de korumayabilir.
Suya erişim bazı uluslararası sözleşmelerde de tanınmış durumda. Örneğin, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) uyarınca taraf devletlerin özellikle kırsal kesimlerdeki kadınlara su temini sağlama yükümlülüğü bulunuyor. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (Convention on the Rights of the Child) de bu sözleşmelere örnek verilebilir. Bu sözleşmede çocuğun sağlık durumuna kavuşmasına ilişkin maddede temiz içme suyu sağlanması da öngörülmüş durumda.
Bizim hukukumuzda suya erişimin kanunlarla da açıkça tanındığını görüyoruz. Bu kanunlardan biri olan 1926 tarihli Sular Hakkında Kanun, suyun tedarik edilmesi yükümlülüğünü de düzenliyor. Bu doğrultuda belediyeler ve belediye olmayan yerlerde ihtiyar meclisleri bu yükümlülüğü haiz. Bu kanun mahalli idareleri yükümlü görmüşse de (belediyelerin görevi için ayrıca bkz. Belediye Kanunu md. 14) çeşitli mevzuatlarda gerek merkezî idarenin gerekse diğer kamu kurumlarının suya erişim hakkı açısından çeşitli görevleri bulunduğunu söylemek gerek. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 1 s. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca su kaynaklarının korunmasına yönelik politika geliştirme ödevi (bkz. md. 410) ya da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 4 s. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca sulama tesisleri kurma ödevi (bkz. md. 121) bunlara örnek gösterilebilir.
Peki ne durumdayız?
Suya erişim tabii ki de herhangi bir su temini anlamı taşımıyor. Bu hakkın layıkıyla yerine getirilebilmesi için suyun temiz ve ulaşılabilir olması gerekli. Nitekim suya erişim hakkını bir insan hakkı olarak 2010 yılında açıkça tanıyan Birleşmiş Milletler, bu hakkın yeterli, sürekli, güvenli, kabul edilebilir, fiziksel olarak erişilebilir ve ulaşılabilir fiyatlı olması gerektiğini belirtmiş. Bu ilkelerin ortaya konulması maalesef ki dünyada 2 milyar insandan daha fazla insanın su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşadığı gerçeğini değiştirmiyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri en az 2 milyar kişinin içtiği suyun kirli su olduğunu ve 2020 itibariyle dünya nüfusunun %74’ünün içilebilir suya erişimi olduğunu belirtiyor. Düşük gelirli ve orta gelirli ülkelerde 5 yaş altında olan neredeyse 500 bin çocuğun temiz suya erişememe ile bağlantılı olan ishal gibi hastalıklardan öldüğü düşünüldüğünde dünya karnesinin hiç iyi olmadığı daha da ortaya çıkıyor.
Türkiye neyse ki temiz suya erişimde dünya sıralamasında o kadar da gerilerde değil. 2019 yılı verilerine göre güvenli olmayan su kaynaklı ölümler her 100.000 kişide 0.69 kişi. Bu sayı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde 197.64 iken Almanya’da 0.05, İngiltere’de 0.03 ve Finlandiya’da 0.01. Her ne kadar suya erişim konusunda görece iyi durumda olsak da bazı Avrupa ülkelerindeki istatistikler bize gidilebilecek daha yol olduğunu gösteriyor.
Mevcut istatistikler bir yana, küresel ısınma gibi sebeplerle hâlihazırdaki su miktarının gelecekte su ihtiyacını karşılama sorunlarına yol açacağı aşikâr. Felaket hikayelerini hiç sevmemekle birlikte, su savaşlarının gerek ülke sınırları içerisinde gerekse dünyada “hikaye” olmaktan öteye gideceği konusunda endişe yarattığını söylemek gerek. Bu vesileyle National Geographic Türkiye tarafından hazırlanan ve ilk izlediğimde çok etkilendiğim 50 dakikalık “25 Litre” belgeselini sizlere öneriyorum.
Hava bedava peki ya su?
Hava henüz (!) bedava (hava kirliliği sebebiyle ödediğimiz bedeller bir yana). Orhan Veli’nin bedava olduğunu belirttiği “acı su” tam olarak neyi kastediyor bilememekle birlikte temiz suyun bedava olmadığı hepimizin malumu. Peki yaşam için bu kadar temel olan bir şey için ücret talep edilebilir mi ya da edilmeli mi? Açıkça suya erişim hakkını öngörmeyen Anayasamız tabii ki ücretsiz su teminini de öngörmüyor (karşılaştırınız parasız eğitim hakkı). Kamu hizmetlerinin yalnızca vergilerimizden karşılanmasını bekleyenler içme suyundan bedel alınmamalı diyebilir.
Bedelsizlik hususu idare hukukunda çokça tartışılmış/tartışılan bir konu. Bu tartışmalara girmemekle birlikte verginin tüm hizmetleri sağlamak için yetmemesi, ilgili hizmetten yalnızca belirli kişilerin yararlanımının eşitsizlik yaratması ya da fazla tüketimin önüne geçilmesi gibi gerekçeler doğrultusunda kamu hizmetlerinde bedellendirmenin kabul edildiğini görüyoruz.
Peki ya bu değerlendirmeler suya erişim söz konusu olduğunda nasıl ele alınmalı? Temiz içme suyuna yaşamak için ihtiyacımız varsa yaşamsal olan bir şey ücretli olmalı mı? Devlet hastanelerinde sağlık hizmetlerini parasız almamız ile bir benzerlik kurulamaz mı? Ekonomik durumu yetersiz olanlar bu kadar temel bir hakka zor mu erişmeli? Bunlar haklı sorular. Fakat bu soruların tam karşısında duran başka sorular da var. Mesela, dünyada su kıtlığı öngörülürken gereksiz tüketime yol açma riski bulunan ücretsiz su temini doğru bir karar olur mu?
Bu doğrultuda, birçok şeyde olduğu gibi denge kurulması en doğru çözüm olacaktır. Temel ihtiyacı karşılayacak belirli miktarın ücretsiz ya da çok düşük ücretli olarak verilmesi, bu miktarı aşan kullanımın ücretlendirilmesi doğru bir yol olabilir. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ’nin kararı doğrultusunda 0.5 metreküplük suyu faturalandırmıyor. İlgilenenler için Nisan 2022 tarihli son meclis kararını buraya bırakıyorum. Yani sevgili İstanbullular, her an insani su hakkımız elimizden gidebilir (!)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Su kirliliği şüphesi söz konusu olduğunda ekran karşısında su içen politikacıları görüyoruz. Biz vatandaşlar olarak gelin bu ay güne suya erişim hakkı üzerinden bakalım.
10 Eyl 2022

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


