İngiltere’nin Göçmen Politikası

Jamaika, Kraliçe 2. Elizabeth ve İngiltere'ye tazminat davası açmaya hazırlanıyor.
İngiltere’nin Göçmen Politikası

(Görsel: LSU Media)

Geçtiğimiz günlerde Jamaika hükümetinin, Kraliçe 2. Elizabeth ve İngiltere'ye tazminat davası açacağını bildirmesi üzerine İngiltere’nin göçmen politikası yeniden gündeme geldi. Jamaika kanadı gerekçe olarak, köleliğin zarar verici etkilerinin hala devam ettiğini belirtti ve "Transatlantik köle ticaretinin kurbanları için adalet arayışına yönelik çabamızda yeni adımlar attığımızı duyurmaktan özellikle memnuniyet duyuyoruz." ifadelerini kullandı.

İngiltere’nin göçmen politikası yeni bir problem olmadığı gibi, köle ticareti ile ilişkisi de bilinen bir gerçek. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan işçi açığını kapatmak üzerine Britanya Adası'na getirilen ve eski İngiliz kolonisi ülkelerin vatandaşları olan kesimlere kısaca Windrush Nesli deniyor. Dönem itibariyle ülkenin nüfus ihtiyacına hizmet etmeleri ve hâlihazırda İngiltere kolonilerinden geliyor olmaları, bu insanlara resmi olarak vatandaşlık verilmesini zorunlu kılan bir durum oluşturmuyor. Nitekim 1940’lı yıllarda henüz vatandaşlık, göçmenlik, vize gibi kavramlar günümüzdeki gibi bir karşılık da ifade etmiyor. Ancak yıllar geçip artık bu kavramlar netlik kazansa da ülkelerinden ayrılarak, İngiltere toplumunun her alanına karışan bu kişilere İngiltere vatandaşlığı verilmiyor. Bu durum elbette Windrush Nesli’nin, toplumsal olarak ayı statüde oldukları İngiltere vatandaşlarına göre bir ayrımcılığa maruz kalmasına, sosyal haklarının ihlal edilmesine yol açıyor.

1973 yılında İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne girmesi ve Doğu Avrupa’dan gelen göç dalgasıyla karşılaşması ise bu kez ülkenin ekonomi ve sağlık sistemlerini bunaltıyor. Bu yolla göçmenlere karşı toplumsal bir tepki oluşurken, Doğu Avrupalı göçmenlerin yanında, 1940’larda kolonilerden getirilen kişiler de sınır dışı edilmeye varan hak kayıplarına uğruyor. Windrush Nesli’ne sürekli olarak vatandaşlık sözü verilse de hükümet çeşitli bahanelerle durumu sürüncemede bırakıyor ve en son 2018 yılında, İngiltere İçişleri Bakanı Amber Rudd’un istifasına giden bir skandala yol açıyor.

Göçmenlere yapılan sistematik baskının üzerine İngiltere, Milletler Topluluğu vurgusu yaparak göçmen politikası sorununu çözeceğini ifade etse de günümüzde hala kolonilerden getirilen göçmenlerin hak kaybı devam ediyor. Aslına bakılırsa bu sorunun kaynağını tam da İngiliz Milletler Topluluğu yapılanması oluşturuyor. İngiltere günümüz dünyasında kolonileşme ve sömürge yoluna gitmese bile, dönemin Britanya İmparatorluğu ve onun kolonilerinden oluşan 54 ülkeden on altısı resmi olarak hala İngiliz tahtına bağlı.

İngiltere her ne kadar Brexit gibi adımlarla göçmen sorununun önüne geçmeye çalışsa da eski dünya düzeninden kalma politikaları Jamaika ve Windrush Nesli örneklerinde olduğu gibi dünya coğrafyasını etkileyen insan hakları ihlallerine yol açıyor. Ancak günümüzde, üçüncü dünya ülkeleri gibi ekonomik olarak bağımlı toplumların eğitim, ekonomi, sağlık gibi her alanda yaşadığı zorluklar ele alındığında, belki de artık hükümet politikalarına vicdan unsurunu eklemek gerekiyor. İngiltere ve gelişmiş ülkelerin de, kuruluşunda başı çektiği bu yeni dünya düzenine adapte olması, hak kaybına uğrayan toplumlar için bir zorunluluk gibi görünüyor.

Elif Ay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş