

Roche Türkiye , meme kanserinde ihtimalleri değiştirmeye davet ediyor Meme kanseri ile mücadelede erken tanının önemini vurgulamak amacıyla bugün, 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü olarak kabul ediliyor. Kendi kendine yapılan meme muayenesi erken tanının konulabilmesine, erken tanı ise tedavi sürecinde büyük faydalar elde edilebilmesine olanak tanıyor. Roche Türkiye , bu kapsamda hayata geçirdiği “Kadın Eli Değsin İhtimaller Değişsin” kampanyası ile tüm kadınlara “Var mısın İhtimalleri Değiştirmeye?” sloganıyla sesleniyor. Kampanya filmine buradan ulaşabilirsiniz. Kadınların kendi kendine meme muayenesi ile kendi meme dokularını daha iyi tanımalarının ve bu sayede değişiklikleri erkenden fark etmelerinin hedeflendiği proje kapsamında Memeder ve Roche Türkiye , Türkiye’nin lider ve uzman iç giyim markası Penti ile bir araya geliyor. Nasıl? “Kadın Eli Değsin İhtimaller Değişsin” kampanyasıyla kadınların bu semptomları nasıl belirleyebileceğine ilişkin farkındalık yaratılması hedefleniyor. Bu doğrultuda, Memeder, Roche ve kadınları en iyi anlayan markalardan Penti iş birliğiyle 26 Ekim 'de 14.30 - 16.30 saatleri arasında Vadistanbul AVM’deki Penti mağazasında Çağla Şıkel ve Prof. Dr. Beyza Özçınar 'ın katılımıyla meme kanserinde erken tanının ve kendi kendine meme muayenesinin önemi anlatılacak. Kendi kendine meme muayenesine dair detaylı bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. M-TR-00002822
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Gizem Aslantepe - İran uzmanı akademisyen
Mehsa (Jina) Emini’nin başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle İran’da İrşat Devriyeleri (Geşt-i İrşad) olarak bilinen ahlak polisleri tarafından Tahran'da gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi, ülke çapında yeni bir protesto dalgası başlattı. Dördüncü haftasına girdiğimiz protestolar seksenden fazla şehre yayıldı. Protestolara kadınlar öncülük etse de kadınları sokaklara döken talepler toplumun farklı kesimleri tarafından sahiplenildi.
Esasen kadınlar 2018'den beri düzenli aralıklarla başörtüsü eylemleri gerçekleştiriyor. Daha önce “İnkılap Caddesi’nin Kızları” olarak bilinen ve 31 yaşındaki Veda Muvahhid’in başındaki beyaz örtüyü çıkarıp bir sopanın ucuna bağlamasıyla başlayan “Beyaz Çarşamba” eylemleri de çok ses getirmişti. O zamandan bu zamana kadınların talepleri hiç değişmedi.
Orantısız gücün ardındaki meşruiyet krizi
Biz bugünlerde en çok Örtünme Yasasını konuşsak da kadınların talepleri bundan çok daha fazlasını içeriyor. İslami yaşam biçiminin dayatılmadığı, eşit yurttaşlığın, eşit istihdamın sağlandığı bir yönetim ve meşruiyetini şer’i kaidelerden değil modern hukuk kanunlarından alan bir anayasa ve medeni kanun gibi… Yani mesele sadece Örtünme Yasası değil, İslami rejimin kadınlara uygun gördüğü hayat tarzı. Bu bakımdan birçok kadın mevcut rejimin reforme edilmesini değil kökten yıkılması gerektiğini düşünüyor. Bu durum protestolarda atılan “Merg ber Hamaney! (Hamaney’e ölüm!)”, “Merg ber Cumhuri-ye İslami! (İslam Cumhuriyeti’ne ölüm!)” gibi sloganlarda da net bir biçimde görülüyor. Protestolarda din adamları ve Devrim Muhafızları başta olmak üzere müesses nizamın temel aktörleri hedefleniyor.
Zira gerek Muhammed Hatemi gerekse de Hasan Ruhani dönemlerinde beklenilen reformlar hayata geçirilememiş, bu durum halkın reformistlere olan inancının kırılmasına ve değişimin önündeki engelin bizzat İslami rejimin kendisi olduğu kanısına varmalarına sebep olmuştur. Bundan dolayı protestocular artık ne 90’lı yıllardaki gibi reform beklentileri taşıyor ne de 2009’daki gibi siyasi açıdan konsolide olmuş haldeler. Üstelik onları sokaklara döken 2018’deki gibi yolsuzluk veya 2019’daki gibi benzin zammı da değil. Bu kez kitlesel hareketlerin fitilini ateşleyen kadınlar. Kadınlar, öznesi haline geldikleri protestolarda mevcut iktidarın politikalarını, kendilerini kamusal alanda gerçekleştirebilmelerinin önündeki en büyük engel olarak tanımlıyor ve buna karşı ciddi bir direnç gösteriyor. Ancak müesses nizam, kadınların taleplerini görmezden gelerek bu direnci kararlı bir şekilde kırmaya çalışıyor. Orantısız güç kullanımının ardında ise meşruiyet krizi yer alıyor.
Birçok kişiye göre, İran-Irak Savaşı boyunca toplumu Şiilik ve milliyetçilik nosyonlarıyla konsolide eden rejimin elinde bugün kullanabileceği herhangi bir araç kalmadı ve ortaya büyük çaplı bir meşruiyet krizi çıktı. Bu kriz zaman zaman ABD veya İsrail karşıtlığıyla zaman zaman da Orta Doğu’daki Sünni blok karşıtı söylemlerle aşılmaya çalışıldı ve içerdeki muhalif gruplar marjinalleştirildi. Ancak reformların yetersizliği, sorunlara kalıcı çözümler bulunamaması, ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluk meselesi bu nosyonları günümüzde kullanışsız hale getirdi.
Öyle ki İsfahan Teknoloji Üniversitesi’nde atılan sloganlardan birinde öğrenciler rejime onun diliyle seslendi: “Hoseyn, Hoseyn kocayi? Yezid şode sipahi!” (Hüseyin, Hüseyin neredesin? Yezid bir ordu oldu!) Protestolar kadın hareketinin bir sonucu olarak ortaya çıktı ancak kısa bir süre sonra öğrencilerin, kentli orta sınıfın ve toplumda marjinalleştirilmiş her grubun dahil olduğu büyük çaplı eylemlere dönüştü.
Protestoların yaygınlaşması İran’daki birçok dinamikle açıklanabilir. Ancak bu en başta İran’da protesto kültürünü içselleştirmiş bir toplumun mevcudiyetiyle ilişkilidir. İran’da her yıl bizim duymadığımız onlarca grev ve protesto gerçekleşmektedir. Örneğin şeker fabrikası işçileri, petrol işçileri, emekliler, öğretmenler, öğrenciler düzenli olarak protesto gösterileri düzenliyor. Birçoğu ekonomik temelli olmakla beraber siyasi özellikler taşıyan gösteriler de yaşanıyor. Hatta gösteriler ekonomik sebeplerle başlasalar dahi çoğu kez iktidar/rejim karşıtı eylemlere dönüştüğünden hepsinin siyasi bir yönü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Ancak Mehsa Emini’nin ölümünün ardından gerçekleşen protestoları diğerlerinden ayıran birkaç önemli husus bulunmaktadır:
Birincisi, protestoların merkezinde kadınlar yer almaktadır. Buradan kadınların daha önce herhangi bir politik eylemsellik içerisinde yer almadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Tütün İsyanı’ndan Meşrutiyet’e, sol hareketlerden 1979 İslam Devrimi’ne hatta 444 gün süren elçilik baskınına kadar birçok önemli hadiseye kadınların da dahil olduğu bilinmektedir. Ancak şu anda kadınların öznesi haline geldikleri geniş çaplı protestolara yön vermiş olmaları İran’daki protestolar açısından bir ilki teşkil etmektedir.
İkincisi, kadınların başını çektiği protestolarda kuşaklar arası bir iş birliği görülmektedir. Kadınların eylemleri önce üniversitelere ardından liselere sirayet etmiştir. Özellikle küreselleşmenin etkisiyle dünyadaki trendleri ve diğer kadınların yaşam tarzlarını yakından takip edebilen, geleneksel değerlerin nüfuz edemediği ve apolitik olduğu düşünülen Z kuşağı, protestolara yeni bir soluk kazandırmıştır. Genç kızlar ablaları gibi örtülerini çıkarıp sallamakla yetinmemiş, sosyal medyada viral olan fotoğraflara da imza atmıştır. Fotoğraflarda birçok liseli genç kız “Hamaney’e ölüm” sloganının yazılı olduğu tahtaların önünde orta parmağını göstererek sırtı dönük bir biçimde poz vermiştir. Okullara konuşmaya gelen Besic üyelerini yuhalamış, okul müdürlerini kovalamıştır. En önemlisi de sokaklara çıkmış ve hayatlarına mal olacağını bilerek veya bilmeyerek özgürlükleri için savaşmıştır. İşte onlardan bazıları:
Amul’da alnından vurularak öldürülen Gazale Çelevi 33 yaşındaydı. Mazenderan’da dişçiden dönerken hedef alınan Hannane Kiya 23 yaşındaydı. Kalbinden ve kolundan kurşunlanan Hadis Necefi 20 yaşındaydı. İsfahan’da kurşunlanan Mehsa Mogoyi, protestolar sırasında kaybolduktan 10 gün sonra yüzü ve kafası parçalanmış halde cesedi ailesine teslim edilen ve tecavüze uğradığı düşünülen Nika Şakeremi ve Kerec’de güvenlik güçleri tarafından vurularak öldürülen Sarina Esmailzade 16 yaşındaydı…
Rejimin orantısız müdahalesi ve artan genç ölümleri halkı daha da ateşlemekte, sönümlenmesi beklenen protestoların daha da harlanmasına sebebiyet vermektedir. Bu halde rejim ya birtakım reformlar yaparak mevcut siyaseti, marjinalize ettiği grupları içerisine alarak yeniden şekillendirecektir ya da baskının dozunu arttıracak ve kendi çöküşünü hızlandıracaktır.
