İçme suyunda geçen saatler

Herkesin elinde bir bardak, durup dinlenmeden su içtikleri yer

Mehmet Selahattin, 2 Ağustos 1930

Midesinden sık sık şikâyet eden bir arkadaşım var. Ha bire içer! İçtiği sudan başka bir şeydir: Limonata, gazoz, şıra, ayran, nadiren bira ve akşamdan akşama rakı.

Geçen gün bilmem ne münasebetle dedim ki:

“Ayol bir kere de şu içme sularına gitsene! Pek methediyorlar, mide hastalıklarına bire bir geliyormuş.”

Yüzüme manalıca bir bakışla baktı da dedi ki:

“Yok azizim, ben oraya gitmem.”

“Neden?”

“Baksana kardeşim ‘İçme!’ diye emrediyor. Ben doktorun bile içme demesini dinlemiyorum. Hele bir iç diyen olsun da bak nasıl giderim.”

Bizim o arkadaş gibi içki ile başımız pek hoş olmadığı için içme suyuna gittik. Tren Pendik’te henüz mola vermişti ki vagonun içinde bir yaygaradır koptu:

“Tuzlu çekirdek! Haydi İçmeler’e gidenler!”

“Tuzlu var tuzlu!”

Ne dersiniz, çekirdekler kapış kapışa gitti. Malum ya tuzlu şey yenilecek, hararet iyice bassın. Ondan sonra gelsin bardak bardak içme suyu.

***

Büyük içme suyu haznesinin başında 20 kişi kadar vardık. Herkesin elinde bir bardak. Durup dinlenmeden içiyoruz. Tuhaf değil mi? İnsana burada bir hırs geliyor. Fazla su içme hırsı.

Yanımda bir hanım davullar gibi şişen karnını tutarak pof pof edip duruyor ama çeşmenin başından da ayrılamıyor. Alman oldukları anlaşılan bir karı koca pek gayretli şeyler. Saydım erkek 25, kadın 26 bardak su içti.

İçme suyunda ben görmeyeli epey değişiklikler olmuş. Su hazneye tulumba ile geliyor. Haznenin yanındaki kaynağın etrafına küçük bir havuz yapılmış. Suyu daha taze içmek isteyenler bardaklarını kaynaktan dolduruyor.

Herkes birbirine soruyor:

“Sizin kaç oldu?”

Alınan cevaplar hayret verecek derecede:

“29.”

“36.”

“Dün 40 bardak içtim ama bugün 25’ten yukarı çıkamadım.”

Düşünün bir kere. 36 bardak su ne demek! İnsanın bu kadar suyu bir arada görmekle göz doyar. Bari şu bildiğimiz memba suları gibi içtikçe içeceği gelen tatlı bir su olsa neyse. Tuzluca, mayhoşça bir lezzeti var. Alışkın değilseniz 3-4 bardaktan fazla içmezsiniz. Fakat el oğlu şifa niyetine bu sudan gaz tenekeleri dolusu içiyor.

Şurasını da söyleyeyim ki burada asıl mesele suyu içmesi değil boşaltmasıdır. Eskiden karnını şişiren çalılar arasına dağılırdı. Şimdi yüzlerce ayakyolu var. Birkaç bardak sudan sonra ben de bunlardan birinin kapısına dayandım. Baktım biri elinde bir sürü anahtarla geldi. İşim bitinceye kadar kendi başıma sahip olduğum helayı açıp girdim. Dışarıda bir müşteri anahtar beğenmiyor.

“Baksana oğlum, bana başka anahtar ver.”

“Neden efendim?”

“Numarası iyi numara değil. 13 numarayı hiç sevmem.”

İçeride gülmemek için kendimi zor zapt ediyorum. Ellerimi yıkarken biraz evvel anahtar veren adam yanıma geldi.

“Efendim 20 kuruş vereceksiniz.”

Sabahtan akşama kadar bu kadar berbat hizmette çalışan bir adama 20 kuruşluk bahşişi çok gördüğümden değil fakat mesela insan hâli, yanında 20 kuruşu olmayan adam bu suyu içtikten sonra nereye gider ve ihtiyacını nerede defeder acaba? Ayakyolu için alınan parayı duhuliyeye eklemek bana kalsa daha kestirme olur.

İçme suyunda geçen günü üç fasla ayırabiliriz: 1. İçme faslı, 2. Temizlenme faslı, 3. Doldurma faslı.

Üçüncü fasıl hepsinden tatlı. Masaların etrafında tavuk suyundan yapılmış çorbayı gövdeye atanların hâli sahiden görülecek şey. Hele bir tanesi var, Ermeni şivesiyle öyle bir haykırıyor ki hiç sormayın.

“Zo, beni boynuna aldığının farkındasın? Açlıktan ölüorum dedisem inanmoorsun?”

Adamcağızın hakkı var. İnsan suyu içip de rahatladıktan sonra dehşetli acıkıyor. Doktorların içme suyunda mühim vaziyetleri var. İtidali kaçırıp birkaç bardak fazla su içen hemen doktora koşuyor.

“Karnın şişti, idrar da sökmüyor. Ne yapayım?”

“Üst üste 20 bardak içtim daha zuhurat yok. Ne yapayım?”

“Su gelmeye başladı. Yeter mi yoksa daha içeyim mi?”

Sorunlar hep böyle tuhaf tuhaf şeyler. İçmeler’den dönüş de hoş oluyor. Trenin düdüğü işitilince çalılıklar arasından istasyona doğru bir koşuşturmadır başlıyor. Dikkat ediyorum, hemen bütün yolcular bir vagona toplanıyor. Öteki vagonlara rağbet eden yok. Sebebini kulağıma fısıldadılar:

“Öteki vagonların şeyi yok da. Şayet sıkışılırsa…”


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Yıl 1930: Su içmek için sıraya girenler #42

içmeler, 36 bardak su içtim, 13 numaranın uğursuzluğu, bir istanbul macerası

09 Ağu 2022

İçmeler'de sıraya girenler

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR