"Fotoğraf, benim oyun alanım”

Mert, 2007 yılında Bahçeşehir Üniversitesi'nin Reklamcılık bölümünde lisans eğitimine başlamış ancak daha ilk yıllardan bu mesleğin ona göre olmadığını anlamış. Kendi deyimiyle bölümün atmosferi ona uymamış. Aynı dönemde çok fazla fotoğraf ve sinema okuyan arkadaşlarının olduğunu söyleyen Mert, sonradan bu bölümlerin derslerine de girmeye başlamış. İş hayatına atılması da yine fotoğrafla olmuş ve 2012 yılında Tamer Yılmaz ile Fabrika Photography’de çalışmaya başlamış.

"Okurken babama fotoğraf makinesi aldırabilmek için bir derste kamera zorunlu demiştim. Halbuki değildi🙂 Daha önce makinelerim olmuştu tabii ama bu kadar profesyonel bir makinem olmamıştı. Üçüncü sınıftayken ufak ufak çekimlerde yer almaya da başlamıştım, bölümü yedi yılda bitirdim çünkü kendi derslerimden çok fotoğrafçılık derslerine giriyordum."
Konu makinelerden devam edince, ilk kameran neydi? Şu an birden fazla kameran vardır, hangi modellere sahipsin ? Onlarla kurduğun bağlar nasıl? diye soruyorum.👀

Mert'in 9 yaşındayken Disneyland'da çektiği bir fotoğraf.
"94 yılı olması lazım (98 yılıymış🌞) babam bana çek-at almıştı. Disneyland'daydık. Basılı olarak var tabii o zaman tüm çektiklerim, hatta şu anda çekmeyi istediğim fotoğraflardan birini çekmişim o yıllarda. Şimdi evet çok fazla kameram var, böyle bir fetiş haline geleceğini düşünmemiştim hiç. Tüm 35 mm makinelerim arkadaşım gibi Fuji-ga645 orta format makinem mesela hep yanımda olan bir makine çok hafif ve kolay tanışıyor. Geçenlerde biri hangi makinen var diye sordu kalakaldım ve cevaplayamadım, mesela."

Mert, sette👀
- Mert'in sette nasıl biri olduğunu çok merak ediyor ve soruyorum.
❓Bir set gününe gidelim… Çekime gideceksin uyanınca ilk ne yaparsın, ne düşünürsün? Çekimde eşlik etmesini tercih ettiğin müzikler neler olur?
"Biraz geriliyorum hâlâ bir önceki gece, her şey belirlenmiş olsa bile geriliyorum ama aslında bunlar hep çok hevesli olduğum setlerde oluyor. İlk kare her zaman en zorudur. Modelle olan çekimlerde özellikle daha da zor, onu açmak, görmek istediğini alabilmek için onlarla kurduğum iletişim ilk karede başlıyor. Onu aştık mı gerisi geliyor. Ben nasıl mutluysam öyle başlıyor müzik, genelde funk ile başlıyorum tabii modele de soruyorum, onun enerjisi benden daha önemli. Zaten seti sürekli yokluyor oluyorsun, herkes mutlu mu dans ediyor mu? 🌞 Bazen bencillik ediyorum brit rock açıp zorluyorum insanları."
Sette eğlenceli bir atmosfer🌞"Set benim iş alanım, insanlar benim iş alanıma eğlenmeye geliyor bir anlamda. O yüzden sette öncelikle sağlamam gereken insanların iyi hissedeceği atmosferi yaratmak."
📸:Mert Terliksiz
"Kendi planladığım çekimlerde halen çok geriliyorum. Çünkü orada kendime kanıtlamak istediğim bir şey olduğu için bunu becerebilecek miyim gerginliği oluyor. Arkadaşlarımdan destek çıktığında bile gerçekten bunu yapabilecek miyim diye bir kaygım oluyor. Sen, çok güzel söyledin oyun alanı diyerek. Oyun gibi görüyorum, ki biraz öyle bakmaya başladım genel olarak hayata da. Çünkü diğer türlü çok sıkıcı her şey." - Analog dünyayı çok iyi kullanıyorsun, günümüzde teknik olan sağladığı imkanlar kısıtlı bulunuyor ama ben öyle düşünmüyorum? Sen ne düşünüyorsun?
"Dijitalde tek başına her şeyi yapabildiğin bir ortam var. Her şey dijital ve çok basit aslında, üretimi hızlandırıyor evet ama biraz da değersizleşiyor. Dijitalde bir sınırın yok. Sayısızca çekebilirsin.
Analoğu seviyorum, sevmemdeki ilk neden; benim haricimdeki insanların müdahale alanı azalıyor. Setlerde insanların çeker çekmez fotoğrafları büyük ekranda görebilmesi biraz zorlayıcı bir durum."
"Başlarda birkaç kare dijital çekip gösteriyordum, ama artık analogda önden böyle bir şey göstermeme çok gerek kalmıyor, sağ olsunlar güveniyorlar, analogun o bilinmezliğinin açtığı alanı seviyorum. Evet, yavaş bir nebze daha ama ekip kurunca onu da hızlandırmak mümkün. Tabii filmi bulmak zor artık. Artan kurlarla daha maliyetli bir hale geldi ama buldukça alıyorum, iş harici çektiklerimde de önemli olduğu için stok yapmaya çalışıyorum paramı ona harcıyorum.”
Mert'in çektiği fotoğrafları buradan ve sosyal medya hesabından görebilirsiniz, keşke hepsini buraya koyma imkânım olsa ama yok.🥲 Peki, şurada çekim yapmam lazım dediğin hayal ettiğin bir mekân, ülke var mı?
"Yok ama şunu söylebilirim. Anadolu'da büyümüş bir insan değilim. Türkiye'yi de çok iyi bilmiyorum, Avrupa'yı da bilmiyorum. Ben İstanbul'u biliyorum. Eski İstanbul'u biliyorum Fenerbahçe'yi Feneryolu'nu ve artık kent hafızası diye bir şey kalmadı, beş sene önceki bir yere bile tekrar gidip kahve içemiyoruz. Bunu arıyorum, bu hissi. İstanbul'da bu çok kalmadı ama Avrupa’da bu var. Yakın zamanda Barselona’ya gideceğim hem müzik festivaline katılacağım hem de sahil şeridini baştan sona gezmeyi planlıyorum. Hep istiyordum sahil şeridini gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi "
Postcard from South Africa, Mert TerliksizPandemi süresince evde zoomdan çekim yapmak gibi şeyler denedik. Vogue’un karantina fotoğraf günlüklerinde “tükettiklerimizle övünüyoruz” demişsin. Hiç çekmek istemediğin zamanlar oldu mu? Ya da tam tersi çok çekim yapıp pandeminin o gerçekliğinden koptuğun?
"Haddinden fazla ekrana bakmaya başlamıştık o biraz beni yormuştu ve evet şunu tükettik, bak bunu da bak şunu da derken bundan sıkılmıştım. O dönemde de şöyle bir şey yaşadım dijital bir makinem vardı o bozuldu, ben de yenisini alayım almayayım derken bir git gel yaşadım. O dönem için dedim ki ben çekmeyeceğim. Çekmek istemediğim bir süreç vardı, çünkü karar veremiyorum nasıl bir yöne gideceğime, bir yandan da kitap okuyorum, Bresson'u o dönemde okudum mesela biraz geç okudum ama okudum ve çok iyi geldi. Aslında fotoğrafın tam olarak ne olduğunu ve hissini anlamaya başladım. Durdum, bir yerde bir tarz ve his değişimine gitmek istiyordum çünkü ben de kendimden sıkılmıştım. Benim elime kamerayı almamak, almak istememe gibi bir lüksümün olmadığını düşündüm. Ne beni soğutuyor? Soğutan şey; yaptığım işler, o zaman dedim ki ben yaptığım işlerden memnun olmaya başlayacağım. Ne yaptım, insanlara analogu kabul ettirmeye çalıştım, kendimden verdim maddi ve manevi. Şimdi çok çekim olsa bile kendi istediğim gibi çektiğim için ve insanlar bana o şekilde geldiğini artık elime kamera almam bir daha gibi bir şeyim olmuyor. Her çekime tatile gidermiş gibi gitmeye başladım bir yandan çünkü orada yeni bir şey çıkıyor. Eskiden böyle değildi."
📌Sevgili okur, izninizle buraya bir Bresson alıntısı iliştirmek istiyorum.
“To photograph: it is to put on the same line of sight the head, the eye and the heart.” ― Henri Cartier-Bresson
Paris, 2019 📸: Mert Terliksiz
“Fotoğraflamak: Başı, gözü ve kalbi aynı görüş hattına koymaktır. ”
Çeviri için Göksenin Abdal'a teşekkürler.🧡
Akçakoca- 📸: Mert Terliksiz
"Sıcak renkleri daha çok seviyorum ama değişiyor bu, gün batımında fotoğraf çekmeyi daha çok seviyorum ancak sebebi o ışığı sevmem değil zamanı sevmem. Gün bitmiş, insanlar biraz daha rahat, herkes gün batımını daha çok sever, özellikle yazın mesela böyledir ya akşamüstünün çok daha sakinleştirici bir havası vardır."
Mert'in akşamüstlerini sevdasını ben de bir Sait Faik alıntısıyla bitirmek istiyorum.
"Namussuz, akşamüstleri geliyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Film festivali başladı, güneş bir görünüp kayboldu.🌦 Konuğum fotoğrafçı, Mert Terliksiz ile sıcak günlerin akşamüstlerini ve güneşin göz kırpışlarını hatırlıyoruz.🌞
12 Nis 2022

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı
Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.
İLGİLİ OKUMALAR



