Her kritik anda verilen dayanaksız karar: Yayın yasağı

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Bolu Kartalkaya’da Grand Kartal Otel’de resmî açıklamalara göre 76 kişinin hayatını yitirmesine yol açan yangınla ilgili olarak, daha can kaybı sayısı bile belli olmadan verilen yayın yasağı kararı, benzer olay ve kararları yeniden anımsattı. Üstelik diğer kararlardan farklı olarak Bolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği, kapsamı da oldukça geniş tutarak yayın yasağı kararında, “her türlü haber, röportaj eleştiri ve benzeri yayınların yapılmasının yasaklanmasına” ifadelerini kullandı. Bu kararı dayanak alan RTÜK, uzman görüşü alınmasının da yasak olduğu bilgisini televizyonlara verdi.
- Bu kararlara bilgi kirliliğinin kamu düzeni ve kamu sağlığını olumsuz yönde etkileyebileceği, ölenlerin yakınlarının haberlerden etkilenme ihtimali gerekçe gösterildi.
Gerekçe “hassasiyet” taşıyor gibi görünse de konulan yasak, skandalların açığa çıkmasını, halkın olaydan haberdar olmasını, sorumluların deşifre edilmesini engeller nitelikteydi.
Benzer olaylarda da aynı “hassasiyet” gerekçe gösterilerek yayın yasağı kararları en kritik aşamalarda veriliyor. Soruşturmaya zarar verilmesi, vahşet görüntüleri söz konusu olduğunda elbette sınırlamalar makul karşılanıyor ancak yangın sırasında konulan yasak kararı ve kapsamı, gazetecileri artık neredeyse çalışamaz hâle getiriyor.
Yasağın dayanağı muğlak
Bolu Sulh Ceza Hâkimliği’nin yasak kararı, Anayasa ve Basın Kanunu’na dayandırıldı. Zaten hâkimlikler tarafından konulan tüm yasak kararları bu maddelere dayandırılıyor. Basın Kanunu’ndaki söz konusu düzenleme, kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında yer alıyor. Maddeye bakalım:
“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”
Bütünüyle muğlak… Hangi durumda, hangi koşullarda, neyin ne kadar kısıtlanabileceğine dair bir belirlilik yok. Bu belirsizlik “eleştiriyi” bile yasaklama sonucu doğurabiliyor. Oysa muğlak bırakılmasının nedeni, basına bir yayın yasağı getirilmesinin engellenmesi. Ancak yargı, maddeyi sürekli tersine uyguluyor ve belirsiz bırakıyor.
- Peki, bu yasak kararına gazeteciler nasıl uyacak? Neyi haber yapacak, neyi yapmayacak?
Aslına bakarsanız son yayın yasağı kararına göre bakanlık açıklamasının bile haber yapılması olanaksız. Böyle bir istisna yok. Yasak herkesi kapsıyor. Bu da açık biçimde matbu verilen kararların gazetecilere karşı keyfî biçimde uygulandığını gösteriyor. Bir haberin bu kapsama girip girmediğini belirleme yetkisi de tamamen savcılıklarda… Basın Kanunu’nun dayanak yapıldığı Anayasa maddelerine de bakalım:
- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
- Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
- Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Yayın yasağı konulabileceğine dair bir anayasal hüküm yok. Anayasa, kanunla düzenlenmesini istemiş ve Basın Kanunu’nda da sınırlama dışında açık bir yayın yasağı hükmü göremiyoruz. Ancak Türkiye’de alışkanlıklar, sınırlamalar, yasaklar esas kabul ediliyor. Dayanağı varmış gibi insanların yayın yasağını bile eleştirmemesi isteniyor.
RTÜK’ün yetkisi
Televizyonlar için durum farklı. Anayasada da bu duruma atıf yapılıyor. RTÜK mevzuatına baktığımızda da bunu açıkça görüyoruz.
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un “Kamunun önemli olaylara erişimi” başlıklı 17. maddesinde, toplum için büyük önem arz eden ulusal ve uluslararası olayların şifresiz ve ücretsiz olarak ülke geneline yayın yapan televizyon kanallarından canlı veya banttan yayınlanması konusundaki denetleme yetkisi RTÜK’te.
RTÜK’e verilen idari yaptırım yetkisi televizyonların elini kolunu bağlıyor. Zira kanunda, RTÜK tarafından idari para cezasının yanında ihlale konu olan programın yayınının durdurulmasına da karar verilebileceği belirtiliyor. Kanunun “Yayın hizmeti ilkeleri” başlıklı 8. maddesinin yayın yasağına konu edilen bentleri şöyle:
“a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olamaz.
b) Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz.
d) Terörü övemez ve teşvik edemez, terör örgütlerini güçlü veya haklı gösteremez, terör örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerini yansıtıcı nitelikte olamaz. Terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet eder şekilde sunamaz.
g) Suç işlemeyi, suçluyu ve suç örgütlerini övücü, suç tekniklerini öğretici nitelikte olamaz.
n) Müstehcen olamaz.
s) Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez.”
Yayın yasağı konusunda RTÜK’ün mahkemelerden bile geniş biçimde yetkilendirildiği görülüyor. Zira üst kurul, idari yaptırım ve yayın durdurma cezasını istediği gibi verebiliyor.
Soruşturmalar ve gizlilik
Türk Ceza Kanunu’nda soruşturmaların gizliliği, kişisel hayatın korunması gibi gerekçelerle yayınlara müdahale edilebileceği, soruşturma konusu yapılabileceği ifade ediliyor. Ancak yine topyekun bir yayın yasağı söz konusu değil.
Son olarak Anayasa Mahkemesi’nin 17 Eylül 2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan yayın yasakları konusundaki kararları da mühim. Bu kararlarda, yayın yasaklarının ifade ve basın özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği de açık biçimde ifade ediliyor.
Ancak hem kanun hem AYM buna işaret etse de yayın yasakları da alışkanlıklar da bitmiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




