
Argonotlar hem sanatla hem topluluklarla iletişim kuruyor, ama onlar için belki de en değerlisi toplulukların da sanatla bağını kurmak. Ve bunu yaparken bakış açılarına sapasağlam tutunmak…
Kültigin'e öncelikle sanat üzerinden konumlandırdığı yayın anlayışının sosyal ve kültürel diyalogla ilişkisini soruyoruz. Kültigin, Argonotlar’ın da çoğu zaman içinde bulunduğu “küçük sanat dünyasının” dilinin ve iletişim stratejisinin biraz kapalı olduğunu söylüyor. Tabii ki bu kapalılığın çeşitli tarihsel, politik sebepleri var. Ancak Kültigin bunun dışında çok daha geniş bir kitle olduğunu hatırlatıyor:
“Son İstanbul Bienali’ni 451.000 kişi ziyaret etti, İstanbul Modern’i 10 yıl içinde 8 milyon kişi ziyaret etti, Refik Anadol’un sergisinde kuyruk oluyor. Aslında böyle büyük büyük rakamlar, sergi görmeye gelen dev bir kitle var. Emekli olmuş, maddi refahı olan ve sergi gezen teyzeler var. ‘Argonotlar’ı onlar okuyabilecek mi? Onlar sevecek mi?’ gibi sorularımız vardı. Sanat ürünlerini merak eden, sergilere giden bir kitle var, biz bu ikisinin nasıl buluşacağını düşündük.
Örneğin sanatın Marcel Proust üzerine etkisi hakkında bir yazıyı çevirdik, en çok ilgi çeken yazılardan biri oldu çünkü edebiyat dünyasını merak eden, güncel sanatla çok ilgilenmeyen bir kitle var, onlar oradan bağlandı. Onur Haftası’nda kuir sanat üzerine birçok yazı çıkardık, onları takip edenler aslında sanatla çok bağı olmasa da LGBT hareketini takip edenler. Topluluklarla sanat arasında böyle böyle çeşitli bağlar kurmaya çalışıyoruz.”
Deneme-yanılma-geleceğe kalma
Kültigin henüz iki yıllık bir yayın oldukları için tekli ve katı iletişim stratejileri seçmek yerine deneye yanıla gitmeyi tercih ettiklerini söylüyor. Argonotlar için bir diğer önemli konu gelecekle bugünün diyaloğu için bir temel sağlamak:
“Yılda bir kez Twitter’da güncel sanat kötülenir muhakkak. Ben 13 yıldır Twitter’dayım, yılda en az bir kere bayram gibi, ritüel gibi, bir şey olur ve güncel sanat kötülenmeye başlanır. Artık bu tartışmalara girmiyoruz çünkü bize bir şey katmıyor. Biz kendi derinlikli içeriklerimizi yapalım, okumak isteyen okusun ve buradan ilerleyelim istiyoruz. Kavgayla, tartışmayla değil, önce bir düşünüp, sonra yazıp çizmek istiyoruz.
Bunun bir örneği Ahmet Güneştekin tartışması olmuştu. Sanat dünyası için utanç verici yazılar çıktı. Eleştirenleri de eleştirmeyenleri de dahil ederek bir dosya hazırladık. Farklı bir perspektif olsun diye o zaman Diyarbakır’da olan muhabir Nurcan Baysal’dan açılıştan izlenimler istedik, orada neler oldu, neler konuşuldu… Polemiğe dahil olmak kolay ama benim için önemli olan, on yıl sonra baktığımızda ‘Bunlar olmuş, böyle olmuş, böyle perspektifler varmış’ diye görebilmek. Gündemi yansıtmaya çalışıyoruz ama on yıl sonra Argonotlar’a baktığımızda insanlar ‘ Türkiye’deki güncel sanat dünyasında bunlar bunlar olmuş, bunlar bunlar tartışılmış, şöyle perspektifler varmış,’ diyebilsin istiyorum.”
Tabii Argonotlar'ın çoksesli yapısı, içeriklerine büyük bir çeşitlilik getiriyor. Hatta bazı yazılarında “Bu konu üzerine neden yazdınız?” gibi sorularla bile karşılaşabiliyorlar. Kültigin bunun hakkında şunları söylüyor:
“Bazı yazılar kitleseldir, daha çok kişiye seslenir, bazı yazılar çok ağırdır, sadece 100 kişi okur ama sanat tarihine etki eder, bazıları sadece kaydırılarak geçilir, bazıları da haber vermek içindir. İşte bunlar arasında bir denge tutturmak gerekiyor. Bunun için tek bir formül olduğunu düşünmüyorum. Online yayıncılık hâlâ yeni bir alan. Deneye yanıla gideceğiz. Bence sadece o denemeleri iyi yapanlar, o denemelerden aldıkları sonuçları sonra tekrar devredebilenler, onlar zaten burada kalacak. Hep aynı yönde ilerleyenler biraz geride kalmaya mahkûm gibi görünüyor.”
Dönüşen sanat, dönüşen diyaloglar
Sanat mağara duvarlarındaki resimlerden Rönesans'a, modernizmden güncel sanata büyük dönüşümler geçirdi. Argonotlar, bunları tanımlamaktansa dönüşümün kendisiyle ilgileniyor. Theseus’un gemisinin yeniden inşası gibi…
“Twitter’da üst düzey bir kamu görevlisi muhtemelen Refik Anadol’a laf atarak ‘Yapay zekayla yapılan sanat sanat değildir’ tarzı bir şey söylemişti. Biz bu gibi tartışmalarla ilgilenmiyoruz. Zaten ‘sanat mı sanat değil mi?’ ile de ilgilenmiyoruz. Önemli olan sanatın yarattığı dönüşüm.
On yıl önceki bir eser belki bugün hiçbir yerde değil, hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki onu sadece açılışına giden 20 kişi gördü ama o sanat tarihine büyük bir damga vurdu. Bunu fark etmiyoruz belki ama vurmuş… Bu yüzden biz böyle tanımlar atfetmiyoruz. Derdimiz bunları tartışmaya açmak. Sanat üreten insanlar var. Bazıları çok görünür oluyor, sponsorları oluyor, reklam alıyor. Bazısı toplam 500 liraya üretiliyor, ufacık bir inisiyatifte 10 metrekarelik bir odada duruyor. Biz bunların hepsini eşit bir yerden görmeye çalışıyoruz.”
Sanat değişiyor, toplum değişiyor, hâliyle yayıncılık da değişiyor. Argonotlar da yeni medyanın olanaklarını en iyi şekilde kullanmak istiyor. Bu noktada Kültigin, Aposto yayının okurla doğrudan bağ kurabildiği, kendisi olarak onlara seslenebildiği yönünün kendisi için değerli olduğunu söylüyor. Aposto yayınlarını ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğini anlatıyor:
“ Ana alanımızda dilimiz biraz daha resmî, 'kararname gibi yazıyoruz' diye dalga geçiyoruz. Aposto yayınında biraz açıyoruz. Bazen içerik bazlı değişiyor, bazı içeriklerde daha eğlenceli, renkli bir dil kullanabilirken bazı yazı dizileri ona oturmuyor. Ama bir yayının her yazısının aynı formatta, aynı tarzda yazılardan oluşan bir bütün olması gerektiğine inanmıyorum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Argonotlar'la bir yayıncılık değeri olarak iletişimi konuşuyor, Theseus'un gemisinin yeniden inşa edilmesini izliyoruz.
12 Ağu 2022

YAZARLAR

Aposto P.S.
Aposto'dan gelişmeler, ürün güncellemeleri, yazar ve yayın topluluğumuzdan hikâyeler, röportajlar, medya sektörüne ve entelektüel üretime dair perspektifler ve daha fazlası.
İLGİLİ OKUMALAR


