
Tıpkı hayatımız gibi elimizi attığımız her şeyi yeniden ya da sıfırdan şekillendirebilir, geliştirebiliriz. Teknoloji ve tasarım kavramlarının böylesine girift ve interaktif olduğu bu süreçler, yeni bir marka kurmak ve onun yaşam sürecini tasarlamak adına harika olanaklar sunuyor.
Marka oluşturmak ya da geliştirmek için tasarımdan destek almak küresel firmaların attığı adımların başında geliyor. Burada bahsi geçen tasarım olgusu ise ürünün çok ötesinde, hizmetin ve deneyimin form bulma hali olarak düşünülmelidir. Düşünce aşamasındaki bir markayı geliştirebilmek, onun tüm bağlamlarla ilişkisini kurabilmek bu noktada fazlasıyla önemli.
Peki marka oluşturma sürecinde “tasarım” bize ne katacak?
Günümüzde büyük ölçekli firmaların çoğu kullanıcısına ürün satmanın ötesine geçti. Öyle ki durum sınırlarını aşıp bir konsept sunma haline dönüştü. Bu konsepti “deneyim” olarak değerlendirebiliriz. Deneyimi tasarlamaksa hiç de zor olmamakla birlikte, marka yönetimindeki önemli adımlardan biri. Apple’ı düşünecek olursak, firmanın kullanıcısına sattığı şey sadece teknolojik bir ürün olamanın çok ötesinde. Bir Iphone aldığınızda aslında bir topluluğa dahil olursunuz dolayısıyla aldığınız hizmet sadece bir telefonla sınırlı kalmaz.

Bir diğer marka Nike da benzer bir yöntem uyguluyor. Spor ürünleri satan bu markanın reklamlarına göz attığımızda hep bir topluluk içinde buluruz kendimizi. Sokakta genç insanlarla birlikte özgüvenli ve başarılı bir imaj çizer Nike bize. Aynı şeyi sadece kadınlar için ya da ampüte bireyler için de yapar. Dolayısıyla kaliteli ürün satmanın ötesinde bir hizmet sunar. Redbull’un da kanatlandırmasının, konserler ve festivallerde hatta yarışlarda ön sırada olmasının sebebi budur. Disneyland’a gittiğinizde girişte size bir bileklik takarlar, bu bileklikle sizin o anda ait olduğunuz bir topluluk temsil edilir. Birlikte eğlenirsiniz, aslında benzer duyguları paylaşmış olursunuz.
Marka yönetiminde etkili olmak, günümüzde deneyim ve hizmetin ürünün önüne geçtiği aşamalarda seyrediyor. Hızlı tüketilen ürünlerde ya da hizmetlerde bile bir konsept görüyoruz (Starbucks, sadece kahveden ibaret değil, aynı zamanda size bir konsept sunar).
Markanızı geliştirmek istiyorsanız ürün ve hizmetinizi nasıl tanıtacağınızı ve kullanıcılarınıza ne aşamada deneyim kazandıracağınızı da düşünmelisiniz. Elbette yukarıda bahsettiğim firmalardaki gibi bir bütçe planlamanız olmayabilir ama önemli olan markanızı tasarlarken süreçleri “kullanıcı odaklı düşünerek” ve çağa ayak uydurarak planlamalısınız. Minik jestler bile unutulmaz sonuçlar doğuracaktır inanın.
Markanızın da rengi ve dokusu olmalı ve kullanıcıya bunu hissettirmelisiniz. Geçmişten, hedef kitlenizin kültüründen ve gelecekten haberdar olmalı, her zaman dünyayı takip etmelisiniz. Bir dönem yalnızca kaliteli ürün sunmak yeterliyken şu an kalitesi ortalama ya da ortalamanın altında olan ürünlerin (bazılarının) alıp başını gittiğine tanıklık etmişizdir hepimiz. Özellikle tekstil sektörünü düşünürsek aynı kalitede ürün yapan iki farklı markadan birinin doğru marka yönetimi ve pazarlamayla ürününü çok daha pahalıya satabildiğine şahit olmuşuzdur. Bu da demek oluyor ki marka tasarlama konusunda ürün kalitesi tek bir basamak olmaktan çıktı. Marka tasarlanırken kullanıcıya dokunmalı ve onun düşüncelerini hesaba katmalıyız. Şunu unutmamalıyız ki artık iletişimdeki akış tek taraflı değil. Akış çift yönlü ve çok etkili. Yani kullanıcınızın değerlendirmesi her zaman markanız için fazlasıyla önemli.
Fark yaratacak dokunuşlar, farklı bakış açıları ve yaratıcı fikirler hem ürün tasarımında hem de marka planlamasında son derece değerli. Hızla değişen dünyada markamızı iyi bir yere konumlandırmak ve sürdürülebilir bir isim haline gelmek istiyorsak farklı ve yaratıcı olmak zorundayız.
Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kal!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



