
Jacques Derrida’dan etkilenen mimarların öncülüğünde mimari ve kent kültürünün içinde filizlenmeye başlayan bu akım, neredeyse dokunduğu her şehir için merak uyandırmaya başladı. Mimarideki dekonstrüktivizm özellikle form ve fonksiyonu gelenekselin ya da modernin dışına taşıyarak bambaşka bakış açısı sunuyor. Bu akımın öncülerinden filozof Derrida da dekonstrüktivizmi “Metinlerin anlaşılması en kolay klasik açıklamalar ile mümkün olabilir. Bu bağlamda bakıldığında dekonstrüksiyon stilinde tasarlanmış herhangi bir mimarlık eseri de var olabilmesi için son derece köklü bir geçmişten gelen geleneksel bir yapının varlığına ihtiyaç duyar; böylece o yapının varlığına karşı esnek bir tasarım olduğunu ortaya koyabilir.”(1) diyerek açıklamış zaten.
Prag, Gotik yapılarıyla yeterince akılda kalıcı bir yer olmasına rağmen Dans Eden Ev bu kente bambaşka bir hava katmış. Bu yapı ilk zamanlar Prag halkı için rahatsız edici bulunsa da çoktan önemli mimariler arasında yerini aldı. Bir tasarımın insanı, toplumu ve sosyal yaşamı bu denli etkilemesi hayret verici gelse de sanat yaşamın her alanında yarattığı farkla etkileyiciliğini her defasında gözler önüne seriyor.
Sınırların dışına çıkmak her zaman cesaretin ve deneyimlerin artmasına sebep olur. Karşıtlıklarla birlikte bir yaşam sürmek öğretir, geliştirir ve büyütür.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



