İnsan gerçekten kendi özgür iradesiyle mi oy vermeye karar veriyor?

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye’de seçim kampanyacılığı için Pandora’nın kutusunu açtı. Siyasi propaganda ve psikolojik harekat arasındaki çizgi hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu durum; genç, kararsız veya "küskün" muhalefet seçmeninin sandığa gitmemesi için kullanılıyor olabilir mi?
İnsan gerçekten kendi özgür iradesiyle mi oy vermeye karar veriyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Irak’ta 21 yıllık ABD işgalinde yaklaşık 300 bin kişi öldü.

Afganistan’da 50 bin.

İki ülkede de bildiğimiz anlamda devlet ortadan kalktı. Özellikle Irak’ta bir daha eskisi gibi gülemeyecek milyonlarca insan var.

İki ülkenin de öz kaynaklarından trilyon dolarlar sağlık hizmetlerine, eğitime veya kalkınmaya değil; savaşa harcandı.

Eğer 2000 yılındaki ABD başkanlık seçimlerinde Florida’da George W. Bush ve yeni muhafazakarlar 327 (yazıyla üç yüz yirmi yedi) oyla seçimi kazanmasaydı bunların hiçbiri yaşanmayabilirdi.

Bush’un seçimi kazanabilmesinin nedeni ise zaten kazanacaklarını düşünen, kararsız ya da o zamanki demokrat başkan adayına güvenmeyen on binlerce demokrat seçmenin oy vermeye gitmemesiydi. 

2019 İstanbul seçimi: Kararsız ve oy vermeyen seçmenin zaferi

2019 yerel seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul’da aynı zarftan çıkan oylardan birini kabul edip diğerini etmeyince seçim yenilendi. Devletin resmî kurumu Anadolu Ajansı’nın verilerine göre ikinci seçimde CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun oyu 572 bin 103 arttı. AK Parti adayı Binali Yıldırım'ın oyu önceki seçime göre 220 bin 583 düştü. Oysa ki yine AA’nın rakamlarına göre bir önceki seçimde iki rakip arasındaki fark 13 bin 729’du.

İkinci seçimde katılım oranı da %0,56 arttı. Bu 59 bin 256 oy yapıyor. Yani YSK’nın iptal ettiği seçimdeki farkın 4,3 katı. Ekrem İmamoğlu İstanbul’u ikinci kez 8 yüz binden fazla oyla kazandı.

Bu YSK’nın verdiği karar karşısında adalet duygusu zedelenenlerin oylarının rengini değiştirmesinin yanında, kararsızların ve ilk seçimde sandığa gitmeyenlerin ikinci turda oy vermesinin de etkisiydi

Genç seçmen neden kararsız?

GoFor ve Konda’nın geçen hafta yayımlanan “Gençlerin Politik Tercihleri Raporu 2024”e bakınca ilk akla gelen bunlar oluyor.

Rapora göre yerel seçimler öncesi 18-30 yaş arası gençlerin %29,7’si kararsız; %14,1’i ise oy kullanmayı düşünmüyor.

Araştırmada 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası özellikle muhalefet kanadında genç seçmenin partilerine küskünlüğünün aşılamadığı değerlendirmesi yapılıyor. Katılımcıların hiçbir partinin gençlere yönelik politikalarından hoşnut olmadığı bulgu olarak ortaya konmuş.

Diğer taraftan siyasetçiden çok siyaset kurumuna güvensizlik hissedildiğinden bahsediliyor. Bunları olgu olarak kucaklayıp, sonuca şaşıranlara hayret etmemek elde değil.

Siyasi ilgisizlik 60’lardan kalan bir 'hastalık'

22 Şubat’ta Spektrum’da yayımlanan "Seçim kampanyaları neden bu kadar renksiz?" başlıklı yazıda, “Özellikle, Amerika ve Avrupa’da 1970’lerden başlayarak basını takip ederek politik konulara hâkim olduğunu düşünen seçmenin, takip ettiği kısır politik ortama etki edemeyeceğini anladığında politikaya katılmamaya başladığını” yazmıştım.