Üçüncüsü, protestolara genellikle kadınların, öğrencilerin ve kentli-eğitimli orta sınıfın katıldığı gözlemlenmektedir. İşçi, köylü ve kentli alt sınıftan ciddi bir destek gelmemiştir. İrili ufaklı grevler yalnızca yerelde etkili olmuş, rejimin mali açıdan kan kaybetmesini sağlayacak boyutta bir kitlesel harekete dönüşmemiştir. Bu da protestoların kısa vadede sonuç vermesini güçleştirmektedir.
Dördüncüsü, rejim kadın aktivizmine gölge düşürmek amacıyla meseleyi etnik bir zeminde ele almaktadır. Bu yolla kendi kitlesini ayrılıkçı olarak gördüğü gruplara (Kürt, Türk, Beluç, Arap vs.) karşı konsolide etmektedir. Kürdistan ve Sistan-Belucistan Eyaleti’ne bağlı şehirler tamamen abluka altına alınmakta ve adeta “savaş alanına” çevrilmektedir. Türklere karşı da sert politikalar izlenmektedir. Bu bağlamda rejimin ayrılıkçı unsurlar olarak gördüğü etnik azınlıkların yaşadığı bölgelere uyguladığı baskı ve şiddetin dozu ile diğer bölgelere uyguladığı baskı ve şiddetin dozu aynı değildir. Ayrıca İran’ın Irak’taki Komele ve KDP mevzilerine saldırılarda bulunması da meselenin etnik açıdan okunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla en başından beri savunduğum “meselenin etnik bir zeminde tartışılmaması gerektiği” fikri maalesef artık geçerliliğini yitirmiştir.
Beşincisi, müesses nizama göre reform isteyen kadınların taleplerine olumlu yanıt vermek, özellikle dış politikada bir zayıflık belirtisi olarak algılanacaktır. Yine de Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ecei’nin 10 Ekim Pazartesi günü protestoculara “Herhangi bir sorunuz, itirazınız, eleştiriniz veya belirsizliğiniz mi var? Gelin birlikte konuşalım. Hata yaptıysak birlikte düzeltebiliriz.” cümleleri dikkat çekicidir. Devletin en üst mercilerinden birinin “protestocuları muhatap alacağız ve onlara kulak vereceğiz” minvalindeki söylemleri, diyalog kanalının açık tutulduğunun işaretidir. Değişim kaçınılmazdır ancak bunun 90’lardaki gibi bir reform hareketine dönüş ile mi yoksa rejimin sosyal-siyasal haklar konusunda yapacağı ciddi açılımlarla mı gerçekleşeceği belli değildir.
Altıncısı, bu eylemlerin kazananı kadınlar olmuştur. Bugün zorunlu başörtüsüne karşı başlatılan protestoların Meşhed ve Kum gibi Şii İslam’ın kalelerinde dahi görülmesi önemli bir kırılmaya işarettir. Ayrıca çador (çarşaf) giyen kadınların, örtülerini çıkarıp sallayan kadınlarla el ele verdiği fotoğraflar ve İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan videoları dikkate değerdir. Ancak hâlâ kadınların önemli bir kısmının rejim yanlısı protestolara destek vermesi gerçek bir mobilizasyonun sağlanamadığı yönünde yorumlanabilir.
Son olarak, bu protestoların İran’da bir devrim ihtimalini doğurup doğurmayacağı sorusuna gelirsek… Açıkçası İran siyasal sisteminde İslami rejimin alternatifi sayabileceğimiz bir yapının mevcut olmaması bu ihtimali ortadan kaldırmaktadır. Bunda rejimin herhangi bir muhalif siyasi partinin meclise girmesini yasaklamasının da payı vardır. Dolayısıyla rejimi eleştiren ancak protestolara katılmayan ve her fırsatta “İran’ın dünya savaşlarında büyük güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği bir ülkeye dönüştüğünü” hatırlatanlar öncelikle şu düşünce ile hareket etmektedir: “İslami rejim yıkılsın, peki, yerine ne gelsin? İktidarsızlık, İslami rejimden daha iyi değil.” Bu açıdan sistem alternatifini yaratmalı. Onlara göre İran’da başka türlü bir değişim mümkün değil.
Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Altın Portakal Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. İstanbul'da restoranlar ilk kez Michelin yıldızı ile ödüllendirildi. Yılın vahşi yaşam fotoğrafçısı ödülü Karine Aigner'in oldu.
15 Eki 2022

YAZARLAR

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.




