İzlediklerime Düştüğüm Notlar

Bir Sahneden Bir Ekrandan
İzlediklerime Düştüğüm Notlar

18 Ocak’ta, Zorlu PSM’de, Mercan Selçuk’un farklı yaş gruplarından dansçıları bir araya getirerek babası Timur Selçuk’un müziğini bedene ve kareografiye döktüğü gösterisini izleme şansı buldum. Gösterinin adı tatlı manidar... Yanılmıyorsam, Timur Selçuk’u henüz kaybetmemişken, baba kız bir Tv programında gösterinin röportajını da beraber vermişlerdi.

(Görsel: Zorlu PSM)

Gösteri, Münir Nurettin Selçuk’un oğlunu takdimiyle başladı. Güzel düşünülmüş, seyircisine heyecan veren bir giriş... Öte yandan Timur Selçuk’un kendini, ailenin müzikal geçmişini ve sahne anılarını anlattığı bölümleri “Bir Yudum İnsan” kesitlerinden izlemek, başlarda iyiden bir nostalji hissi verse de bu görüntülerin gösteri boyunca sık kullanılan bir malzeme olması bir zaman sonra beni bir dans gösterisi izleme hissinden biraz uzaklaştırdı.

Kullanılan kayıtların püri pak olmaması müziğe ve kullanılan müzik materyaline dair sıcak, gerçek hissettirdi. Mercan Selçuk’un söylemiyle bu şarkıların “beden diline aktarılması” tıpkı Timur Selçuk’un müziğinde olduğu gibi güzel bir çeşni barındırıyordu. Klasik danstan modern baleye birçok öğenin bir arada olduğu yeni bir tat sunusuydu.

Gösteri sırasında ve sonrasında aklımda kalan sahnede olup bitenden çok salondaki seyirci, seyircinin performansa gösterdiği özen ve özensizlik ile katılımdı. Belki uzun zamandır bir salonu ve sahnede olup biteni ortak bir paylaşımda deneyimlemediğimden buna çok dikkat kesildim, bilemiyorum. En arkanın bir önünden izlediğim gösteride, etrafımdaki seyircinin performansından anladığım kadarıyla, dansçı yakınları o gece salonda bir çoğunluk oluşturuyordu. Müziği ve anlatımı tam anlamıyla takip etmekten çok, sırası geldiğini düşündükleri ancak zamansız alkışlarla, bazen tezahüratla ya da fazla heyecana kapıldıkları, müziğin ritmi dışında bir katılımla biz diğer izleyenlerin de dikkatini bastırdılar. Aralıklarla da flaşı açık telefonlarla video kaydı almaya çalışanları düşününce, zaman zaman sahnede izlediğim gösterinin bir okul etkinliğinde yapıldığı hissine kapıldığımı söylemeden edemeyeceğim. Yapılan ya da yapılmaya çalışılan işin özelliği böyle budanıyor sanki… Neden sadece orada olamıyoruz? Neden seyirci olarak herkesin kendi ve sahne arasında bir anı yaşadığını göz önünde bulunduramıyor ve ayrıca bir performans gösterme ihtiyacı duyduğumuzu düşünüyorum… Seyirci tepkileri, zamanlaması ayrıca konuşmamız gereken bir şey sanki.

Sahneden aklımda kalan diğer iki şeyden ilki; Hazal Selçuk’un düzenleme ve vokallerini yaptığı İkinci perdenin açılış parçası “Yas” ile koreografisi. Parça, iniş çıkışlarıyla girip çıktığı hâllerle hem müzikal hem de koreografi anlamında ayrı bir toplam gibi… Gidecek olanlarınız olursa muhakkak başka bir göz ve kulakla o anda olsun derim. Diğeri ise; dansına da tatlı espriler işlenmiş, en çok pelesenk olan parçalardan biri “Ekonomi Bilmecesi”. Seyircinin alkışı, katılımı, coşkusu epey doruğa yükseldi bu parçayla. Kim bilir, belki en çok bilinen olduğundan belki de günümüz ekonomisinde hâlâ güncelliğini koruyan “cuk” bir iş olduğundandır…

Bir aileden kuşaklar arası bir sanat ortaklığı, bu fikrin etrafında dans eden yedisinden otuz küsürüne bir ekip… Her gösteri hem sahnedeki hem de misafiri için başka bir deneyim, bir araya geliş. Vakti ve imkânı olanlara tavsiye ederim, iyi bir tanesine denk gelmeniz dileğiyle…

Son olarak, İstanbul’da nereye girip çıksam Hollanda’ya dönüşte almam gereken negatif test sonucunu düşünerek biraz tedirginlik yaşadım. Zorlu PSM önlemler ve etkinlik katılımcılarının salondan çıkışını organize etmekte de oldukça iyiydi. Konforlu hissettirdi.

***

(Görsel: https://www.townandcountrymag.com/)

Müzikal film, dizi izlemeyi sevenlere gelsin!

Jonathan David Larson’ı ve hikâyesini bilenler bilir. Müzikal ruhuna başka bir dil getirmiş, maalesef çok erken yaşta buralara veda etmiş söz yazarı, besteci ve oyun yazarı. Film, kendisinin hikâyesini anlatan ve aynı isimli müzikalinden uyarlama 2021 yapımı “Tick, Tick... Boom!”. Netflixt’e hâli hazırda mevcut.

Hepimizin, özellikle günümüz bireyinin zamanla zaten bitmeyen derdinin pandemiyle iyice koyulduğunu düşünüyorum. Hangimiz biraz dursa zaman ellerimizden kayıp gitmiş, her şeye çok geç kalmış gibi hissetmiyor? Filmi tam da bu yüzden önermek istedim. Çoğunluğumuzun kendini bu kaygı yüzünden üretme, geride bir iz bırakma baskısı altında tutmasından… Jonathan D. Larson da daha 90’ların başında 30 yaşın büyük gelişi ve yapmak istediklerinin telaşesindeyken elinden kayıp gidenlerle boğuşmak zorunda kalıyor. Zaten herhalde en çok da hayatımızı diri ve sabit tutmak için deliye döndüğümüzde bir şeyler aksine dönüyor. İşte sanatçının da bu boğuşma üzerinden anlattıkları bir müzikali ve yeni bir dili var ediyor, ancak Larson beklenmedik bir ölümle çok erken yaşta hayatını kaybediyor… 

Jonathan Larson’ı başarılı oyuncu Andrew Garfield canlandırmış. Performansı görülmeye değer. Şimdiden iyi seyirler olsun, umuyorum siz de hikâyenin kendisi üzerinden benim gibi biraz durup günün telaşesini düşünürsünüz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

Yeni Yılın İlk Kavuştayı

Yeniden Yolumuzun Düştükleri ile Yeni Keşifler

30 Oca 2022

Anthony Delanoix

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar

Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR