İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerine neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.
İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerine neler yaşanıyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanıp Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesinin ardından kamuoyunda "kuyu tipi" olarak adlandırılan cezaevleri yeniden tartışılmaya başlandı.

  • İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi'nin hazırladığı raporÇorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde kalan tutukluların maruz kaldığı fiziksel koşulları ve hak ihlallerini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. 

Beş tutukluyla yapılan görüşmelere ve farklı yüksek güvenlikli cezaevlerinden gönderilen başvurulara dayanan raporda, tutukluların cezaevini "kuyu tipi" olarak tanımladığı belirtiliyor.

Kuyu tipi cezaevi ne demek?

Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, Türkiye'de 23 yüksek güvenlikli, 13 Y tipi ve 7 S tipi cezaevi bulunuyor. İstanbul Barosu raporunda, bu cezaevlerinin F tipi cezaevlerinin devamı niteliğinde olduğu ve tutuklulara yönelik tecrit ile izolasyonun daha ağır biçimde uygulandığı değerlendirmesi yapılıyor.

  • Rapora göre "kuyu tipi" resmî bir cezaevi tanımı değil. Bu ifade, Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde görüşülen tutukluların cezaevini tarif etmek için kullandığı bir tanımlama. 

İstanbul Barosu da raporunda bu ifadeyi, yüksek güvenlikli, Y tipi ve S tipi cezaevlerindeki tutulma koşullarını anlatmak için kullanıyor.

Tutuklular günün 22,5 saatini hücrede geçiriyor

Rapora göre en önemli sorun, hücrelerin önünde havalandırma alanı bulunmaması. Tutukluların anlatımına göre günün yaklaşık 22,5-23 saati hücrede geçiyor. Havalandırmaya çıkabilmek için hücrelerinden çıkarılıp cezaevinin başka bir bölümüne götürülüyorlar. Havalandırma süresi ise yaklaşık 1-1,5 saatle sınırlı tutuluyor.

  • Rapora göre bu uygulama yalnızca açık havaya erişimi sınırlandırmıyor, havalandırma sırasında tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanmasını da güçleştiriyor. Tutuklular, ihtiyaç nedeniyle hücrelerine döndüklerinde aynı gün yeniden havalandırmaya çıkarılmadıklarını aktarıyor.

Ayrıca tutuklular, yazlık havalandırma alanının beton duvarlardan ibaret olması nedeniyle çok sıcak olduğunu, kapısı açılır açılmaz sıcak hava dalgasının çarptığını ve 1-1,5 saat süreyle beton bir alanda tutularak hava alma hakkının kullanılmasının mümkün olmadığını ifade ediyor.

İstanbul Barosu, bu uygulamanın fiilen sürekli bir hücre cezasına dönüştüğünü söylüyor. Raporda, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un havalandırma hakkına ilişkin hükümlerine aykırı bir durum oluştuğu değerlendirmesi yapılıyor.

‘Odadan çok fanusa benziyor’

Rapora göre hücrelerdeki pencerelerin önünde demir parmaklıkların yanı sıra delikli metal levhalar bulunuyor. Tutuklular, hava akışının yeterince sağlanamadığını belirterek hücrelerini "odadan çok fanusa" benzettiklerini ifade ediyor. 

  • İstanbul Barosu da havalandırma alanı bulunmayan hücrelerle birlikte değerlendirildiğinde bu pencere sisteminin hava sirkülasyonunu ciddi biçimde sınırladığı görüşünü dile getiriyor.

Rapor, avukat görüş yerlerindeki koridorda bulunan pencerenin de aynı şekilde kapatılmış olduğunu ve bu pencereden hava akışının sağlanmasının oldukça zor olduğunu da ifade ediyor. Hücrelerin kendi havalandırma alanlarının bulunmadığı da dikkate alındığında, hücrelerde hava akışının sağlanması için tek imkan olan pencerelerin bu şekilde kapatılmış olmasının hava almada yaratacağı sorun daha iyi anlaşılıyor.

Üç kişilik hücreler kamerayla izleniyor

Raporda dikkat çekilen bir diğer uygulama ise üç kişilik hücrelerin yaşam alanlarının kamerayla 24 saat izlenmesi.

İstanbul Barosu, cezaevlerinde ortak alanların güvenlik amacıyla izlenmesinin farklı bir durum olduğunu, ancak tutukluların kapalı yaşam alanlarının sürekli kamerayla takip edilmesinin özel hayatın gizliliği hakkı bakımından sorun oluşturduğunu belirtiyor. Raporda bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarına da atıf yapılıyor.

AİHM, 6 Aralık 2016 tarihli Vasillica Mocanu v. Romanya kararında demokratik bir toplumda gerekli ve meşru olduğunu ortaya koyacak şekilde kanunda öngörülmediği sürece hücrelerin kamera ile izlenmesinin özel hayata saygı hakkının ihlali olacağına hükmediyor.

Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar

Raporda sağlık hizmetlerine erişim konusunda çeşitli sorunlara yer veriliyor. Tutukluların anlatımlarına göre hastaneye sevk sırasında birden fazla kez aramaya tabi tutuldukları, ayakkabılarını çıkarmayı kabul etmediklerinde hastaneye götürülmedikleri, kelepçeli muayeneyi reddedenlerin ise tedaviye erişemediği belirtiliyor. Çorlu Devlet Hastanesi'nde bekleme alanı bulunmadığı gerekçesiyle saatlerce ring aracında bekletildikleri de aktarılıyor.

Ayrıca rapora göre hücre kapıları klasik anahtar sistemiyle değil, elektronik mekanizmayla açılıyor. Tutukluların aktardığına göre, sistemin arızalanması ya da elektrik kesintisi hâlinde kapıların fiziksel olarak açılamaması, acil sağlık müdahalesi gereken durumlarda ciddi risk yaratıyor.

Örneğin, tutuklulardan birinin kalp krizi geçirmesi gibi acil sağlık müdahalesine ihtiyaç duyması durumunda kapının açılması için önce arızanın giderilmesi bekleniyor.

‘Sohbet hakkı’ uygulanmıyor

Adalet Bakanlığı tarafından 22 Ocak 2007’de yayımlanan 45/1 numaralı genelgenin Ortak Etkinlikler başlıklı bölümüne göre tutuklu ve hükümlüler, “10 kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde ve idarenin gözetiminde, açık görüş alanlarında veya diğer ortak yerlerdeki sosyal faaliyetler çerçevesinde haftada toplam 10 saati aşmamak üzere sohbet amacıyla biraraya getirilebilir” deniliyor.

Ancak İstanbul Barosu raporunda, Adalet Bakanlığı genelgesiyle düzenlenen haftalık ortak sohbet hakkının uygulanmadığı belirtiliyor. Tutuklular, sohbet hakkından hiç yararlanamadıklarını, spor hakkının ise ayda yalnızca bir saat kullandırıldığını söylüyor. Raporda bunun sosyal ilişki kurma hakkını fiilen ortadan kaldırdığı değerlendirmesi yapılıyor.

Kitap, mektup ve bilgiye erişim

Rapora göre tutuklular hücrelerinde en fazla 10 kitap bulundurabildiklerini, mektup yasaklarının sık uygulandığını, yayınevlerinden gönderilen bazı kitapların kendilerine verilmediğini ve kırtasiye malzemelerine erişimin de sınırlandırıldığını dile getiriyor.

Tutuklular ayrıca kantin çeşitliliğinin sınırlı olmasından da şikayet ediyor.

İstanbul Barosu: ‘İnsan onuruyla bağdaşmıyor’

İstanbul Barosu raporunun son kısmında, "kuyu tipi" cezaevlerindeki tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığı sonucuna varıyor:

“Havalandırma alanına sahip olmayan hücrelerden oluşan, kapatma ve hücre cezası olarak çifte cezalandırma amacıyla ceza hukukunun temel ilkelerine, hukuka ve var olan kanunlara aykırı bir şekilde inşa edilen kuyu tipi hapishaneler kapatılmalı. Bu hapishanelerin yapımına son verilmelidir.”

Raporda ayrıca bu cezaevlerinden sevk talebiyle açlık grevini sürdüren tutukluların taleplerinin karşılanması ve bu nitelikte yeni cezaevlerinin yapılmaması çağrısı yapılıyor. "Kuyu tipi" hapishanelere karşı açlık grevi yapan Gürkan Türkoğlu, 5 Temmuz’da yaşamını yitirdi.

  • Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde yaklaşık 266 gün boyunca açlık grevi yapan Türkoğlu, sağlık durumunun ağırlaşmasının ardından hastaneye kaldırılmıştı. Türkoğlu, yaklaşık üç aydır yoğun bakımda tedavi görüyordu.

Raporda, farklı "kuyu tipi" cezaevlerinde bulunan sekiz tutuklunun daha benzer taleplerle açlık grevini sürdürdüğü bilgisine yer veriliyor:

Birleşmiş Milletler ne diyor?

Birleşmiş Milletler'in (BM) Mahpuslara Muameleye İlişkin Asgari Standart Kuralları olarak bilinen Mandela Kuralları, ceza infaz kurumlarında tutukluların insan onuruna uygun koşullarda tutulmasına ilişkin uluslararası standartları belirliyor.

  • Kurallara göre, bir tutuklunun günde 22 saat veya daha uzun süre anlamlı insan temasından yoksun bırakılması "tecrit" olarak tanımlanıyor. Bu uygulamanın 15 günü aşması ise "uzun süreli tecrit" olarak kabul ediliyor. 

Mandela Kuralları, uzun süreli ve süresiz tecridin uygulanmaması gerektiğini vurgularken, tecridin yalnızca istisnai durumlarda, son çare olarak ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanabileceğini belirtiyor. 

Kurallar ayrıca tecrit altındaki tutukluların da sağlık hizmetlerine, avukatlarına ve aileleriyle iletişime erişim haklarının korunması gerektiğini, uygulamanın fiziksel veya psikolojik zarara yol açmaması için düzenli olarak gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Mehmet Pehlivan: ‘Kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz’

Kuyu tipi cezaevleriyle ilgili bir açıklama da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'dan geldi. 

Cezaevinin fiziksel yapısını anlatan Pehlivan, avlunun yaklaşık beş metre genişliğinde, çevresindeki duvarların ise 13 metre yüksekliğinde olduğunu söylemiş; "Kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz" dedi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

NATO hazırlıkları: Ankara’ya abiler gelmiş, başkentte bir bayram havası

Ankara’dan bir NATO Zirvesi geçti, geçiyor. En çok akılda kalan da galiba normal zamanlarda kavganın dövüşün, kirin pasın eksik olmadığı bir evin misafir gelecek diye çehresinin değişmesi oldu. Bütün vaktini oturma odasında geçiren ev ahalisinin beyaz örtülerle üzeri kapatılmış salon takımını görme şaşkınlığı… Ve o salona alınmayıp odaya kapatılan çocuklara yapılanların haksızlığı…

NATO hazırlıkları: Ankara’ya abiler gelmiş, başkentte bir bayram havası