Herkes kendi zamanından payını alırken: Dönüyor Zaman

Kapadokya Dörtlemesi serisinin son halkası Dönüyor Zaman'la kitapçı raflarına dönen Gürsel Korat ile son romanının hissettirdikleri, çağrışımları ve onu yazanı da aşan sözleri üzerine.
Herkes kendi zamanından payını alırken: Dönüyor Zaman

Yazar Gürsel Korat, 1994'te Zaman Yeli romanıyla başladığı Kapadokya Dörtlemesi'ni Dönüyor Zaman romanıyla tamamladı. 30 yıla yayılan bu roman serisi, Korat'ın kaleminde Anadolu’nun 700 yıllık tarihini kendi yarattığı zaman mefhumu izleğinin peşine düşerek yeni bir estetik dilin arayışında inşa ediyor. Kapadokya Dörtlemesi'nin diğer üç romanında da (Zaman Yeli, Güvercine Ağıt, Kalenderiye) Kapadokya coğrafyasını mekansal olarak estetik bir varlık olarak yeni bir kavrayışla ele alan yazar, Orta Anadolu'ya özgü deyişlerin, şiirlerin ve mitolojik vurguların dilinden ilhamla alternatif bir anlatı geliştiriyor.

Serinin son kitabı Dönüyor Zaman'da anlatı sona yaklaşırken 20. yüzyılın ilk yarısına yönelen yazar dönemin sosyopolitik koşullarını da atmosferin içerisine yedirerek bir yakın tarih anlatımı sunuyor.

Kapadokya Dörtlüsü'nün son romanı Dönüyor Zaman, Everest Yayınları'ndan çıktı.

  • Ne anlatıyor? Dönüyor Zaman, fırtına sonrasında ortaya çıkan bir mağarada iki gün içinde yaşanan olaylarla açılıyor. Palancı Emin’in hazine bulmak için daldığı bu dehlizlerde 30 yıldır donmuş bir tarih öylece durmaktadır. Orada Kuvvacıların, kadın çetecilerin, muhacirlerin, mübadillerin, Birinci Dünya Savaşı’nın ve Millî Mücadele kaçaklarının anıları vardır. Romanda ayrıca Yunan İçsavaşı, köy enstitülü öğretmenler, Bombay’da esir düşenler, Kore’de yitirilen askerler ve geçmişi araştıran sanat tarihçileri de kendilerine bir yer bulurlar.

Yazar Gürsel Korat ile son romanı Dönüyor Zaman'ı merkeze alarak 30 yıla yayılan edebi serüveninin izlerini konuştuk.

Çok merak ettiğim bir şey var. Zaman Yeli'ni yazdığınızda bunun bu kadar doğurgan bir metin olarak uzun yıllara yayılacağını hayal etmiş miydiniz? 30 yıla yayılan bu anlatı serüvenini siz nasıl tarif edersiniz?

Elbette böyle bir yolculuğun beni beklediğini bilmiyordum. Bu 30 yıl içinde beni en çok şaşırtan şey sonraki kitabımı yazarken bile içeriğin ne yönde ilerleyeceğini kestiremeyişim oldu. 

Dönüyor Zaman, Kapadokya Dörtlüsü'nün diğer metinlerine kıyasla daha kapsamlı, daha uzun bir süreci kapsayan, çok fazla karakterli ve hacimli. Hikayenin sonuna yaklaşırken eteğinizdeki tüm taşları dökmeyi istediğinizi söyleyebilir miyiz? Bu kez okuru çıkardığınız yolculuk diğerlerinden farklı olarak hangi noktalara temas ediyor?

“Eteğimdeki taşların tümünü dökmek istediğimi” artık yeter dediğim için yaptığımı düşünerek söylemişseniz hayır derim. 700 yıla bakmak dağlara bakmaya benziyor: Dönüyor Zaman, uzaktan tam anlaşılamayan ama çıktıkça zirvenin dev gibi olduğu hissedilen tırmanışları andırır. Uzaktan “orada asker kaçakları, çeteciler de var” diye görünür ama yakından bakınca, sorguya çekme bahanesiyle tecavüz edilen kadınların dağa çıktığı ve çetecilik yaptığı bir tarihten söz ettiğim anlaşılır. Bunun Zaman Yeli ile bağlantısı büyük: Her ikisinde de yeraltı komünleri kuruluyor, herkese okuma yazma öğretiliyor, erkek egemenliği reddediliyor ve yeniliyorlar. Yunan İçsavaşı'nı da anlatıyor bu kitap: Türkiye’de asker kaçağı olarak dolaşanların Yunanistan’a mübadelede gittikten sonra “Türk tohumu” olarak aşağılanmalarını, Almanlara karşı savaşlarını, içsavaşa katılmalarını konu ediniyor. Aynı zamanda Türkiye’yi kuranların Balkanlardan gelişini, “gavur tohumu” denerek aşağılanışlarını, Karamanlıcayı, Türkçe ezanı, köy enstitülerini, Kore savaşını ele alıyor. Hele 10 yıl padişah için savaşan ve üç yıl Hint esir kampında yaşayan Delisolak’ın yurduna dönebildikten sonra Kurtuluş Savaşı'ndan kaçmasını bir düşünelim! Çok duygusal ve dramatik! 

