
Birleşmiş Muhalefet
Ben muhalefeti sıkça eleştiririm. "Muhalefeti eleştirmemek gerek" diyen kişilerin aksine, ben daha iyiye çekebilmek adına eleştirilerimizi gerekirse sert bir şekilde dile getirmemiz gerektiğini düşünüyorum (Dost acı söyler). Nitekim tatava yapmanın önemini daha önce anlatmıştım. Fakat bu sene beni en sevindiren şeylerden biri, muhalefet partilerinin ortak bir zeminde konuşabilmeleri, bazı alanlarda somut adımlar atmaya başlamaları ve böylece birçok insana ülke yönetebileceklerini göstermeleri oldu.
İlk olarak bir bütün olarak hareket edebilmeleri (arada pürüzler olsa da) takdire şayan. Bütün hareket edebilmeyi aslında bu sene görmeye başlamadık. Gerek İyi Parti’nin seçime girebilmesi gerekse belediye başkanlığı adaylıkları bize zaten birlikten kuvvet doğduğunu gösterdi. Bu sene de iletişim halinde olmaları (mesela ikili görüşmeler), çeşitli etkinliklere beraber katılmaları (mesela İstanbul Maratonu), bazı konularda yeknesak duruş sergilemeleri (mesela İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş), birlikte hareket etmeye devam ettiklerinin göstergesi. Bu yıl bu birlikteliği ilişkin en sevindiğim şey muhalefet partilerinin bir bütün olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini yarattığı sorunların farkında olup sürekli dile getirmeleri ve parlamenter sisteme geçme iradelerini ortaya koymaları oldu. Her ne kadar muhalefet partileri yer yer bireysel olarak kendi önerilerini açıklamış olsa da, bir metin üzerinde uzlaşabilmek adına bir araya geldiler. Seçim barajının düşürülmesi, torba yasanın önüne geçilmesi, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, Cumhurbaşkanının tek başına karar alma yetkisinin (istisnalar saklı olmak kaydıyla) kaldırılması, HSK bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayıcı mekanizmaların getirilmesi, çoklu baro sistemine son verilmesi, medya sahipliğinin şeffaflaştırılması, RTÜK üyelerinin seçimi, yerel yönetimlerin yetkileri, kamu ihalelerin açıklığı… gibi konularda da uzlaşmış gözüküyorlar. Bu arada, bu bahsedilenlerin hepsi Anayasa değişikliği gerektirmiyor (mesela seçim barajı, çoklu baro, kamu ihaleleri). Fakat Anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulmayan hususlar da muhalefet partileri iktidara geldikten (gelebilirlerse) ve parlamenter sisteme geçildikten sonra ülkeyi ne şekilde yönetmeyi planladıklarını göstermeleri bakımından önemli. Fakat tabii eleştirmeden geçmeyeceğim. Bu başlığı izninizle sorularımla kapatıyorum: 1) Masada neden kadın hukukçu yok; 2) Masada neden Anayasa hukukçusu yok; 3) Masada neden tüm muhalefet partileri yok?
Aşıya Kavuşmamız
Pandemi hepimizin hayatını olumsuz yönde etkiledi. Kimimiz dışarı çıkamamaktan kimimiz işe gitmek zorunda olmaktan şikâyet ettik. Vaka ve vefat sayılarının yüksekliği karşısında hiç tanımadığımız insanlara üzülürken bazen bizler de kayıplar yaşadık. Bir süre sonra ise biraz da olsa normale dönmemizi sağlayan aşı haberlerini aldık.
Bu yazdıklarımı yabancı bir arkadaşım okusa Türkiye’den bahsedeceğim demiştin; oysa aşı Türkiye’den bağımsız diyebilir. Fakat Biontech aşısı ülke sınırlarımız içinde bulunmamış olsa da Türk bilim insanları Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in başarısını milletçe üstlendik. Bizler sevinirken, onlar da Türkiye’nin aşıya erişimi konusunda aktif rol aldılar. Sizce de Biontech Türk bilim insanları tarafından bulunmasaydı bizim bu aşıya erişimimiz daha geç olmaz mıydı? Bana öyle geliyor.
İşte, aşıya erişim ile ilgili konuşmak istediğim şey ise tam burada devreye giriyor: milliyetçilik. Aşıya erişimimizle birlikte sosyal medyada ya da haber kanallarında bazı kişilerin “en milliyetçi benim” tavırlarının içi boş olduğunu bir kez daha düşündüm. Çünkü bence milliyetçilik dediğimiz şey televizyon programlarında “vatan, millet, Sakarya” diye bağırmanın çok ötesinde olmalı. Ben Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in bu süreçteki duruşlarını gördükçe asıl milliyetçiliğin iyi şeyler yaratmak/üretmek ve ürettikçe ülkenize katkı sağlamak olduğunu iyice düşünmeye başladım. Bundan sonra kendisini milliyetçi olarak tanımlayan kişilere de bu ülke için ne yaptın diye sormayı planlıyorum. Siz de bana katılıyorsanız bu sorumu kullanabilirsiniz.
Spor Başarıları
Bu sene güzel hatırlayacağım şeylerden biri de ülkemize güneş gibi doğan Olimpiyat. Zira ben, ülkedeki tüm tartışmaları ve aramızdaki farklılıkları askıya alıp hep birlikte yarışmaları izliyormuşuz gibi hissettim. Yarışmanın kendisi başlı başına değer olmakla birlikte 2 altın, 2 gümüş ve 9 bronz madalya kazanmamız da ülkece aslında ne çok şeyler başarabileceğimize olan inancımı tazeledi. Benim bu başlıkta üzerine konuşmak istediğim şey ise sporun dönüştürücü gücü.
İlk olarak, sporda elde ettiğimiz başarılara hangi görüşten olursak olalım beraberce sevinebildik. Bu aslında farklılıklarımıza rağmen ortak değerlerimiz ve sevinçlerimiz olduğunu anlamamıza yardımcı oldu. O kadar çok siyaset konuşur olmuşuz ki, siyasetten başka şeylerin olduğunu Olimpiyatlar sayesinde hatırladık (en azından özeleştiri yapmış olayım). Buna ek olarak, A Milli Kadın Voleybol takımımızın gerek olimpiyat gerekse 2021 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’ndaki performansı, bende spordaki başarıların aslında toplumu özgürlüklere daha saygılı olma konusunda dönüştürebileceği izlenimini uyandırdı. Her ne kadar bazı kişiler takım oyuncularının kıyafetlerinden ya da özel hayatlarından rahatsız olsa da, bunlar çok sınırlı kaldı. Gündelik hayatta sürekli karşılaştığımız ataerkil dayatmalar, söz konusu spor olduğunda, hele de başarılar geldiğinde, yüksek sesle çıkamadı. Örneğin, insanların cinsel yönelimleri suçmuşçasına ele alındığında sessiz kalmayı tercih eden pek çok insan, bu sefer konuştu. Konuşmayı gerçekten istediler mi bilmiyorum; fakat başarılar karşısında sessiz kalamamaları, beni herkesin hayatına saygı göstermeyi bu şekilde öğrenebileceğimize inandırdı.
Sporun dönüştürücü gücüne ilişkin bir diğer husus, bu başarıların gelecek nesillere örnek olması. Elimde istatistiki bir bilgi olmasa da Eda Erdem’i, Ebrar Karakurt’u, Mete Gazoz’u, Buse Naz Sürmeneli’yi gören gençlerimizin daha fazla spora yöneldiğine inanıyorum. Kendi güçlerinin farkında olan sporcular, değişimin dinamosu olmaya ve geleceğe değer katmaya da çalışıyorlar. Dezavantajlı bölgelerde yürütülen projeler ya da kız çocukları için kurulan spor akademileri bunların örnekleri.
Tüm bu dönüştürücü güç de beni geleceğin daha iyi olacağına inandırıyor. Umarım bu inancımda yalnız değilimdir.
Her ay buluştuğumuz Günebakan okuyucularına şimdiden mutlu bir 2022 diliyorum. Umarım bir sene sonraki yazıda "keşke olmasaydı" listesini üç maddeye tamamlamak, "iyi ki oldu" listesini üç maddeye indirmekte zorlanırım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kendimizi sık sık Mart 2020’de zannetsek de 2021 yılını bitiriyoruz. Ben de 2021’in son yazısında yıla bakmak ve bu sene keşke olmasaydı ve iyi ki oldu dediğimiz şeyler üzerine yazmak istedim.
10 Ara 2021

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


