'Hikayenin Bir Parçası'

Djimi Traoré: “Golümden utanç duymuyorum, bu benim hikayemin bir parçası.”
Liverpool’un eski defansı kulüpte geçirdiği zamandan ve bir gün oraya nasıl geri dönebileceğinden bahsediyor, Steven Gerrard'ın asistanı olarak.
Bazı insanlarla konuşurken belirli konulardan kaçamazsınız ve Djimi Traoré muhtemelen bu röportaj başlamadan önce konunun buraya geleceğini biliyordu. Zoom üzerinden yaptığımız toplantıda aslında onun Seattle'dan İskandinavya'ya taşıyan koçluk kariyerinin nasıl şekillendiğini konuşuyorduk ama odada konuşulması kaçınılmaz bir fil vardı, Burnley’e karşı kaydettiği kendi kalesine gol.
Bu, 18 yıllık bir dönemde 3 ülkede 10’dan fazla takımı temsil eden, Mali’nin öne çıktığı ve bir dizi kupa kazandığı dönemde görünen ve özellikle Liverpool’un Şampiyonlar Ligi mücadelesinde yer alan Traore’nin oyunculuk kariyerini büyük ölçüde tanımlayan, futbol hataları literatürüne eklenmiş bir andı.
Bu ünlü bir CV. Yine de insanlardan, özellikle Liverpool taraftarlarından Traoré'yi değerlendirmelerini isterseniz çoğu, bir defans oyuncusuyla sınırlı olduğu kadar beceriksiz diye söz edecektir; bu değerlendirmenin çoğu 2005 Ocak’ta Turf Moor'da yaptığı şeyle bağlantılıdır. O gün; çok kötü giden bir Richard Chaplow ortasını Cruyff benzeri bir dönüşle uzaklaştırmaya çalışırken top sol ayağından çıkıp boş filelerle bulumuştu.
Liverpool’un sonrasında şampiyon olduğu, Rafael Benítez yönetimindeki ilk sezonunda, FA Cup’ın üçüncü turunda attığı golle ilgili, "Benim hatamdı. Bunun sorumluluğunu alıyorum" diyor:
"Topla dönmeye çalışıyordum ama yanlış yerden sekti, aşilime çarptı ve içeri girdi. Büyük bir hata ve Rafa da aynı şeyi düşündü, bu yüzden beni oyundan çıkardı (14 dakika sonra). Ayrıca bana oyunda çok rahat olduğumu ve bunun cezasının kendi kaleme gol atmam olduğunu söyledi. Ona katılıyorum. Ertesi gün Melwood'da soyunma odasındaydım (Liverpool'un o zamanki antrenman sahası) ve Jamie Carragher gelip yanıma oturdu. İyi bir yerde olmadığımı söyleyebilirdi. Uzun bir görüşmemiz oldu ve şöyle dedi: 'Djimi, bu bir şey değil, bir keresinde bir maçta iki gol atmıştım ve bu Manchester United'a karşıydı. O yüzden endişelenme.' Bu çok şey ifade ediyordu ve devam etmemi sağladı.”
Böyle düşük bir noktadayken, hakkında böyle dürüst ve nazik konuşabilmesi Traoré'nin takdiridir, ancak bunun kariyerini nasıl karakterize ettiği konusunda açık bir hayal kırıklığı var. “En yetenekli oyuncu olmadığını” kabul etse de özellikle Liverpool'da geçirdiği zamanın bir kaza olduğu fikri canını sıkıyor. Şubat 1999'da 18 yaşındayken Laval oyuncusuyken Liverpool’la sözleşme imzaladı ve yedi yılda iki teknik direktör altında 141 maça çıktı: Benítez ve onu İngiltere'ye getiren adam, Gérard Houllier.
Traoré, "Liverpool'a katılmadan önce sadece beş kez profesyonel maça çıktım ve bunlar Fransa ikinci ligindeydi” diyor:
“Liverpool benim öğrenme sürecimdi ve üst seviyedeydi, bu yüzden kolay değildi. Ayrıca ağırlıklı olarak sol bek oynadım ama benim pozisyonum sol bek değildi; stoperdi. Stoper olarak oynadığımda da sağ taraftaydım çünkü genelde Sami Hyypia'nın yanındaydım ve Sami sağda oynamayı sevmiyordu. Bu da sol ayaklı bir oyuncu için kolay değildi. Elimden gelenin en iyisini yaptım ve her zaman takımda kalmak için savaştım. Ve sonunda Liverpool için çok fazla kez forma giydim, kulübün büyük paralarla anlaşma imzaladığı birçok oyuncudan daha fazla maç oynadım.”
Burnley yenilgisinden 4 ay sonra İstanbul’da oynanan maçtan daha büyüğü yoktu. O gecenin hikayesi sayısız kez anlatıldı ama muhtemelen Traoré'ninkinden daha dramatik bir kişisel hikaye yoktu: Kaká'ya yaptığı faul Milan’ın açılış golünü atmasına sebep oldu, Liverpool skoru 3-3'e geri getirdikten sonra Andriy Shevchenko'nun şutunu kale çizgisinden uzaklaştırdı, topun geçip geçmediğini bilmiyordu.
“Rafa ile iki yolumuz vardı; Bana 'Djimi' diye seslenirse işler yolundaydı ama eğer bana 'Traoré' derse başımın belada olduğunu biliyordum. Devre arasında bana 'Traoré' dedi, bu yüzden işimin bittiğinin farkındaydım. Formamı çıkardım ve duşa girdim ama orada öylece durup performansımı düşündüm çünkü zayıf karındım ve takım arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğratmış gibi hissettim. Ve sanırım 20 saniye sonra Rafa'nın asistanı Pako [Ayestarán] geldi ve şöyle dedi: 'Djimi, hala oyundasın’ -Steve Finnan sakatlanmıştı, bu yüzden onun yerine oyunda kalıyordum. Duştan çıktım ve yeniden odaklandım. Bu benim çok büyük bir oyunda başarılı olmam için ikinci bir şanstı ve iyi ki öyle oldu. Bu bir telafiydi.”
Traoré aynı zamanda ertesi sezon FA Cup'ı kazanan Liverpool kadrosunun bir parçasıydı. Ağustos 2006'da Charlton'a katıldı ve Portsmouth, Rennes, Birmingham, Monaco ve Marsilya'da oynadıktan sonra 2013'te Seattle Sounders'a transfer oldu. Major League Soccer'da başarılı bir yıl geçirdikten sonra, Paris'te büyüyen ve Mali’yi seçmeden önce Fransa 19 Yaş Altı takımında da forma giyen Traore koçluğa geçti, Sounders'ta asistan oldu ve 2016 ve 2019'da MLS kupalarını kazanmalarına yardımcı oldu.
Bu, 41 yaşındaki oyuncunun, 20 yıl önce Gana'da Manchester United'ın eski Afrika yetenek avcısı Tom Vernon tarafından gençlere futbol antrenmanı ve eğitim fırsatlarına erişim sağlamak amacıyla kurulan Right to Dream'de uluslararası akademinin baş antrenörü olmasını sağladı. Right to Dream, 20'den fazla uluslararası Ganalı yetiştirdi ve Danimarka kulübü FC Nordsjælland'ı satın alabilecek kadar büyüdü ve en iyi çaylaklar için Avrupa futboluna girme şansıyla birlikte ikinci bir yol yarattı. Nordsjælland'ın ilk takım kadrosunda, geçen temmuz ayında Ajax'a transfer olan orta saha oyuncusu Mohammed Kudus da dahil olmak üzere dokuz Ganalı futbolcu vardı.
Right to Dream Academy’nin üçüncüsü gelecek yıl Mısır’da açılacak. Özetle Traore, eski Chelsea ve Gana orta saha oyuncusu Michael Essien'in antrenör olduğu Nordsjælland'ın Avrupalı ve Afrikalı genç yetenekler için mükemmel bir fırsat yeri olarak kalmasını sağlamaya vurgu yaparak tüm operasyonu koordine ediyor. Right to Dream'in mezunları arasında Danimarkalı uluslararası oyuncular Michael Damsgaard ve Mathias Jensen da var.
Traoré, Nordsjælland'ın doğu Danimarka Farum'daki merkezinde 19 yaş altı eğitim oturumuna katıldıktan kısa bir süre sonra konuştu:
“Bir koç olarak benim için en önemli şey genç oyuncularla çalışmak, bu yüzden bu iş, kişiliğime mükemmel şekilde uyuyor” diyor. “Ayrıca bu yüzden kendi golümden utanmıyorum (Burnley'e karşı); bu benim kariyerimin hikayesi -bazen yüksek, bazen alçak- ve şu an sahip olduğum işte bunu genç oyuncuların kariyerlerinde karşılaştıkları engelleri aşmalarına yardımcı olmak için kullanabilirim. Onlara şunu söyleyebilirim: 'Kendi kalenize gol atabilir ve birkaç ay sonra Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilirsiniz.'
Zamanla çoğu Liverpool taraftarının Traoré hakkında hisleri değişti; öfkenin yerini gerçek sevgi aldı. Eleştiri ve alay konusu olmasına rağmen, Kop'un Traoré için, The Jackson 5'in “Blame it on the Boogie” şarkısının melodisine uygun şu dizelerle biten bir şarkısı var: “Ayaklarını kontrol edemiyor” -duygular karşılıklı- Traoré gülümseyerek söylüyor: “Reds için oynadığında sonsuza kadar Red'sin.”
Traoré bir gün Liverpool'a antrenör olarak dönmek ister mi? Belki bir menajer olarak?
“Yapmak istediklerim konusunda gerçekçiyim” diye yanıtlıyor, “Eğer bir menajer olmak istersem bu MLS'de olurdu çünkü orada iyi iş çıkarırım ve fırsat bulacağımı biliyorum.”
“Liverpool menajeri olmayı da düşünmüyorum çünkü bu Steven Gerrard’a uygun. Bu onun kaderi ve umarım (Jürgen) Klopp emekli olduğunda kulüp bu işi Steven'a verir. Rangers'ta harika bir iş çıkarıyor. Karakterini ve bir koç olarak gelişme arzusunu gösterdi."
Belki Traoré, Gerrard'ın Liverpool'daki asistanı olabilir?
"Asla bilemezsin," diyor başka bir gülümsemeyle. "Asla bilemezsin."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Premiercast
Premier Lig’in dünü, bugünü ve yarını üzerine; okuyan, konuşan ve yazan kanal.

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR




