İş arayan gençler anlatıyor: ‘Deneyim istiyorlar ama deneyim kazanma fırsatı vermiyorlar’

Avrupa’da üniversite mezunu işsizlerin oranında ilk sırada olan Türkiye’de gençlerin en büyük sorunlarından biri işsizlik. Aylar boyunca iş aramaktan kendi özdeğerlerini sorgulamaya başlayan, sosyal izolasyondan kaygı bozukluklarına uzanan sorunlarla karşılaşan üniversite mezunu gençler, Türkiye'de iş arama deneyimlerini anlattı.
İş arayan gençler anlatıyor: ‘Deneyim istiyorlar ama deneyim kazanma fırsatı vermiyorlar’

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

“Şubat ayından bu yana aktif olarak iş arıyorum. Başvurularımın büyük çoğunluğuna ya hiç dönüş yapılmadı ya da olumsuz yanıt aldım. Çevremden de sürekli ‘Boğaziçi mezunusun sen, nasıl iş bulamıyorsun?’ gibi cümleler duyuyorum. Benzer durumda olan çok arkadaşım var. Bazıları geçici işlerde çalışıyor ya da KPSS’ye hazırlanıyor. Hepimiz bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyoruz ama motivasyonumuz da umutlarımız da zamanla tükeniyor.” 

Bu sözlerin sahibi 24 yaşındaki Berfin, Türkiye’deki milyonlarca işsiz gençten biri… Mezun olduğunda iş bulabilmek için doğru bilinen her şeyi yaptı. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birine girdi; üniversite hayatı boyunca çeşitli işlerde çalıştı; gönüllü projelerde yer aldı ama yaşıtlarıyla aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamadı. Nadiren mülakata çağırıldığında da sonuç hayal kırıklığıydı:

“Maaş beklentim bile sorulmadan asgari ücretin dahi altında teklifler sunuldu. Temel haklar olan sigorta, yol, yemek gibi imkanlar sağlanmıyordu. Birçok yer onlarla çalışıp deneyim kazanmanın kendisini bir lütuf gibi sunuyordu.”

Deneyim, genç mezunların önüne örülen en büyük duvarlardan biri. Berfin de yaptığı iş başvurularında yeni üniversite mezunlarından en az beş yıllık deneyim beklendiğini söylüyor:

“Yeni mezunlarda beş yıl deneyim, ileri düzey yazılım bilgisi, iki yabancı dil ve düşük maaş beklentisi gibi kriterler arandığını görüyorum. Bu beklentiler ne insani ne de mantıklı. Deneyim isteniyor ama deneyim kazanmaya fırsat verilmiyor. Staj yapacak yer bile bulamayan binlerce genç var. Üstelik verilen iş tanımları çoğu zaman iki-üç ayrı pozisyonun yükünü tek kişiye bindiriyor.”

Berfin, mülakat süreçlerinin liyakat aramaktan uzak ve gayriresmî olduğunu da anlatıyor:

“Bu süreçte beni şaşırtan başka bir olay ise büyük bir şirkete yaptığım başvuruda mülakatta elenmem ve aynı ekipte çalışan Boğaziçili bir arkadaşımdan müdürün beni ‘Bir ekipte iki Boğaziçili fazla güçlü olur’ diyerek reddettiğini öğrenmemdi. Bu tür önyargılar yalnızca liyakat ilkesine zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda bazı yöneticilerin kişisel komplekslerini işe alım kararlarına yansıttığını da açıkça ortaya koyuyor.”

‘Her sabah aynı döngüye uyanıyorum, yüzlerce ilana başvuruyorum’

İşsizliğin sadece maddi değil, manevi anlamda da oldukça yıpratıcı olduğunu ifade eden Berfin, her sabah aynı döngüye uyanmanın, yüzlerce ilana başvurmanın, her bir iş ilanı için özgeçmiş ve motivasyon mektubu hazırlamanın ama çoğu zaman hiçbirine yanıt bile alamamanın zamanla ciddi bir tükenmişlik yarattığını söylüyor:

“Geri dönüş alınca sevinecek bir hâle geliyorsunuz ama çoğu yerden ya çok düşük ücret teklifleri geliyor ya da temel çalışan haklarının hiçbiri sunulmuyor. Geri dönüşlerin çoğu da otomatik sistem e-postaları oluyor. 

İşverenlerin yazdıkları e-postalarda temel bir dil özeni göstermemesi, üniversite mezunu biri olarak bu insanlardan neredeyse 'iş dilenir' duruma gelmek onur kırıcı bir durum. Gün içinde sürekli iş arama sitelerini kontrol etmek, umutla beklemek ama karşılığını alamamak motivasyonu ciddi şekilde düşürüyor."

Sosyal hayatının da bu süreçten etkilendiğini söyleyen Berfin, "bir kahve içmenin, otobüse binip arkadaşının doğum günü için hediye almak gibi basit şeylerin bile ekonomik bir yük hâline geldiğini" ifade diyor. Yaşadığı kaygı bozukluğu nedeniyle bir uzmana görünmeyi düşünse de bunun bile finansal bir stabilite gerektirdiğini söylüyor.

Çevresinden "Demek ki iş beğenmiyorsunuz" ya da "Gençler artık çalışmak istemiyor" gibi önyargılı tepkiler almanın ise en moral bozucu durumlardan biri olduğunu anlatıyor:

“Bu tarz yorumları sadece büyüklerden değil aynı zamanda bizden çok daha ayrıcalıklı büyümüş ve tanıdıkları aracılığıyla bir yerlere girmiş yaşıtlarımdan da alıyorum. Bu tarz yorumlar, yaşadığımız sorunları görünmez kılıyor. İnsan bir noktadan sonra anlatmaktan da vazgeçiyor çünkü gerçekten kimse yaşadığımız kaygıyı, belirsizliği, çaresizliği bizim kadar hissedemiyor.

İşsizlik sadece ekonomik değil, duygusal olarak da çok yalnızlaştıran bir süreç. Yani sadece işsiz kalmıyorsunuz, aynı zamanda kendi sosyal yaşamınızdan, ruh sağlığınızdan ve öz değerinizden de kopuyorsunuz. Zamanla kendi yeterliliğinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.”

‘Tanıdık olmadığı için iş bulamıyorum’

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü bitiren 24 yaşındaki Pınar da mezun olduğundan beri pek çok işe başvurdu ancak hiçbirinden geri dönüş alamadı. Hikayesini şöyle anlatıyor:

“Mezun olduktan sonra en azından deneyim kazanmamı sağlayacak şekilde geri dönüşler almayı umuyordum. İstanbul Üniversitesi bizim alanda ilk üniversite ve bunun avantajı olur diye umuyordum fakat şu an için hiç dönüş almadım. Normalde başarılı ve disiplinli bir kişiliğe sahibim. Bunun için okurken staj dışında sektöre yönelmedim ve akademik ortalamamı yüksek tutmayı başardım. 3.7 ortalama ile mezun olmak da şu ana kadar bana avantaj sağlamadı.” 

"Ekonomik şartlarım elverse yurt dışına giderdim" diyen Pınar, gelecek kaygısının arttığını ve belirsizlik içinde olduğunu söylüyor:

“Şu an sektörler deneyimi baz alıyor ve yeni mezunlara asgari ücret teklif ediyorlar. Bu ekonomide asgari ücret ile birey tek başına dahi geçinemeyecek durumda olduğu için iş arama süreci uzuyor. En önemlisi her sektörde olduğu gibi medya sektörü de tanıdık yönlendirmesi ile iş alımı yapıyor. Tanıdık bir çevrem olmadığı için iş bulamıyorum. Böyle devam ederse başka sektörlerde şansımı denemek zorunda kalacağım.”

‘Bazı mezunlar hâlâ ücretsiz staj yapıyor’

Moleküler Biyoloji ve Genetik (MBG) bölümünden mezun olan 23 yaşındaki Ceyhun, daha önce yurt dışında bir staj programına katılmış ve lisans eğitimi boyunca hem laboratuvarda hem de teorik çalışmalarda aktif bir şekilde yer almış ancak şu anda işsiz.

İleride ne yapacağını bilmediğini söyleyen Ceyhun da diğer gençler gibi belirsizlik içinde olduğunu belirtiyor ve “Aslında akademik kariyerimi ilerletmeyi şimdilik düşünmüyorum ama MBG mezunu olduğunuzda bu karar tek başına bir şey ifade etmiyor. Çünkü lisans mezuniyetinizle doğrudan işe girmeniz çoğu zaman pek olası değil” diyor.

Ceyhun, çevresinde mezun olup kendi alanında iş bulamayanların öğretmenliğe veya tamamen farklı sektörlere yöneldiğini ya da hâlâ iş aradıklarını söylüyor:

“Kimisi geçici işlerde çalışıyor, kimisi de ikinci bir üniversite ya da farklı sertifika programlarıyla çözüm arıyor. Bazı mezunlar asgari ücrete yakın bir ücret alıyor, bazıları da hâlâ ücretsiz staj yapıyor. Türkiye’deki genç işsizliği verileri sadece ekonomik değil, sosyolojik bir çöküşü de yansıtıyor. Üniversite mezuniyeti, artık bir 'çıkar yol' olmaktan çok, ertelenmiş bir belirsizlik hâline geldi. Gençler, mezun olduktan sonra 'sistem dışı' bir hayatla karşılaşıyor.”

Ekonomist İnan Mutlu: ‘Üniversite mezunu işsizlerin oranında Avrupa lideriyiz’

Türkiye’de genç işsizliği, Avrupa ve Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ortalamalarının üzerinde. Avrupa’da üniversite mezunu işsizlerin oranında ilk sırada olan Türkiye’de 2019’da işsizlik oranı %30’lardaydı. 

Aposto’ya konuşan Ekonomist İnan Mutlu, Türkiye’deki bu işsizlik sorununun dönemsel değil, yapısal sorunlara dayandığını söylüyor. Mutlu, “Yıllardır, eğitim seviyesi ne olursa olsun, gençlere yeterince istihdam yaratamayan bir ekonomik yapı var” diyor. Mutlu’ya göre, Türkiye’deki resmî işsizlik verileri de manipülasyonuna çok açık:

“İnsanlar iş aramayı bırakırlarsa devlet de onları işsiz saymayı bırakıyor. Dolayısıyla sadece istihdamı artırarak değil, insanların iş bulma umutlarını kırarak da işsizliği düşürmek mümkün. Bizdeki senaryo tam da böyle yaşanıyor.

Bunu, ne eğitimde ne işte olan, son dönemde "ev genci" diye tanımlanan nüfusun oranından da anlayabiliyoruz. 15-24 yaş arasındakilerin %22’si Türkiye’de ne okuyor ne çalışıyor. 15-29 yaş arasını aldığınızda oran %26’yı aşıyor. İki yaş grubunda da 'ev genci' oranlarında Avrupa’nın zirvesindeyiz.”

Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre 15-24 yaş grubu arasındaki kişiler "genç nüfus" sayılıyor; genç işsizliği, gençlerin istihdam ve işgücüne katılım oranı ile ne eğitimde ne istihdamda olan gençler hesaplanırken bu yaş grubu hesaba katılıyor.

ILO’nun 2024 yılı verisi olan ülkeler arasında, Türkiye'nin 15-24 yaş aralığındaki nüfusunun işsizlik oranlarında ilk 10’da olduğunu söyleyen Mutlu, “Bu, dehşet verici bir durum. Ancak bu gençlerin gündeme bile gelememesi, daha da dehşet verici. Üniversite mezunu işsizlerin oranında Avrupa lideriyiz” diyor.

İktidarın ya da özel sektörün genç istihdamı artırmak için attığı adımların yeterli olmadığını söyleyen Mutlu, bunun nedenlerini şöyle sıralıyor:

“Bu, biraz da Türkiye’nin 40 seneyi aşkın süredir uyguladığı ekonomik modelle ilgili. Devlet üretken sektörlerden çekildi, KİT’ler büyük oranda özelleştirildi. Kamunun istihdam yaratma kapasitesi budandı. Türkiye’deki özel sektör, zaten düşük katma değerli üretimle ayakta kalıyor. İhracatçıların son dönemde sürekli işçi ücretlerindeki yükseklikten şikayet ettiğini duyuyoruz. Özel sektörden istihdam artışı beklemek, hele nitelikli istihdam artışı hayalcilik olur.”

Gençler ne yapacak?

Peki istatistiklerde işsiz olarak bile görünmeyen, umudunu yitirmiş ve iş aramayan gençlerin sayısında artış var mı? Bu kişiler ne yapacak? Yeniden işgücüne kazandırılmaları için nasıl politikalar gerekir? Mutlu, “Ne çalışan ne okuyan gençlerin oranında açıkça görüldüğü gibi, Türkiye'nin gençlerini sürekli sistem dışına ittiğini söylemek mümkün” diyor.

Gençlerin sistem dışına itilmesinin en önemli nedeninin Türkiye’nin ekonomisinin durgunlaşması olduğunu söyleyen Mutlu, diğer bir sorunun ise iş bulanların nitelikli ve tam zamanlı iş bulamaması olduğunu belirtiyor:

“İstihdamın yaratılabilmesi için ekonominin belirli bir tempoda büyümesi gerekir. İnsanlar, uzun süre nitelikli ve tam zamanlı iş bulamadıkları zaman iş aramaktan vazgeçiyor. Yüksek faiz, ekonomiyi yavaşlatıyor. Yavaşlayan bir ekonomide işsizliğe çözüm bulmak zordur.”

Mutlu’ya göre bu sorunun kısa vadeli bir çözümü yok. Ancak eğitim ve sağlık gibi alanlardan başlayarak sonrasında da diğer alanları da kapsayabilecek kamu girişimciliği eliyle istihdam sorunu çözülebilir:

“Kamu, düşük ücretli ve güvencesiz istihdam sunan alanlara vergi indirimi sunmak yerine, kalıcı istihdam sağlayabilecek ekonomik girişimlere destek verebilir. Bunun için düzgün kurgulanmış bir sanayi ve teşvik programına ihtiyaç vardır.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?