Dönüyor Zaman kronolojik bir son olarak yakın tarihimize yaklaşıyor. Anadolu'nun 700 yıllık tarihine yayılan roman serisini göz önüne aldığımızda böylesi uzun bir anlatıyı bitirmek için özellikle 20. yüzyılın ilk yarısını seçmenizin özel gerekçeleri var mı? Tarihsel olarak epik bir final düşlediyseniz o dönem sizin için ne ifade ediyor? 

Elbette cumhuriyetin kuruluşu. Bu büyük bir şeydir. Bütün sultanların, çarların, kayzerlerin, kralların yok edildiği bir çağda onurlu bir ülke yaratan tarihimiz bana destansı bir esin veriyor. 700 yıllık boş inançlardan, monarşiden, bilimdışılıktan inanılmaz bir yere çıktık. Fakat yeniyi eski alışkanlıklarla sürdüren bir çağ yaşanıyordu hâlâ. Otorite sevicilik ve bilimdışılık, ötekine düşmanlık, başka insanların malına göz dikme, ırz düşmanlığı ve yiğitlik aynı torbada birbiriyle çarpışıp duruyordu. Nâzım’ın söylediği gibi “Onlar ki toprakta karınca, suda balık havada kuş kadar çokturlar/ Korkak, cesur, hakîm ve çocukturlar” dediğimiz bir halkın macerasına bir tarih fonu önünde sahip çıktığım doğrudur. Epik sonuçsa, işte budur o.

Kitap aynı zamanda birçok sosyopolitik unsuru da içeriyor. Birinci Dünya Savaşı'ndan kuvvacılara, mübadeleden Yunan İçsavaşı'na, Kore Savaşı'ndan köy enstitülerine kadar. Bir yakın tarih anlatısı olarak bu kez daha politik bir metinle karşı karşıyayız diyebilir miyiz? Tarih romancılığı literatüründe politize olma kıstasları bu roman özelinde sizce nerede duruyor? 

Kapadokya Dörtlüsü’nün ve buna bağlı olarak da Dönüyor Zaman’ın politik bir sosyoekonomik gerçekliğin içinde dolaştığı doğrudur ama bunlar politik birer metin değildir. Politikayı anlatan bir edebi metin yazmak, politika için bir tez üretmek anlamına gelmez. Sanat her şeyi konu edinir ama politikanın, dinin veya bilimin öne sürebileceği tezleri yinelemek zorunda değildir ve üstelik onun vereceği dersi de kabul etmez. Sanattan politik çıkarımlar yapılabilir fakat bundan ötesi sanatın özgürlüğünü yok etmek anlamına gelir. Tarih romancılığı ideolojik, sınıfsal veya dinsel bir geri planın önündeki tek tek insanları anlatmakla başlar; onların duyularıyla algıladığı, duvar saatinin ilerleyişiyle hissettiği zaman kesitlerini anlatarak anlam bulur. Büyük tarihî olaylar, tarihsel çıkarımlar, dinsel propagandalar ve sosyolojik tezler sanatla ilgili değildir: Bunları insanlar genellikle sosyoloji, din, bilim, tarih, siyaset bilimi veya sanat tarihi olarak okurlar, edebiyat değil. Sanatın politikayla ilişkisi, bireyin vicdanıyla ilişkisidir: Bundan ötesi parti tüzüklerinin ve siyasal programın konusudur.

Roman aynı zamanda kimlik sorunlarını çarpıcı bir biçimde ele alırken halen güncelliğini koruyan gayrimüslim unsurlar, mezhep ve etnisite, sosyalist sola bakış ve LGBTİ+ sorununa dair karakterlerini de hikaye örgüsünde barındırıyor. Bugünün siyasal sorunlarına yönelik tarihsel olarak bir bakış mı getirmek istediniz bu tavırla?

Çevrede yaşanan her şeye politik yanıt vermek gerektiğini düşünmek sanatçıya göre değil. Toplumumuzda eşcinsel bir oğul veya kız ebeveynleri hakkında yazmak için güncel siyaseti izlemek yeter şart değil. Daha derinden ve tarihsel olarak kavramak gerek. Ben bunu yaptım. Değindiğim her konunun tarihimizde bir yeri var, gönderme olsun diye hiçbir şeyi romanıma koymadım. Fakat roman sonuçta onu yazanı da aşan, kim bilir neler söyleyen bir şeydir. Bunun yanıtı nedir, tam bilemem.  

Aynı şekilde anlatıcının dilini kimi zaman yerel ağız ve söylencelerin, deyişlerin, şiirlerin ve mitolojik vurguları olan dilin oyunlarına bırakıyorsunuz. Bu bazen doğanın seslerinden de sesini alıyor, Orta Anadolu lehçesinin kırılmalarından da. Bu yönüyle her yazarın tabiri mümkünse yeni bir dil icat etmesi düşüncesinden hareketle alternatif bir dilin peşinden gittiğinizi söyleyebilir miyiz? 

Elbette yazarlar yeni bir yazı dili, bir söyleyiş ve kendine özgü bir söylem yaratmalıdır. Bu anlamda alfabeye getirdiğim olanaklar bakımından benden önceki tüm yazarlardan ayrıldığım doğrudur. Artık "nazal n"yi (ñ) benden başka yazarlar da kullanmaya başladı. Görüyorum. Daha fazlasını görmek için Kapadokya Dörtlüsü’ne bakılması gerekir, anlatmayayım.

Romanda aynı zamanda sinematografik bir kurgu da gözleniyor. Sinemacılığınızın ve senaristliğinizin romancılığınıza ne ölçüde sirayet ettiğini düşünüyorsunuz? Sahne kurma ve okurun gözünde görsel bir imaj yaratma fikriyle senarist Korat'la yazar Korat'ın hiç çatıştığı oluyor mu?

Bunu reddediyorum. Senaryo yazarlığı benim yazarlığımdan önceye konamaz. Benim bazen bir senarist olduğumdan hareketle böyle söylemek doğru değil. Öncelikle bir yazar olduğum için sinemada yer aldığım gerçeği akla gelmeli. Çok uzun zamandır “dilin görselleşmesi” üzerine görüşler öne sürüyorum, duyu organlarının öne çıktığı bir yazı eyleminden söz ediyorum, asıl bunlara bakmalı.

Duyu organlarını öne çıkararak yazdığım hâlde, edebiyatımın senaryonun etkisinde kalabileceğini düşünmek bile doğru değil. Tek başına senaryo, edebi olarak eksiktir. Bir senaryo iyi hikaye anlattığı için senaryodur ama yönetmen senaryosu, filmin ulaşacağı son aşamadır: Hatta kurgu masasından önce filmin ne olduğu hakkında açık bir şey söylenemez. İyi bilinmeli ki bir senaryo, yönetmen tarafından çekilmedikçe senaryo için ve sinema dili için örnek gösterilemez. Görüntünün dili görüntüyle olur, yazarlıkla değil.

Senaryo yazarlığının roman yazarlığıyla kıyaslanmasını bu nedenle kabul edemiyorum. Senaryosunu yazdığım olayların romanını da yazdım, bunların birbirinin aynı şeyler olduğunu ifade edemem.

Kapadokya Dörtlüsü özelinde geriye dönük olarak şunu yapardım ya da şunu yapmazdım dediğiniz şeyler var mı? Gelecek zamanda sizi takip edenleri neler bekliyor? Bir gelecek tahayyülünde bulunmanızı istesem neler söylersiniz?

Yapamadığımı düşündüğüm bir şey yok. Gelecek hakkında ise konuşamam. Bütün yalnızlar geleceği konuşur; ben içinde yaşadığım çağdaki dostlarımdan memnunum, yalnız değilim ve bundan mutluluk duyuyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🕰️ Dönüyor Zaman, edebiyatın mizantropları

Kapadokya Dörtlemesi serisinin son halkası Dönüyor Zaman'la kitapçı raflarına dönen Gürsel Korat ile son romanının hissettirdikleri, çağrışımları ve onu yazanı da aşan sözleri üzerine. Edebiyatın ve felsefenin mizantropları.

14 Haz 2024

Gürsel Korat

YAZARLAR

Uğur Ugan

Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR