İklim krizinin ikiyüzlülükle imtihanı

Geçen gün iklim krizi ile ilgili kafanızı şişirip; plastiklere savaş açtığını evde kompost yapmaya başladığını, bir şey alacakken üstüne 3 kere 5 kere düşündüğünü söyleyen arkadaşınızı, alışveriş merkezinden elinde birkaç poşet ve pet şişeyle çıkarken gördüğünüzde ne hisseder, ne düşünürsünüz?
İklim krizinin ikiyüzlülükle imtihanı

İçinizden kafasına bozuk yumurta atmak mı geçer? 

Yoksa Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi karşısına geçip “N’alçak, nasıl yaparsın bunu? İkiyüzlü! Ortamlarda iklim krizi diye takılıyorsun” mu dersiniz? 

Hayal kırıklığına uğrayıp, kandırıldığınızı mı hissedersiniz?

 “O bile iklim krizini bu kadar sallamıyorsa, ben ne yapabilirim mi?” dersiniz. 

Ya da üstüne 3 kere düşündükten sonra ihtiyacı olduğuna karar verdiği şeyi alan ve termosunu evde unuttuğu için susayınca vicdanı sızlayarak pet şişede su alan biri olduğunu mu düşünürsünüz?

İklim krizinin her yerimizi saran bir konu olduğu ile ilgili hiçbirimizin -en azından bu satırları okuyanlar arasında- şüphesi yok artık. Bununla beraber hepimizin kafası o kadar karışık ki, ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilemez haldeyiz. Zamana karşı yarıştığımızın farkındayız ve elimizden geleni yapmak – hiç değilse- vicdanımızı rahatlatmak ve gece başımızı yastığa koyduğumuzda kâbus görmemek istiyoruz.

Amaaaaaaa… (yazılarımızın olması olmazı bir ama ile daha karşınızdayız). Her kafadan bir ses çıkıyor ve her “iyi niyetle” yaptığımız şeye  “kulp” bulan çıkıyor. Çıksın da bu konuyla ilgili sorunum yok. Çünkü -bence- ilerleme tam da böyle bir şey. Ben bir şey derim, başkası hiç bakmadığım bir yerden başka bir şey der. Düşünürüz. Sonra bambaşka bir şey çıkar ortaya, falan filan. Daha iyiyi bulmaya giden yol böyle böyle şekillenir. Şu an olduğumuz noktaya da bu şekilde geldik. Burada benim takıldığım nokta; iyi niyetle bir şeyler yapma çabasındaki insanların, ne yaptıklarından çok, ne niyetle yaptıklarının haşince eleştirilmesi oluyor.

Biraz karışık oldu, şimdi toparlıyorum. Önce şunu ortaya koymamda yarar var, ben kurumlardan çok insanlara inanırım (yani tercümesi; kurumlar bana daha “sinsi” gelir zaten tüm bu sayı da bu sinsilik üzerine aslında). Bu nedenle kendi halinde sıradan bir insanın, iklim krizine karşı davranışlarının sözleriyle ne kadar tutarlı olduğuna bakarken, “aaa sen geçen gün iklim krizi fena geliyor diyordun, şimdi neden kağıt bardakta kahve içiyorsun? Hayırdır?” demekten kendimi korumaya çalışırım. Çünkü bu, bence aşırı manasız ve yersiz ve incitici ve saçma bir eleştiri olur. Elbette şunu demiyorum; hepimiz kâğıt bardakta kahve içmeye devam edip, talebin azalmasına ve böylece de üretimin azalmasına giden yolu sabote edelim. Böyle bir niyetim yok. Demeye çalıştığım, bir insanın benimsediği hayat felsefesinin içinde bir anlık davranışını yakalayıp, oradan hektarlarca orman yakmış bir caniymişçesine kafa göz dalmak adil midir, işe yarar mıdır?

Yani aslında sorum şu; “iklim krizi ikiyüzlülüğü nerede başlıyor?

Bireysel çabamız mutlak gerekli olmakla birlikte bütünün içinde bakıldığında çok da işlevsel değil. Zaten iklim krizinin duygusal ve maddi faturasını bireyin üstüne yıkmaya çalışan şirketler sayesinde epey yıpratıldık. Belki de temelde amaç da buydu; dikkatimizi kendi yapacaklarımıza odakladığımızda büyük şirketlerin ikiyüzlü politikalarını fark edecek enerjimiz kalmayacaktı, kendi karbon ayak izimizi hesaplarken büyük şirketler aradan sıyrılacaklardı, bilemiyorum. 

Bana göre tanınan ya da tanınmayan insanların sözleri ve davranışlarının arasındaki açığı yakalamaya çalışmaktan ziyade, objektifimizi kapitalizme çevirmemiz gerekiyor. Çünkü sorun aslında sistemsel bir sorun. Bireysel karar ve reformlarla elbette kazanım sağlayabiliriz ama asıl büyük kazanımı, sistemin değişmesi yönünde yapacağımız çaba ve baskı ile sağlayabileceğimizi biliyorum. Bu sebeple de ünlü, ünsüz herkese bu yolda ihtiyacımız var. Birbirimize, kesici delici eleştiri okları ile saldırmayı bir kenara bırakıp; birbirimizi nasıl daha çok destekleyebiliriz sorusuna odaklanmanın zamanı geldi. Birbirimizle uğraşarak daha fazla vakit kaybetmenin gereği yok, sanki? Ne dersiniz?

“Yararlı ikiyüzlülük” olur mu?

Bülten için ‘Greenwashing’ başlığını belirleyince ben de kendi çapımda araştırma yapmaya başladım. Konuya, nasıl farklı bir yerden bakabiliriz, diye merak ettim ve “helpful hypocrisy” adında bir terimle karşılaştım[1].

2019 yılında yayımlanan makalenin yazarları, kurumsal ikiyüzlülük konusuna bambaşka bir yerden bakıyorlardı. Diesel’in  Global Warming Ready kampanyasını merkeze aldıkları çalışmada sosyolog Nils Brunsson’dan alıntı yaparak, “ikiyüzlülük aslında bizim modern organizasyonlardan tam da beklediğimiz şekilde görünüyor; eğer biz şirketleri kendi çıkarları ile çatışan talep ve normlara maruz bırakır ve onların bunları karşılamasını beklersek, bu durumda onlardan ikiyüzlülük de beklemeyiz.” diyorlar.

Ve de görmüş olduğunuz kampanya fotoğraflarına gönderme yaparak, “İroninin, insanların fikirlerini değiştirmek ve toplumu iyileştirmek amacıyla toplumun çelişkilerine ve kusurlarına işaret eden bir 'yardımcı ikiyüzlülük' aracı olarak görülebileceğini” ileri sürüyorlar.

Makaleyi ilk okuduğumda böyle bir an sarsıldım. Evet yani, biz aslında şirketlerden olmadıkları gibi davranmalarını istiyoruz. Satış ve kâr elde etme amaçlı kurumlardan ‘Kızılay’ ruhu beklemek, aslında manasız olan. Ve onların taleplerimizi karşılamak ve bize “duyarlı oldukları” göstermek için bunları yapmaları da ikiyüzlülük bile olsa, konuya geniş kitlelerin dikkatini çekmeyi sağlayan “yardımcı ikiyüzlülük” olabilir. Çok mantıklı. Sonuçta bu şirketlerde çalışanlar da dünyayı yok etmeye çalışan uzaylılar ya da şeytan falan değil -en azından umarım değillerdir- gayet insan türünün evlatları ve dünyanın sonunun gelmesini elbette ki istemezler. 

Afferin ya Diesel(!).

Açık konuşmak gerekirse benim burada kafam karışıyor. Kâr amacı güttüğünden zerre kadar şüphemizin olmadığı bir şirketin, geniş kitlelerin farkındalığı için hazırladığı bu kampanyanın fotoğraflarındaki ironi falan gayet güzel, hakkını vermek gerek. Benim, burada 3 yıl yazsam, ulaşamayacağım kadar geniş kitlelere pat diye, hem de görsel bir şekilde, daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşıyorlar mı? Kesinlikle evet.  

Niyetlerini de bilemem elbette, ama hissettiğim şey; “burada bir sinsilik olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam” modu. 

Greenwashing’in washing’i çabası gibi.

Yani demem o ki; bu kampanyalara tamamen çamur atmak da pamuklara sarıp sarmalamak da doğru değil. İyi işe, iyi iş derken de şüpheciliği aklımızın bir kenarında tutmakta fayda var. Ve biliyorum, devamlı tetikte olmak, güvensizlik vs. de çok yorucu. Bu nedenle kendimizi çok zorlamadan, enseyi aşırı karartmadan, rahat ama farkındalığı açık bir halde yaşamaya devam diyorum. Dünyayı korumaya çalışırken kendimiz kaybetmeyelim. Dengenize kuvvet diliyorum!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Greenwashing: Bu iş nereye gidiyor?

"Yeşil badana"yı incelediğimiz iki serilik Esmiyor Post!un ikincisi. Üzerine ciltler yazsak, yazılır. Ama başka konular da var...

10 Mar 2022

Greenwashing: Bu iş nereye gidiyor?

YAZARLAR

Merve Apaydın

https://aposto.com

İLGİLİ OKUMALAR