“Siyasi ilgisizlik sadece oy vermeme davranışı ile tanımlanmıyor. Henüz internet ve sosyal medya ortada yokken gelişen bu 'siyasi hastalık', herkesin sosyal mecralar üzerinden siyasi mesaj bombardımanına ve habere maruz kaldığı günümüzde ne kadar ilerlemiş olabilir, varın siz düşünün.”

Konda-GoFor araştırması cevabı kısmen vermiş gibi görünüyor.

Araştırma çevrimiçi sosyal mecraların rolünün bu sonuca nasıl etki ettiğini tartışmıyor ancak temel bulgular arasında gençlerin toplumsal değişim yaratmak için birincil tercihleri arasında örgütlü siyaset ya da sivil toplum katılımı yerine “tweet atmak ve hashtag çalışması yürütmek” gibi dijital aktivizm sayılabilecek tavırları benimsedikleri yer alıyor.

Raporun sosyal medyayla ilgili bir diğer ilgi çekici kısmı ise “Yeni Anayasa Çalışmaları” ile ilgili bölümünde karşımıza çıkıyor. Eğitim seviyesi arttıkça “Kişisel özgürlükler kısıtlanabilir” diyenlerin sayısı yükseliyor.

Raporda bu durum “Sosyal medyada her gün çeşitli suçlara tanık olan kişiler, canına ya da malına gelecek herhangi bir zararın, kişisel özgürlüklerin kısıtlanmasıyla önüne geçilebileceğini düşünerek bu seçeneğe yönelmiş olabilir” şeklinde yorumlanıyor.

Bu şüphesiz sosyal medyanın gençlerin karar mekanizmalarını ve düşünce sistemlerini etkileyebileceğine dair bir yorum.

Politik olarak sosyal medyada aktif olmaları da yine buranın politik motivasyonla ilgili kendilerine ulaşmak için en net alan olduğunu gösteriyor.

Sosyal medyanın politik motivasyon üzerindeki etkisine dair birbirinin tam zıttı iki genel görüş var: Biri "Etkisi geleneksel araçlar kadar belirgin değil" derken diğeri "Etkisi daha çok" diyor.

Ben bir siyasi kampanyada, sosyal medya eğer hedef kitlenin geleneksel motivasyonlarını tamamlayıcı ve güçlendirici şekilde, iyi hedeflemeyle, akıllıca kurgulanırsa çok etkili diyenlerdenim. 

Bu fikrin bilimsel temeli de var.

Seçmen gerçekten özgür iradesiyle mi karar veriyor?

Bilim insanları “Bireyin kişiliğinin içinde bulunduğu sosyal yapı tarafından şekillendirildiğini de yadsımamak lazım, bununla birlikte özgür irade; her düşüncenin, duyunun, idrakin, duygunun, algının ya da hareketin birey farkına varmadan önce gerçekleşmesi nedeniyle büyük oranda bir yanılsama” olduğunu söylüyor.

Yani sonuç olarak başkalarının “özgür iradesi” aslında bu alanlarda iyi bir mühendislik faaliyetiyle şekillendirilebiliyor. 

Nörosiyaset insanların siyasal tutumları ve davranışları arasındaki ilişkiyi bilişsel ve nörobiyolojik süreçlerle sorgulayan bir bilim alanı.

1970’lerin ikinci yarısından itibaren ölçüm için MRI cihazlarının kullanıldığı birçok deney, “İnsanın doğası ve beyin yapısı siyasi tercihlerini etkiler mi, nasıl etkiler?” sorularıyla ilgili bilim insanlarına ipuçları veriyor. Liberallerle muhafazakarların verdikleri tepkilerden tutun farklı ideolojilere mensup insanlarla nasıl iletişim kurulacağına kadar pek çok konuda çalışmalar yapılıyor.

Siberpsikoloji ise dijital teknolojilerin insan üzerindeki bilişsel, duygusal, fiziksel, davranışsal ve sosyal etkilerini bir bütün olarak ele alıp sorguluyor; birbirini etkileyen dinamikleri açıklamaya çalışıyor.

Dolayısıyla çevrimiçi sosyal mecraların hayatın her alanında bu kadar etkin olduğu günümüzde, bu iki bilim dalının kesişim kümesinin çıktıları, propaganda faliyetlerinde oy verme davranışını değiştirmekle ilgilenenler tarafından kullanılıyor.

İyi kampanyalar bu araştırmalarla insanın “bilişini” ve “davranışını” “hackleme” üzerinden tasarlanıyor. 

Kampanyalar beyni bilimle 'hackleme' üzerine kurulu

İşin biyolojik ve psikolojik tarafı, çok basit bir mantık işliyor. Beyin eski, orta ve yeni beynin birlikte çalışmasıyla biz fark etmeden “çıktı üretiyor.”

Eski beyin binlerce yıllık evrim sürecinde hayatta kalmamızı sağlamış. Yeni beyin (neokorteks) düşüncenin merkezi. Görme, işitme, konuşma gibi duyuların yanında yaratma, düşünme gibi üst düzey zihinsel işlevleri yönetiyor. Duyular aracılığıyla algıladıklarımızı biraraya getirip anlamladırdığımız, örneğin hayal kurmamızı sağlayan bölüm burası. Orta beyin (amigdala) ise içgüdüler, arzular, duyguların geliştiği bölüm. Öfke, şiddet, endişe, kaygı ya da korku gibi ani duyusal algıları yönetiyor. Aynı zamanda hatıralar ile o anda hissedilen duyguları ilişkilendiriyor. 

Yapılan araştırmalara göre liberaller yeniliğe ve belirsizliğe daha duyarlıyken, muhafazakarlar daha yapılandırılmış ve kalıcı bilişsel özelliklere sahip. Muhafazakarlar karar verirken duygusal tepkilerin merkezi amigdalanın etkisinde. Liberaller ise karar verme süreçlerini yeni beynin faliyetleriyle; bilgi, araştırma ve uzmanlardan aldıkları fikirlere göre yürütüyor.

Yani aslında siyasi propaganda veya kampanya faaliyeti yürütenler ne tip mesajlarla farklı hedef kitlelerin beyinlerinin hangi tarafını nasıl tepkiler vermesi için uyaracaklarını çok önceden biliyorlar. Sadece hedef kitleye, partiye, adaya ve güncel olaylara göre, işi nasıl yürüteceklerinin kararını veriyor ve stratejisini oluşturuyorlar.

Buna ek olarak, bu stratejiler oluşturulurken yine insanın karar verme davranışının bir parçası olan bilişsel önyargılar (cognitive bias) hesaba katılıyor. Günümüze kadar tanımlanan 200 civarında bilişsel önyargı davranışlarımızı ve karar verme mekanizmalarımızı etkiliyor.

Bilimsel deneylerdeki MRI sonuçlarına göre, politik inançlarıyla çelişen gerçeklerle karşılaştıklarında katılımcılar bilişsel uyumsuzluk nedeniyle (cognitive dissonance) strese giriyor. Bu durumun etkisini azaltmak için kanıtın kaynağını küçümseyerek, karşı argümanlar geliştirerek, kendi tutumlarını sosyal olarak onaylatarak veya yeni bilgilerden işlerine gelmeyenleri görmezden gelerek tepki veriyorlar. 

Buna çabuk paylaşmak üzerine kurulu sosyal medya kullanım alışkanlıkları, sosyal mecralardaki konformizm ve grup davranışı da eklenince o çok meşhur “yankı odaları” oluşuyor. Verili gerçeğe karşı, kişiye özel “alternatif gerçeklik” bu kez grubun sesi oluyor. Mekanizmanın çalışma sistemi basit, beyin insanın mevcut inançlarını doğrulayan bilgileri işlerken dopamin salınımıyla birlikte bir tür haz yaşıyor.  

Sosyal medya dinamiği kutuplaşma ve oy tercihini hangi mekanizmayla etkiliyor?

Büyük teknoloji ve sosyal medya şirketleri de insanın doğasından faydalanarak bu matematik ve işleyişi kârlılıklarını artırmak için kullanıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin Meta reklamları için çok az harcama yaptığını ortaya çıkaran; aynı kişinin hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı için kutuplaştırıcı içerikler paylaşan onlarca sosyal medya hesabının sahibi olduğunu tespit eden gözlemevi: İnternet ve Toplum Araştırmaları Merkezi’nin kurucusu Handan Uslu yaptığımız küçük sohbette konuyu açıklarken “dikkat ekonomisi”nin altını çiziyor:

“Teknoloji firması sizi ne kadar ekranda tutarsa sizin hakkınızda o kadar veri topluyor. Sizin psikolojik, psikografik ve demografik profilinize göre içerik üretiyor. Böylece reklamcıdan ve reklam verenden para kazanıyor” 

Bu firmaların etkileşimi ödüllendiren bir mantıkla insan beyninin doğanın mekanizmasını nasıl “hacklediğini” ve bu durumun nasıl kutuplaşmayı büyüttüğünü ise şöyle anlatıyor:

“Sürekli kutuplaştırıcı içerikle insan beynini tahrik edeceksiniz ki insanlar bağımlı olacak bu içeriğe. Böylece çok takipçi elde edip, bunları paraya çevirebilirsiniz. Ne kadar çok etkileşim getirecek içerik yaparsanız, firma da sizi o kadar like'la, takipçiyle, algoritmada ön plana çıkararak destekliyor.”

Dolayısıyla siyasal iletişimciler kampanyalarda sosyal medya şirketlerinin bu tavrı üzerinden bir “istenilen etki”ye (desired effect) ulaşmaya çalışıyorlar. 

İşte bu noktada işin içine dezenformasyon giriyor.

Çünkü sosyal mecralar aslında dezenformasyonun üretilmesi ve yayılması konusunda sadece aracı.

2016'da ABD'de demokrat seçmen oy vermemeye teşvik edildi

Temel mesele sosyal medyanın ve dezenformasyonun hangi stratejik hedef doğrultusunda, hangi istenilen etki için kullanılacağı.

Örneğin ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu raporlarına göre 2016 Amerikan seçimlerinde Rus İnternet Ajansı’na bağlı troller Cumhuriyetçi aday Donald Trump karşısında Demokratların adayı Hillary Clinton’ı itibarsızlaştırmak, ona karşı güvensizliği beslemek, siyasete güveni azaltmak ve demokrat seçmenin sandığa gitmesini engellemek için çalıştı. Stratejik hedef ise iki aday arasında oy farkının düşük olduğu eyaletlerde demokratlara kaybettirmekti.

Türkiye’de sosyal medya gerçekten gençleri siyasetten soğuttu mu?

Türkiye dünyada sosyal medya kullanımında 15. sırada. 2023 rakamlarıyla 62.55 milyon kullanıcı var. Bunların tekil olup olmadığı belli olmasa da yüzde 58.65’i 18 yaşın üzerinde. Yani oy kullanabiliyorlar ve çok yoğun bir sosyal medya kullanım alışkanlıkları var.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye’de seçim kampanyacılığı için Pandora’nın kutusunu açtı. Siyasi propaganda ve psikolojik harekat arasındaki çizgi hiç olmadığı kadar bulanıklaştı.

Alternatif gerçekler bir yana dezenformasyonun her çeşidi, çok geniş kitlelere sosyal medya araçlarıyla açıktan ulaştırıldı. Bilişsel savaşın hemen hemen tüm taktikleri kullanıldı. Bu planlı, bilerek, isteyerek, sonuçları hesaplanarak yapıldı. Daha önemlisi bu durumun kimse için önemli bir sonucu olmadı.

Seçmenin oy verme davranışını “karanlık sanatlar” kullanarak bedel ödemeden etkileyebileceğini gören ajanslar da bu alanda çalışmalarını derinleştirerek artırdı.

Sosyal mecralarla arası iyi “genç arkadaşlar”, büyük teknoloji firmalarının kendilerine sundukları imkanlarla, trollükten para kazanmaya, seçim kampanyalarında görev almaya başladı.

Siyasi kültürün değişmesi, ahlak fukaralığı, ayrıcalıklı hukuk uygulamaları, uygun yasa ve etkili kontrol mekanizması eksikliği buna alan açmasaydı işin bu kadar çığrından çıkmayacağını düşünenlerdenim.

Dolayısıyla GoFor ve Konda araştırmasındaki bulguları buradan okumak gerektiğini düşünüyorum.

Yerel seçimlerde 'bilişsel savaş'

Tüm bu konuştuklarımıza örnek vermek gerekirse... 2024 yerel seçimlerine günler kala, kendini siyaseten iktidara yakın olarak tarifleyen yayın organları bir süredir tarafların resmî evrakla gerçekleşen bir ticaretin parçası olduğunu açıkladıkları “para sayma” videosunu bağlamından kopararak yayınlıyor.

Tartışma programları sadece görüntüleri ekranda tutmak üzere kurulu. Bu, işin bilişsel tarafıyken, bir adım sonrasında teknolojik tarafına da şahit oluyoruz. İETT otobüslerindeki görüntülü sistemler hacklenerek para sayma videosu bazı otobüslerde yayınlanmaya başlandı.

Bunlar hükümet üyelerinin ve İstanbul adayının her konuşmasında olaya değinmesiyle destekleniyor. Aynı temayla üretilen başka içerikler de, kendisiyle alakalı olmamasına rağmen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu konuyla ilişkilendirmeye çalışıyor.

Özellikle çok tüketilen ve paylaşılan mizahi içeriklerle sosyal medyada, genç seçmen gözünde ciddi bir itibarsızlaştırma çalışması yürütülüyor.

Genç, kararsız veya küskün muhalefet seçmeni sandığa gitmemeye cesaretlendiriliyor.

“Seçmen gerçekten kendi iradesiyle mi karar veriyor?” ve “Sosyal medya siyasi motivasyon için ne kadar etkili?” sorularının cevabını verirken tüm bunları düşünmek; siyasete inancı zedeleyen içeriklerin neden üretildiğini akılda tutmak ve nihayetinde bunların ötesine geçip sandığa gitmenin önemini hatırlamak gerekiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🗳️ Türkiye: Sandığa 3 kala, İstanbul'a bakanlar

Yerel seçimlere üç gün kaldı: Kararsız veya küskün seçmenin ne yapacağı ve seçim katılım oranları en büyük soru işareti. "17+1" tartışmaları İmamoğlu'na mı yarayacak? Son anketler.

28 Mar 2024

AA

YAZARLAR

Utku Başar

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu. Aynı bölümde yüksek lisans yaparken Mehmet Ali Birand’ın teklifiyle gazeteciliğe başladı. 32. Gün belgeselleri ile birlikte CNN Türk Dış haber servisinde çalışırken CNN International ve farklı uluslararası yayın organizasyonları için prodüktörlük yaptı. 2004’te muhabir olarak girdiği 32. Gün’ den 2013’te genel yayın yönetmeni olarak ayrıldı. 2013-2015 arası CNN Türk’te kendi haftalık belgesel programını hazırlayıp sundu. Ulusal ve uluslararası şirketler için kıdemli pazarlama iletişimi danışmanı olarak çalıştı. Maya Vakfı’nın diplomasi ve operasyon direktörlüğünü, Deniz Temiz Derneği Turmepa’ nın genel müdür yardımcılığını yaptı. Aralarında 140 Journos, Reflekt, Habertürk gibi kurumların bulunduğu geleneksel ve dijital yayıncılar için strateji - içerik - yayın danışmanlığı ve yöneticilik yaptı. Aralarında Al Jazeera, Maclean’s, DW/+90 ve 12 Punto’nun da bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarına serbest gazeteci olarak katkıda bulundu. Kampanya bazlı siyaset ve stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor, uluslararası ve ulusal askeri tatbikatlarda StratCom ve medya SME olarak çalışıyor. resaid’in kurucularından.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?