İlkokul Dönemine Uçuş

Yazı: Ezgi Zora
Selam yeniden!
Hayli zaman sonra buluşup sizi anılarıma götürmeyi vazife bildim. Kimi vakit bir an umarsızca rahat koltuğundan kalkıp aklında olmayan bir şeye odaklanırsın. Bu belki komodin düzenlemek, belki makyaj süngerini temizlemek, belki fotoğraf albümü karıştırmak ya da kitaplığında silinmeyi bekleyen tonla kitabı silmeye kalkmak gibi bir şeydir. Şu an bu satırlar, pazar gününü çalışmaya adayan bir muallimenin satırlarıdır arkadaşlar. Sıkı durun boşuna muallime demedim burada bir eğitim karmaşasının yan gelip yattığı bir anıdan söz edeceğim. Hani böyle hayatınızda bazı dönemler vardır ve o dönemler o andayken senin aklını yok sayar, dilini yutmuş gibi kalakalmışsındır. Ve yıllar sonra o dilini yuttuğun, söylemeye utandığın anılar seni papağana dönüştürür. Her ortamda anlatırsın —bazı arkadaşların yılmıştır, senin umurunda değildir...
Haydi gelin ilkokul dönemime uçalım. Hepimizin hafızası “Hey gidi günler heeey!” diye naralar atsın. 7-8 yaşlarımda falanım, sınıflar balık istifi. Okulumuz ilçenin tam göbeğinde. Her gün mütemadiyen belediyeden kayıp, çalıntı, ilçeye dair hava raporları geçer ve yanı sıra 23 Nisanlarda çocuk korosu şarkı söyler tüm halk dinleriz. İlginç mi geldi? Ama bunun çok samimice ve çok eğlenceli olduğunu söylemem gerekir. Hele bir de bu işlerden sorumlu kişi anneniz ise. İlkokul öğretmenimiz despot bir adamdı. Sürekli ödevler verir, kurallarından taviz vermez ve başarı kaydedemeyen öğrenciyi başarısız kabul edilen hatta kabaca “tembel” denilen sıraya oturturdu. Kafanızdaki şimşekleri tahmin ediyorum. O şimşekler şu an bende yeniden çaktı. Çalışkan sırasındaki öğrencilerin ne kadar caka sattığını hayal de edin lütfen, ha bir de o sıra ana caddeye bakan sanırsın boğaz manzaralı bir yalı. Garibim duvar sırası ne yapsın, bir kere leke yemiş artık. Çalışkan sırasına geçse kaç yazar… Bir gün öğretmenim yine bir ton ödev vermişti. Ödevi yapıp yapmamamıza göre kıdemleneceğiz ya da duvara (level atlanamayan malum sıra ) mahkum olacağız. Kırmızı kurşun kalemleri bilirsiniz. En alâ silgi bile onu silmeye gücünü yetiremez. Ben de kazazede olarak matematik işlemini yanlış yapıp sildim yeniden doğrusunu yapmıştım. Öğretmenim kontrole geldiğinde sıra arkadaşıma cicili bicili , uyaklı ,redifli sözler söylerken bana öyle bir kızıp -doğru yaptığım halde – beni tembel sırasına postalamasın mı? Bunu kabul etmem sulu patates yemeği yemem kadar zor ve de adil değildi. “Eti senin kemiği benim.” denirdi ya şu an et ve kemik de öğretmenimdeydi. Bu yaftalamadan, tembel çalışkan ayrımından sonra bir müddet o sırada duvara mahkum bir şekilde eğitim hayatımı sürdürmüştüm. Şu an öğretmenim ve beynimdeki o duvar sırasının (tembel) lanetli etkisinden mi bilmem o tarafta oturan öğrencilerde hep kendimi görürüm. Bilinçaltımı kemiren bu eğitimin eğitimsiz halini okurken neler hissettiğinizi bilmem ama şu da bir gerçekmiş ki olan bitenleri ailemize söyleyemeyecek kadar saf kalpli ve öğretmenimize itaatkar bir 90’ların 20’likleriymişiz! Vay be!..
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş






